Altı yıl önce İspanya’ya geldiğimde siyasi ve kültürel olarak, farklı bir atmosfere girdiğimi ne zaman hissetim, biliyor musunuz?
Bir Çingenenin gururla, hatta biraz da gözdağı verir gibi ‘Soy Gitano!’ dediği zaman.
Soy Gitano!
Ben Çingeneyim!
Ben de ‘Soy Kurdo!’ dedim aynı horozlukla ama bu, onun için hiçbir şey ifade etmedi…
Adımızı ‘namımızı’ duymamıştı…
Türkiye’de gururu bir yana bırakın, öyle doğal bir biçimde Çingene olduğunu söyleyene hiç rastladınız mı?
Toplumsal hayatta, zorunlu kalmadıkça kendilerini, kimliklerini açığa vurmazlar. Dramatik bir biçimde saklamaya çalışıyorlar. Dramatik olması, bütün gayretlerine rağmen, saklayamıyor olmaları…
Onların kimliği küfürdür, hakaret simgesidir…
Ha, İspanya’da mesele büsbütün hal olmuş, insani bir rotaya girmiş midir? Yasal olarak evet ama toplumsal olarak hala sorun var. Çingeneler hala Çingenedir ve hala kapalı yaşıyorlar. Ama hadi ordan Çingene, diyemez kimse onlara. Sıkar bu…  Onlardan çekinir, korkarlar.
Türkiye’de şu şahıs Çingenedir, dediğinizde, otomatikman ‘o kötüdür’ demiş oluyorsunuz.
 Bu yüzden, alicenaplık yapmış, onlara Roman demeye başlamışlar.
Kürtlerde de buna benzer bir yamukluk var. Dilenciliğe ‘pars’ dilenciye de ‘parsek’ derler. Nereden geliyor, sahiden de Parslar mı (Fars) kast ediliyor? Kürtçeye nasıl yerleşmiş bu kavram, bilmiyorum. Ne yapalım acaba, biz de onlara kibarlık olsun diye, Türklerin dediği gibi ‘Acem’ mi diyelim. Ama bu ‘Acem’ lafında da bir küçümseme var sanki…
Üstelik bu ‘Acem’likte bir muğlaklık var, net değil…
Türkler, Farslara ‘Acem’ derken, İran’da da Farslar, Azerilere ‘Acem’ diyorlar.
Bu noktada da mevzu karışık yani…
İşin dramatik yanı, Çingenelerin de bu kimlik aşağılanmasını kabullenmiş ve kendilerine Roman denmesini tercih ediyor olmaları…
Karadeniz bölgesindeki Rum kökenliler de öyle, onlar da etnik kökenlerini gizliyorlar. Çünkü Rum kelimesi de küfürle eşdeğer kullanıldı yıllar yılı…
Şu Roman’lığı onlar mı kendisine uydurdu, başkaları mı onlara bu adı verdi, bilmiyorum doğrusu. Bir önemi de yok ayrıca. Kimliklerinin kötü olduğunu, kökenlerinden ötürü aşağı olduklarını kabullenmiş olmaları, bir insanlık dramı olarak ortada...
Hangi Kürt siyasetçi büyük bir isabetle ‘Kültürel soykırım’ kavramını kullanmıştı?
İşte budur kültürel soykırım…
Kürtleri de aynı duruma sokmak için az çalışmadılar ama güçleri yetmedi… İspanya’da yaşadığım kasabada epey Bulgar Çingenesi de var. Onlar da aynen Türkiye’deki Çingeneler gibi, kimliklerini saklıyor ‘Türk’ olduklarını söylüyorlar. Türkçe de konuşuyorlar zaten. Ama her biri, bir diğerini Çingene olmakla ‘itham’ ediyor.
İstanbul’da bir Rizelinin ağzından Trabzonlular için ‘Onlar Türk değil, Rum tohumu!’ dediğini, hayret ve dehşetle duymuştum. Bana bir sır verir gibi fısıldamıştı normal şartlarda hayli şakacı ve sevimli olan Rizeli amca…
Irkçılığın olağanüstü olağan hali yani…
Türk devletinin yapısı ve eğitim sisteminin ortaya çıkardığı garabet…
Milli birlik ve beraberlik…
Tek vatan, tek bayrak, tek millet…
Tek, tek, tek…
Türklerde ırkçılık yoktur ama…
Bunu sakın unutmayın.
Türkler ile ‘birlikte’ yaşayan Çingenelerin durumu bu da, Kürtler ile ‘birlikte’ yaşayan Çingenelerin durumu farklı mı, çok mu daha iyi?
Değil…
Aynı itilmişliği, aynı dıştalanmışlığı Kürdistan’da da yaşıyorlar…
Azıcık iyi bir şey varsa, o da Kemançecilerinin Kürt ağalarının biraz korkulu rüyası olması. Kürt ağaları korkudan, onlara iyi bahşiş verirler. Yoksa ağayı yerin yedi kat dibine batıran bir şarkıyı, diğer köye giderken, daha yolda besteleyip, komşu köye varır varmaz da, çalıp söyleyerek, ağayı rezil rüsva ederlerdi…
Kürdistan’da da farklı isimleri var.
Mıtrıp, Mırtıp, Mıtırb, Cengene, Qereçî…
Bu tanımların hepsinde de bir küçümseme var.
Yine de en uygunu Qereçî...
Karaçi’ye kökenlerine, geldikleri yere vurgu… 
Bir aşağılama yok…
Kürtler, Qereçî vatandaşlarımız için uydurulan diğer isimleri, tanımları unutsalar, iyi olur…
Türkler ile kardeşliğe vurgu yapıyoruz ya, çok sık bir biçimde, Qereçi kardeşlerimizi niye unutuyoruz?
Qereçî oldukları için mi?
Farkımız?..