- Siyasetin görevi, toplumsal talepleri, itirazları ve direnişleri anlamlı siyasal gündemlere dönüştürmek; bunları kamusal destekle çözüm gücüne kavuşturmaktır.
TOLA WELAT
Ortadoğu’nun ve dünyanın yeniden şekillendiği bir dönemde Kürt halkı da bu gelişmeler karşısında yeni bir pozisyon alıyor. Önder Öcalan, radikal demokratik dönüşümü mümkün kılan kapsamlı bir alternatif proje sunarak bu süreçte önemli bir rol üstleniyor. Önder Öcalan’ın geliştirdiği stratejik hamleler ve ortaya koyduğu açılım, tarihsel gelişmelere yol açabilecek bir potansiyel taşıyor. Kaotik siyasal bunalım ortamında bu çıkışın başarı şansı yüksektir.
Türkiye'de siyaset uzun yıllardır bir barış ve çözüm alanı olarak değil, bir mücadele ve savaş alanı olarak kurgulanmıştır. Faşist tahakkümü olağanlaştıran temel etkenlerden biri, demokratik yapısal değişim ve dönüşümün mümkün olmadığı düşüncesinin topluma benimsetilmesidir. Önder Öcalan ise demokratik dönüşümün mümkün olduğunu ve siyasal mücadelenin temel eksenlerinden birinin bu dönüşümü gerçekleştirmek olduğunu ısrarla vurguluyor. Dönüştürücü, demokratik ve devrimci siyaseti yeniden canlandırmayı amaçlıyor. Aynı zamanda devrimci hedeflere yönelmiş kolektif toplumsal örgütlenmelerin kurumsallaşmasını derinleştirmeyi hedefliyor.
Siyasal dogmatizme ve giderek belirginleşen tıkanmaya müdahale etmek kaçınılmazdır. Bu bağlamda 20 Eylül'de yapılması planlanan DEM Parti Olağan Kongresi, yeni yol haritasına ve yeni paradigmaya giriş aşaması olarak değerlendirilebilir. Aynı zamanda yeni bir başlangıç umudunun somutlaşması anlamına geliyor. Önder Öcalan’ın vurguladığı gibi, toplumsal kurumlaşmalar açısından mesele fesih değil, demokratik dönüşümdür.
Umutsuzluk ve inançsızlık
Albertazzi ve V. Kessel, siyasi partilerin toplumsal çıkarlar etrafında kitleleri bir araya getirdiğini, siyasal bilinci şekillendirdiğini ve toplumun politik kültürünü örgütlediğini belirtiyor. Onlara göre eleştirel demokratik siyaset, ortak demokratik duyunun oluşması ve gelişmesi için mücadele etmektedir. Bu tespit, demokratik siyasetin toplumsal dönüşümdeki rolünü anlamak açısından önemlidir. Buna karşılık karşı devrimci ve faşist siyaset, paradigma inşacılığı konusunda enerjik bir toplumsal dinamizme sahip olan Kürt toplumunu etkisizleştirmek amacıyla umutsuzluk ve inançsızlık yayıyor. Jonathan Crary'e göre de karşı devrimin temel hamlesi, geçmişte karşılıklı iş birliğine dayanan faaliyetleri destekleyen toplumsal düzenlemelerin ortadan kaldırılması ya da finansallaştırılması olmuştur. Piyasa mantığının kamusal alanları ve kamusal kaynakları kuşatmasıyla bireyler, dayanışma ve paylaşımın kolektif biçimlerinden giderek uzaklaştırılmıştır. Komünal yaşam imkânı düşünülmesi zor bir olgu hâline getirilmiş, kolektivite fikri ise sistematik biçimde değersizleştirilmiştir. Elbirliği ve ortak yaşam pratikleri görünmez kılınırken, özgürlük kavramı da bireyin başkalarına olan tüm bağımlılıklarından kurtulması şeklinde tanımlanmıştır. Oysa yaşanan gerçeklik, bireylerin piyasanın “serbest” işleyişine daha fazla bağımlı hâle gelmesidir. Böylece özelleştirilmiş yaşam modellerinin alternatifsiz olduğu fikri yaygınlaştırılmıştır.
Kurumsal dönüşüm yetmiyor
Sömürgeci, ataerkil, ırkçı ve cinsiyetçi siyasal yapı, toplumsal sorunların temel kaynaklarından biridir. Bu nedenle siyasetin eril, cinsiyetçi ve faşizan diline karşı demokratik siyasetin özgürlükçü ve eşitlikçi diliyle mücadele etmek gerekiyor. Demokratik siyaset, yalnızca siyasal kurumların dönüşümünü değil, aynı zamanda toplumsal ilişkilerin demokratikleşmesini de hedeflemelidir. Bu çerçevede halkın çoğulcu ve doğrudan siyasal katılımı belirleyici önemdedir. Temsili mekanizmaların sınırlarını aşan doğrudan demokratik katılım anlayışı, radikal demokrasinin temel dayanaklarından biridir. Sol popülizmin sınırlılıklarını aşan bir zeminde halkın kendisi, temsil boşluğunu doldurabilecek özne hâline gelmelidir. Siyasetin görevi, toplumsal talepleri, itirazları ve direnişleri anlamlı siyasal gündemlere dönüştürmek; bunları kamusal destekle çözüm gücüne kavuşturmaktır. Aynı zamanda alternatif direniş ve demokratik örgütlenme alanları yaratmak da bu sürecin önemli bir boyutunu oluşturuyor.
Demokratik toplumun çoklu ve çoğulcu doğasını doğru kavramak, kitlesel öz iletişim olanaklarını geliştirmek ve siyasette radikal yapısal dönüşümün değişim eksenini yakalamak, günümüzün temel görevleri arasındadır. Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun içinde bulunduğu tarihsel süreç, demokratik dönüşüm perspektifinin yalnızca teorik bir öneri değil, aynı zamanda toplumsal ve siyasal bir gereklilik olarak ele alınmasını zorunlu kılıyor.