Özgür Gündem’in yayınlanmasıyla (1992) hayatımıza giren Qirix, yirmi yıldır çizgilerle direniyor. Qirix tiplemesini çizen Doğan Güzel, “Keko’nun oportünizmi, Kuto’nun samimiliği ya da ananın analığı hala yerli yerinde, değişen teferruat”tır diyor. Çizimlerinden dolayı birçok kez yargılanan ve sürgünde yaşamak zorunda kalan Güzel’in karikatürlerinin bir kısmı “Qirix” (Kırık) adlı kitapta toplandı. Doğan Güzel ile çizim (Qirix) serüvenini ve Kürtlerde mizahı konuştuk.


Qirix çizimi Kürdistan’da artık özel bir tipleme oldu. Qirix hikayesi ne zaman ve nasıl başladı?

Ortalıkta o kadar az Kürt çizer varken, bir de bunların çoğu Kürtçe’yle sorunlu iken kalkıp Kürtçe-Türkçe bir mizah dergisi çıkarmak akıl karı değildi, ama yine de yaptık. 1992’de TewLo’yu çıkardık. Daha doğrusu o zamanki Yeni Ülke’yi çıkaran arkadaşlar, Halil İncesu ile bu işe kalkıştılar. Ben de topu topu iki-üç aylık Gırgır-Avni dergileri geçmişimle, yani daha çok amatörken, sırf derginin Kürdistan’da büyümüş doğru düzgün Kürtçe konuşabilen tek çizer olmanın ödülü olarak, dergiyi çıkaranlar kadrosuna girdim.  
Tabii ilgi topladı. Halkımızın baştaki merak ve heyecanı geçip gidince, biz de kendi beceriksizliğimizle baş başa kalınca, üç ayda batırdık dergiyi. Hem ona hitap etmeye çalış hem de buna, hem Kürtçe ol hem de Türkçe falan, olmadı yani. Batırınca da bu sefer bizi - Halil ile beni- daha yeni yayın hayatına başlamış olan Özgür Gündem Gazetesi’nde istihdam etmeyi teklif ettiler; biz de kabul ettik. Ama bu sefer TewLo’daki gibi bir kafa karışıklığına düşmemek için kolayıma gelen, bildiğim, Diyarbakır’dan birşey yapayım dedim. Qirix da biraz bu şekilde ortaya çıktı.

Neden Qirix? Size ilham veren neydi?

Bir önceki cevapta da belirttiğim gibi, ilhamdan ziyade rahatlık peşinde olmamdı mesele. Gündem Gazetesi için ‘bildiğim, beni pek zorlamayacak birşey yapayım’ diyordum. Haftalık dergi bile benim bu kadar canımı çıkarırken her gün her gün çizmek kabus gibi birşey olsa gerekti.
Tesadüf, tam o dönem kaldığım öğrenci yurdunda bol bol qirix hikayeleri anlatılıyordu. Bir de bizim yurda sığınmış olan köylüm yarı üniversiteli, yarı qirix Orhan’da (Hamza Heval) da bol bol ‘Bir gün bizim qirixlardan biri’ diye başladığı hikayeleri işin içine girince, ‘neden bunu tip yapmayayım’ dedim. Derken, Diyarbekirli bir Qirix çıktı ortaya.
Zaten Türklerin pek okumayacağı bir gazetede biz bize olacaktık. Ayrıca tüm Kürtleri de boş verip niye çevremdeki yurtsever öğrencilere çizmiyordum ki? Velhasıl öyle yaptım, eşe-dosta, bir tek yurtsever öğrencilere çizer gibi çizdim.

İlk Qirix çizimi nasıl bir tepki aldı? Anlaşıldı mı?

Diyarbakır Türkçesini saymasan Qirix’ın anlaşılmayacak derin bir tarafı yoktu zaten. Sadece alışılmadık ve yeniydi. Diğer çizilegelen tiplerden farklı olarak Kürdistan’ı merkez alıyordu ve politik bir bant olmasına rağmen popüler mizahı, Türkiye’deki dergi mizahını kullanıyordu. Öyle siyaset yapacağım diye ille de kara mizaha yüz vermek meraklısı değildi, o kadar.
Yurtsever basında çizmeye başlamadan önce yıllar boyunca piyasa mizahında öğrencilik yapmış olmak beni kurtardı sanırım. Ya da piyasada öğrensem bile orada kalmamak… Bunun bir de Kürtlerin tam da uyandığı, ayağa kalktığı bir döneme denk gelmesi de başka bir şans. Kürtlük-Kürdistan adına ortaya çıkan herşeye insanlarımız aç, yani hazır bir okuyucu kitlesi… Bu yüzden olur olmadık, mizah okuru bile olmayan Kürtlerin bile ilgisini, kabulünü gördü. Gündem’deki bantın o günkü esprisini çakmayıp, sırf qirix ağzından dolayı sevenler bile vardı. İlk anda kulağa kötü birşeymiş gibi geliyor, ama hiç yoktan da iyi. Pratik olarak da hiçbir şey yoktu zaten.

Amed qirixları biliniyor, özellikle bazı mahallerin koruyucu semboller gibi… Qirix tipleme oportünist bir duruş… Qirixlar biraz oportünist mi olur? Yoksa bir kurmaca mı?
Özel olarak oportünist tipler falan değillerdir herhalde. Bir dönem tüm Kürtlerin kendi kimliklerine karşı gösterdikleri inkarcı yaklaşım dışında özel olarak başka bir üç kağıt yaptıklarını düşünmüyorum. Uyarlar mı uymazlar mı başka mesele ama mertlik, yiğitlik gibi resmi değerleri de var. Ve bunlar olmazsa olmazları. Bir tek siyasetin, devrimcilerin Kürt toplumuna bu kadar girmesinden sonra mertlik, yiğitlik ölçüleri değiştiği için işleri biraz zora girdi artık. Kürt siyasetine bulaşmak zorunda kalıyorlar artık. Ya da tersi kendi değerlerden uzaklaşmak. Her iki durumda da qirixlık biraz bitiyor yani.

Bir Qirix karesini çizmek ne kadar zamanınızı alıyor?

O kadar zamandır da yapıyorum ama çizgi olayı hala beni zorlamaya devam ediyor. Tek bir çizgi stilinde karar kılıp onu geliştirmek yerine oburca bir de ‘şunun gibi de çizsem’ ya da ‘neden realist bir stilim de olmasın’ falan deyip bir türlü oturmuş bir çizgi sahibi olmayı beceremedim.
Qirix’ı çizdiğim tarz da öyle, sorunlu. Bu yüzden bir gün gayet rahat çizerken, başka bir gün bir detayda takılıp işi bir sürü uzatabiliyorum. Ama yine de hepsini ortalama yapabildiğim sürece bu oburluktan şikayetim yok.

Qirix da Kürdistan’daki süreç ile birlikte değişim gösterdi. Önce savaş süreci, son yıllarda da demokratik çözüm sürecine ayak uydurmaya çalışan bir Qirix var. Bu değişimi nasıl tanımlıyorsunuz?

Bant tiplerinin kaderi bu, büyümüyor veya ihtiyarlamıyorlar. Ama gel gör ki, benimkiler halihazır dönemde yaşayan tipler. Büyüyüp ihtiyarlamasalar bile değişmemezlik olmuyor. Hayat değişiyor, Diyarbakır değişiyor. Fonda ilk çizdiğim şehir silueti bile kalmadı artık. Bu biçimsel detayları takip etmek beni zorluyor, yoksa karakterlerin döneme ya da sürece bağlı olarak değişmesi değil. O değişimi kendimden yakınımdaki eş-dosttan tanıyor, tahlil edebiliyorum nasıl olsa. Ya da yaptığım işin doğası gereği tersi de söylenebilir; bütün bu değişime rağmen benim karakterler aslında hep aynı, değişmiyor. Keko’nun oportünizmi, Kuto’nun samimiliği ya da ananın analığı hala yerli yerinde, değişen teferruat…

Bir süre yurtdışında yaşadınız, buna rağmen Amed’deki Qirix’i çizmeye devam ettiniz. Zorlukları nelerdi?

Bir süre değil, uzun bir süre öyle oldu. Hala da dönmüş falan sayılmam üstelik. Böyle olunca da sokaktan şeyler çizmek yerine siyasi gündemden, gazete haberlerinden, ondan bundan duyduklarından birşeyler çıkarmak zorunda kalıyorum ki, hoş değil. Yine hiç yoktan iyidir diyeyim, ama hiç yoktan iyidirden öte birşey olduğunu da biliyorum. Ne de olsa Gündem Gazetesi’nde çıktı bu bant, 90’larda. Bugün yirmi yıl sonra Kürt basını için hala ‘Gündemci’ denmesi o yüzden. Ee madem bu Qirix’ta Gündem’in, yani Kürtlerin son yirmi yıllık hafızasının bir parçası, bunun için bile olsa var olmaya devam etsin. Az buz birşey değil bu geçmiş. Tabii bunu yaparken çapını çok düşürmezsem fena olmaz.

Kürt karikatüristler artık bir ekol mu?

Daha neler!.. On yıl önce Pinê’yi çıkarırken bile daha çok ‘Kürt çizer’ vardı ortalıkta. Azalandan ekol mu olur? Zaten dergi falan olmadan da bu işler olacak gibi değil. TewLo’dan farklı olarak bu sefer üç beş Kürt çizer toplamayı başarmıştı bu dergi, ama kapanmasından sonra her biri bir tarafa gitti.

Arkadaşlarınız sizi nasıl çağırıyor? Doğan mı, Qirix mı?

İnsanlar böyle şeyleri seviyor. Daha çok Qirix diyorlar, ama bereket bu söylem gittikçe azalıyor. Qirix’in eski etkisinin kalmamasının iyi tarafı bu benim açımdan. Yoksa Qirix’la Türkçem dışında bir benzerliğim de yok. O Türkçe bile o balonları yaza yaza bu hale geldi. Daha önceleri daha bir normal konuşabiliyordum galiba.

Kürtlerde kendini mizah ile ifade etme kültür olarak ne kadar var?
O yönüyle halkımızın hakkını teslim etmek lazım galiba. Öyle kanında falan gelen birşey değildir herhalde, ama bir sebeple o tarafı gelişkin bir millet. Keyifçi yani…
Ortalıkta resmi bir Kürtlük ya da televizyonlarda şurada burada öğretilen bir mizah olmadığından mıdır nedir, daha bir özgür, daha bir kendine ait mizah var. Bir de milliyetçilikle, okul-eğitimle, şuyla-buyla korunulan bir Kürtlük olmadığı için kendisiyle dalga geçme rahatlığına veya şansına sahip bir millet olması belki… Kendiyle dalga geçmek de sağlıklı bir egzersiz sonuçta. Bir nevi biz Kürtlerin o suyunu çıkardığımız ‘özeleştiri’ kurumu yani. Daha doğal olanı üstelik. Hem de ekolojik...


CEMAL TURAN