Yeni Trump yönetiminin ABD’de iş başı yapmasının ardından Türkiye Suriye’deki varlığını kalıcılaştırmanın, ABD’yi de bu konuda ikna etmenin arayışını arttırdı. Türkiye bir yandan ABD üzerinde, “stratejik ortak konumunu da kullanarak” bu yönlü baskı oluşturmaya çalışırken, öte yandan İran ve Suriye rejimi üzerinde de söz sahibi olan Rusya’yı birçok noktada ikna etmeye çalışıyor. 

Bunun için öncelikle iki aydır sonuç alınamayan Bab operasyonuna son günlerde ağırlık verildi. Bu yoğunlaşma tam da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Trump ile ilk telefon görüşmesinin arefesinde başladı ve sonrasında da devam etti. Hemen ardından CIA Başkanı Mike Pompeo Ankara’ya geldi. Daha önce ziyaretleri gizli tutulan CIA Başkanı bu kez Ankara’da üst düzey devlet protokolü ile karşılandı. Cumhurbaşkanı ve Başbakan, Pompeo ile görüştü. Dün de ABD Genel Kurmay Başkanı Joseph Dunford Ankara’ya geldi.

Türkiye’nin bütün bu diplomatik temaslardan beklentisi açık: Suriye’de Kürtleri denklem dışına iterek, kendisine bağlı güçler üzerinden yeniden bir etkinlik sağlama çabası. Bab operasyonu da ardından yürütülen Reqa tartışmalarını da Türkiye bu esas üzerinden yürütüyor. Ancak en son Milli Savunma Bakanı Fikri Işık yaptığı açıklamada, ABD’yi henüz bu konuda ikna edemediklerini, “Arzu ettiğimiz sonucu şu anda alamadık” sözleriyle açıkça dile getirdi. 

Türkler kullanılmak için can atıyor

Bütün bu görüşmeler olurken, Kürtler Moskova’da önemli bir konferans gerçekleştirdi ve hemen arkasından Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Kürtler olmadan Cenevre’de sonuç almanın mümkün olmayacağını açıkladı. Bunun üzerine Türkiye’de “Rusya’nın ve genel olarak uluslararası güçlerin Kürtleri kullandığı” tezini işlemeye başladı. Bu denklemi tersinden kuran Türkiye karar verici merciler ise “ABD ve Rusya kendisini oradaki Kürtlere muhtaç etmemeli, biz her türlü anlaşmaya varız” üzerinden Kürtlerin bu güçleri kullandığını ima eden açıklamaları dikkat çekiyor. 

Türkiye’nin bütün planları Kürtlerine aleyhine

Sputnik’e konuşan Ankara Politikalar Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Kanbolat, son dönemlerde hızlanan diplomasi trafiğinde “stratejik konuların” ele alındığını, Türkiye’nin ABD tarafına “bir Türk planı” ilettiğinden bahsediyor. “Kürtleri devredışı bırakmak” dışında bu planın ne olduğuna ilişkin henüz bir bilgi yok. Kimi analistlerin aksine Kanbolat, Rusya ve ABD’nin Suriye denkleminde ortak hareket ettiğine işaret ederek, “Genel olarak İsrail ve ABD’nin yörüngesinden çıkmadığını görüyoruz. Bu hem IŞİD’e karşı mücadelede, hem de Suriye’nin kuzeyinde PYD’ye verilen destekte görülebilir. PYD’nin 2016 yılında Moskova’da ofis açmasından daha dün biten Moskova’daki Kürt konferansına kadar Moskova’nın Suriye işinde İsrail ve ABD ekseninden pek çıktığını söyleyemeyiz” değerlendirmesinde bulunuyor. 

Türkiye ABD’yi ikna eder mi?

Peki bu diplomasi trafiği Kürtlerin devre dışı bırakılmasında Türkiye’nin arzusunu yerine getirir, ya da uluslararası güçler bu işe razı olur mu? Öncelikle kısa bir süre önce ABD’de kimi temaslarda bulunan HDP heyeti ve Dışilişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hişyar Özsoy’un değerlendirmeleri önemli.  Özsoy, bir kaç nedenden dolayı yürütülen diplomasi trafiğinin aksine, Demokratik Suriye Güçleri’nin (Hezên Suriyeya Demokratîk - QSD) sahada etkin ve belirleyici bir güç olduğunu ve bu gücün devre dışı bırakılmayacığını düşünüyor. Üstelik bunun için Özsoy’un “makul gerekçeleri” var ve bunları şu esaslar üzerine oturtuyor:

“Birincisi sahada şuana kadar en etkili mücadeleyi yürüten ve DAİŞ’i gerileten tek güç QSD. QSD’ye alternatif olarak pazarlanmak istenen Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) ne böyle bir kapasitesi var, ne de bu yönlü bir başarısı. Üstelik, mantalite olarak bir çok açıdan DAİŞ’den farkları da yok. En önemli mesele, QSD bulunduğu alanlarda düzen kuran bir noktada ve sorun çözücü kapasitesi var. O yüzden Reqa operasyonu da dahil olmak üzere, bir adım atılacaksa bunun QSD ve Kürtler olmadan başarılmayacağını sahada etkili olmak üzere bütün güçler görüyorlar.” 

Bu konuda, Lavrov’un açıklamalarına da işaret eden Özsoy, ABD’de edindikleri izleminin de Türkiye’nin baskılarına rağmen Reqa operasyonu konusunda QSD’den vazgeçilmeyeceği yönünde olduğunu paylaştı. 

Özsoy ilerleyen süreçlerde, Cenevre ve Astana görüşmelerinin birleştirileceğini ve Kürtlerin bu konuda da etkin olabileceğine işaret ediyor. Fakat Özsoy bu iyimserliğine rağmen Trump politikasının ne olduğuna dair ABD’li üst düzey yetkililerinin bile bilgi sahibi olmadığını ve bu politikanın 3-4 ay içinde ancak netleşebileceğini paylaşıyor. 

Rusya ve ABD anlaştı mı?

Kimi değişik kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Türkiye’nin ısrarla gündemde tuttuğu “Güvenli bölge” meselesinde de ABD ve Rusya’nın anlaşmaya varmış durumda. Ancak bu anlaşmaya göre, Suriye’nin güneyinde yani Ürdün sınırında böyle bir oluşum için adım atılacağı belirtiliyor. Ancak, Rojava bölgesini içine alacak olan Suriye’nin kuzeyine ilişkin henüz böyle bir planın kabul edilmediği ve eğer bu tür bir plan Suriye’nin kuzeyi için kabul edilecekse Kürt bölgelerinin de buna dahil edileceği, Türkiye’nin en büyük korkusunun da bu olduğu ifade ediliyor. 


Şam ve Urfa’da toplantı

Bab’ta zorlanan Türkiye’nin, Şam ve Urfa’da art arda yapılan toplantılarla rejimle anlaştığı iddia edildi: Türkiye Bab’tan çekilecek, Bab’a rejim yerleşecek; Kuzey Suriye için ortak taburlar oluşturulacak. 

Edinilen bilgilere göre, Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan (MİT) bir heyet, 28 Ocak’ta Şam Adliyesi’nde BAAS rejimi yetkilileriyle görüştü. Qamişlo’daki Baas askerlerinin komutanı Hüsam’ın taraftarlarıyla paylaştığı ve doğruluğunu kabul ettiği görüşmede, Bab’ın ve Kuzey Suriye’nin konuşulduğu öğrenildi. Hüsam’ın 5 saat sürdüğünü belirttiği toplantıda, MİT’in rejim yetkililerine “Minbic ve Cizîr kantonu kentlerine saldırı hazırlığında” olduklarını ilettikleri belirtildi.

Bab’ı kim kontrol edecek

“Kimin Bab’a gireceği” konusunun da masaya geldiğini belirten Hüsam, rejimin Bab’a girmesinin ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) aşamalı olarak çekilmesini ve ÖSO’dan bir grubun ayırılıp Şehba’da konumlandırılmasının karar altına alındığını kaydetti. Ayrıca Minbic ve Cizîr Kantonu kentlerinde de “iç karışıklık” çıkaracak bir başka grubun kurulmasının karar altına alındı.

Bir toplantı da Urfa’da

Edinilen bir başka bilgiye göre ise Şam toplantısından sonra TSK, MİT ve hükümet yetkilileri, Urfa’da kalabalık bir grupla toplantı yaptı. Toplantıya katılan gruplar İdlip ve Kuzey Suriye’den. Rejime bağlı grupların da dahil edileceği 5 taburluk yeni bir güç oluşturulması kararlaştırıldı.

Ecnad El Hesekê, Lîwa El Firateyn, Ehrar El Kurd, Lîwa El Ixras ve Lîwa Ehrar El Şedadê güçlerinden oluşacak bu taburların, Tecimea Ebne El Hesekê (Koma Niştecih ên Hesekê - Hesekê Coğrafyası Grupları) adı altında birleşecekleri öğrenildi. Bu grubun da toplam sayısının ilk etapta 750-1000 kişi arasında düşünüldüğü belirtildi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar’ın, Katar’ın başkenti Doha’da yaptığı “Gözümüz aydın, El Bab operasyonu bitti” şeklindeki açıklamasının da bu anlaşmanın sonucu olduğu vurgulandı. 


Türkiye’nin beklentisi gerçekleşmez

Dış politika da yazan ve devlet kaynaklarından beslenen Türk yazarların bir bölümü de Türkiye’nin beklentilerinin gerçekleşmeyeceğine işaret ediyor.

Meseleye milliyetçi perspektiften bakan ve Rojava Kürtlerini üstelik Barzani’nin kimi açıklamalarına dayandırarak, “Etnik temizlik yapmakla” suçlayan Hürriyet gazetesinin milliyetçi yazarı Taha Akyol, Türkiye’nin sahada elini güçlendirmeye çalıştığını ve El Bab operasyonun da bunun bir parçası olduğunu yazdı. Akyol’un dünkü yazısında “Fırat Kalkanı, Türkiye’nin elini sahada güçlendirdi. Abdullah Ağar’a göre Fırat Kalkanı harekâtında verdiğimiz şehit sayısı 14 Şubat’a kadar 64’tür” dikten sona şu uyarıda bulunuyor: “Suriye’de elimiz güçlendi fakat tek başımıza belirleyici olamayacağımız açıktır.” 

Akyol, Türkiye’nin ABD ve Rusya ile bu konuda geliştirmek istediği ilişkide kimi sorunlar olduğunu da ifade ederek, “Fakat, Trump seçim döneminde esip gürlediği gibi hareket etmeyecek olsa bile Kudüs’ün statüsü ve Müslüman Kardeşler’i terör örgütü saymak gibi eğilimlerinin değişmediği bellidir. Dış politikada, özellikle Irak ve Suriye sorunlarında Türkiye’nin önünde sıkıntılar vardır. Amerika ile ‘ittifak’ ilişkilerimizi canlandırmak gerektiği gibi, Ortadoğu’da Mısır’la da ilişki kurmalıyız, Rusya ile ilişkilerimiz daha da gelişmeli…” dedi. 

CENTKOM Türkiye’ye güvenmiyor

“ABD Türkiye’nin ısrarı ile IŞİD’e karşı savaşında PYD’den vazgeçer mi?” sorusuyla konuyu gündeme alan ve konuyu yakından takip eden Murat Yetkin, yoğunlaşan diplomasi trafiğine dikkat çekerek, “Türkiye ile ABD’nin önceliklerinin farklı olduğuna” işaret etti. Türkiye’nin önceliğinin, “sahada PYD/YPG’yi devre dışı bırakmak olduğunu” hatırlatan Yetkin, buna karşın ABD’nin önceliğinin “IŞİD’i yenmek olduğunu” yineledi. Yetki’nin yazısından konuya dair bölümleri şöyle:

* Daha Barack Obama zamanında, Obama ile Erdoğan’ın Kobani krizinde 2014 Eylül ayında yaptığı telefon görüşmesinden bu yana ABD’nin Suriye’de IŞİD’e karşı ortağı, Erdoğan’ın bütün itirazlarına rağmen PYD oldu.

* CENTCOM ortak hafızasında Türkiye’ye pek güvenle bakılmıyor. Nedeniyse Meclis’in 1 Mart 2003’te hükümet tezkeresini geri çevirerek Irak’ın işgaline katılmayı reddetmesi. Mattis (ABD Savunma Bakanı), malum eski CENTCOM komutanı. İstifa eden Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’in yerine en güçlü adaylardan Bob Harward, CENTCOM’da Mattis’in yardımcısıydı. Bir başka aday, eski CIA Başkanı David Petraeus’u da CENTCOM’dan, hatta o meşum çuval hadisesinden tanıyoruz.

Şimdi Suriye’de PYD var… Trump işini kiminle daha kolay görüyorsa onu seçip, diğer sorunları önüne geldikçe aşmayı deneyebilir. (…) Ancak başlıktaki soruya verilecek yanıt, yalnızca bölgesel politikaları, uluslararası dengeleri değil, ciddi bir sistem değişikliğinin oylanacağı bir referandum öncesi Türkiye’deki iç siyasi dengeleri de derinden etkileyecek gibi görünüyor.

Türk heyeti eli boş döndü

ABD siyasetini ve diplomasisini yakında takip eden gazeteci Amberin Zaman ise kulis bir bilgi ile ele aldığı yazısında, Türkiye’nin ABD’ye bir heyet gönderdiğini ve bu heyetin eli boş döndüğünü yazdı. 

Zaman’ın Al Monitor sitesinde yer alan yazısında Türkiye ve ABD görüşmelerine dair iddialar yer aldı. Yazıya göre, Türkiye YGP ve Reqa operasyonu konusunda yapılan görüşmelerde istediğini elde edemedi. Zaman’ın, Washington’daki kaynaklarına dayandırdığına göre, Washington’a giden Türkiye heyeti YGP konusunda eli boş olarak geri dönmek zorunda kaldı. Washington’a giden heyetin başında Dışişleri Müsteşarı Ümit Yalçın ve bakanlığın ABD, Irak ve Suriye sorumlularının yanı sıra TSK ve MİT’ten de yetkililerin bulundu. Yalçın’ın başkanlık ettiği heyet 13 ve 14 Şubat tarihlerinde Washington’da yaptıkları görüşmelerde, Amerikan Dışişleri Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Tom Shannon, geçtiğimiz günlerde görevinden istifa etmek zorunda kalan Beyaz Saray Güvenlik Danışmanı Michael Flynn ve CENTOM Komutanı General Joseph L. Vogel’in de aralarında bulunduğu heyetle görüşmeler gerçekleştirdi.

Türkiye heyeti, bu görüşmelerde Amerika’nın Kürtlerle yaptığı işbirliğini sonlandırması talebini dile getirdi. Ancak görüşmede ABD, Türkiye’nin “Amerika, Rakka’nın özgürleştirilmesi için Kürtlerle yürüttüğü işbirliğini sonlandırsın” talebine umut verici bir cevap vermedi. Üstelik YPG’yi ‘terörist’ olarak niteleyen Türk heyetinin bu çağrısı oldukça soğuk karşılandı. CENTCOM yetkilileri de Türkiye’nin YPG’siz bir Reqa operasyonu için bastırmalarına rağmen kendilerine bu konuda net bir plan sunamadıklarını ve nasıl bir katkıda bulunacaklarını söylemediklerini ifade etti.



İngiliz komutan Jones: QSD ile birlikte çalışacağız


DAİŞ’in kalbi olan Reqa kent merkezine yapılacak operasyona dair Türkiye siyasetinde çeşitli sesler çıkarken, İngiliz Koalisyon Güçleri Komutanı Tümgeneral Rupert Jones, operasyonu yapabilecek tek gücün Demokratik Suriye Güçleri (QSD) olduğunu belirterek, güven beyanında bulundu.

İngiliz Tümgeneral Rupert Jones, Suriye’de DAİŞ’in elinde tuttuğu en büyük kentlerden olan Reqa’ya ilişkin konuştu. Uluslararası Koalisyon bünyesindeki İngiliz ordusunun başındaki isim olan Jones, Reqa operasyonunda liderliğini YPG’nin yaptığı Demokratik Suriye Güçleri (QSD) ile birlikte çalışacaklarını söyledi.

Tabii ki QSD’ye güveniyoruz

Middle East Eye’da yer alan habere göre Jones, “QSD, Reqa’yı özgürleştirebilecek kapasiteye sahip. Peki, biz QSD’ye güveniyor muyuz? Kesinlikle evet” ifadeleri ile Reqa’da gerçekleştirilecek operasyonda QSD ile işbirliği yapmak istediklerini söyledi. Jones, Minbic’te QSD’nin neler yapabileceklerini gördüklerini belirterek, “Çok zor bir savaş verdiler, kapasitelerini görebildik. Kenti geri aldılar” dedi.

Trump yönetimi ile konuştuk

ABD’nin Donald Trump yönetimi ile de fikirlerini paylaştıklarını kaydeden Jones, “Gerek yeni ABD yönetimi ile gerekse CIA ile atılacak adımların bizim çizdiğimiz yol üzerinde atılmasına dair fikirlerimizi paylaştık” diye konuştu.

Jones, Reqa’ya ilerleyen QSD güçlerinreki Arap grupların ağırlığına dikkat çekerek, “Reqa operasyonunu yapabilecek tek güç QSD” yanıtını vererek noktayı koydu. 


Dunford İncirlik’te

ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Türk mevkidaşı Orgeneral Hulusi Akar ile görüşmek için dün İncirlik’e geldi. 

CIA Başkanı Mike Pompeo’nun geçen Cuma Ankara’ya yaptığı ziyaretin ardından dün ABD Genelkurmay Başkanı Joseph Dunford, Türk mevkidaşı Orgeneral Hulusi Akar ile görüşmek için İncirlik’e geldi. Reqa operasyonunun temel gündem olduğu görüşmede, güvenli bölge ve Bab gibi kimi konular da gündeme geldi.



Bab bitmedi!

Genelkurmay’dan AKP yetkililerine son günlerde “El Bab bitti” açıklamaları peş peşe geliyor. Henüz bir şehir savaşının yaşanmadığı Bab gerçekten bitti mi, kent DAİŞ’ten temizlendi mi, Bab’ta durum ne? İşte sahadan gelen bilgiler.

Bab’ta yerel kaynakların verdiği bilgiler “El Bab bitti” açıklamalarını teyit etmiyor. Son iki gündür “Bab bitti” gibi bir atmosfer yaratılsa da bu aslında “geri çekilmenin” bir parçası. Ağır kayıpların verildiği Bab bitmeden geri çekilmenin kamuoyundan tepki toplayacağı için özellikle “Bab bitti, şu an kentte temizlik yapılıyor” söylemleri yoğunluk kazandı.

Yetkililerden gelen çelişkili açıklamalar da bu durumu yansıtıyor. Cumhurbaşkanı Tayip Erdoğan, henüz yeni başlayan operasyon için 23 Aralık’ta “El Bab bitti bitiyor”, 4 Ocak’ta “El Bab inşallah kısa sürede bitecek” ve 27 Ocak’ta da Afrika gezisi dönüşü uçakta “El Bab’ta daha derinliğine gitmemek lazım” açıklamalarında bulundu. 

Erdoğan’ın son açıklaması 23-24 Ocak’ta Astana’da yapılan “Suriye krizi” gündemli toplantıdan sonra gelmesi dikkat çekti. Astana görüşmelerinde rejimin Suriye’deki otoritesini kabul eden Türkiye, toplantılardan sonra özellikle Bab’a ilişkin politikalarında bir değişikliğe gitti. 

Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, 11 Şubat’ta “Fırat Kalkanı Harekatı Bab’tan sonra biter” açıklaması yaptı. Varılan anlaşmanın gereği olan Kurtulmuş’un bu açıklıktaki ifadeleri, bir gün sonra Erdoğan’dan döndü. Erdoğan bir gün sonra Bahreyn ziyareti öncesi havalimanında “El Bab’tan sonra durmak... Böyle bir şey yok” sözleriyle durumu kurtarmaya çalıştı. 

Hükümet Sözcüsü ve Cumhurbaşkanı’ndan farklı açıklamalar gelse de Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, yine varılan anlaşma gereği beklenen açıklamayı Katar’ın başkentti Doha’da yaptı ve “Gözümüz aydın, El Bab operasyonu bitti” sözleriyle Bab’a son noktayı koydu. Bu açıklama Türkiye için Bab’ta sonun başlangıcı oldu. 

Akar’ın bu açıklamasından sonra Bab’taki son durumu aktaran yerel kaynaklara göre, TSK ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) grupları hala Bab’ın kuzeybatısındaki Şêx Akil Tepesi ve kent hastanesini aşamadı. Bizaa kasabasını iki defa alınmasına rağmen koruyamayan, kuzeydoğusundaki Qabasin kasabasını alamayan, kent içinde gündüz ilerlenen mesafeyi gece kayıp vererek geri bırakan TSK ve ÖSO güçleri için Akar’ın yaptığı açıklama, Bab’tan çekilme hazırlığı.

Bab DAİŞ’in kontrolünde

Yine yerel kaynaklar ısrarlı: Bab bitmedi, kent DAİŞ’in kontrolünde. Bab’ta şu an sadece Türk tarafının geri çekilmesi başladı. Bab dümeninin başına rejim güçleri geçti. Bab sanki kurtarılmış ve tümden DAİŞ’ten temizlenmiş gibi bir hava doğruyu yansıtmıyor. Cenevre öncesi hem rejim hem de Türkiye, “Bab’ta bitmeyen DAİŞ” üzerinden kartlarını oynuyor.



Astana’da Türkiye’ye uyarı

Türkiye, Suriye politikasında kulvar değiştirmeye yeltendikçe Rusya, yeni uyarılarda bulunuyor. Rusya’nın Suriye Temsilcisi Lavrentyev, Türkiye’den Suriye’deki yasadışı örgütlere silah gönderildiğini söyledi. 

Suriye politikasını Rusya ile ABD arasında gelgite dönüştüren Türkiye’ye Astana’dan uyarı geldi. Kazakistan’ın başkenti Astana’daki Suriye barış görüşmelerinde Rus heyetine başkanlık eden Rusya Devlet Başkanlığı Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, yasadışı örgüt üyelerinin ve silahların Türkiye’den Suriye’ye geçtiğini tespit ettiklerini söyledi. Lavrentyev, “Yasadışı silahlı grupların üyelerinin, çeşitli kargoların, mühimmat ve teçhizatın Türkiye topraklarından Suriye topraklarına hareket ettiğini kaydettik. Türk makamların militanlara yönelik yasadışı teçhizat akışını yakından gözetlemeleri için Ankara ile gerekli çalışmaları yürütüyoruz. Sınır kontrollerini artırmalı” dedi.

DİHABER / HABER MERKEZİ





3. aşamanın ikinci adımı başladı

Fırat’ın Gazabı Eylem Odası, hamlenin 3. aşamasının 2. adımının başladığını; Dêrazor Askeri Meclisi savaşçılarının operasyonlara aktif katılacağını duyurdu.

Açıklama, Dêrazor Askeri Meclisi’nin de katılımıyla Eylem Odası Sözcüsü Cîhan Şêx Ehmed tarafından Mekmen köyünde yapıldı. Açıklamanın ayrıntılarında şunlar yer aldı: “Fırat’ın Gazabı Eylem Odası olarak Fırat’ın Gazabı Hamlesi’nin 3. aşamasının ikinci adımını ilan ediyoruz. Hamlenin bu adımında Reqa’nın doğusunu kurtaracak ve Dêrazor ile olan bağlantısını izole edeceğiz. İkinci adımın gerçekleşeceği bölge Dêrazor yakınlarında yer aldığı için Dêrazor Askeri Meclisi de doğu cephesinden ilerleyecektir. Bu vesileyle sadece Reqa halkına değil Dêrazor halkına da kurtuluş müjdesini vereceğiz.”

İkinci adım ilerliyor

Üçüncü adımda yer alan savaşçılar, önceki gün Mekmen yolu üzerinden harekete geçti. Hamleyi yakından takip eden ANHA muhabirlerinin verdiği bilgiye göre Mekmen-Reqa yolu üzerinde bulunan Cûis köyünde şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Savaşçılar dün sabaha kadar 8 km ilerleme kaydetti.

Bu arada Reqalı Arap aşiretlerinden El Fedan da QSD’yi ve Reqa’yı özgürleştirme operasyonunu desteklediğini deklare etti. El-Fedan Aşireti kanaat önderleri, Fırat’ın Gazabı Eylem Odası savaşçılarının eğitimi için açılan 5. devrenin kapanış törenine katılmıştı. 


ANHA/REQA