BDP’nin Ağrı eşbaşkan adaylarından Sırrı Sakık, zaten kazanılmış bir seçiminin sonucunun 1 Haziran’da güçlü bir şekilde teyit edileceğini; AKP’nin güç yığınağı, devlet zoru hazırlığı, düzenbazlıklarının da işe yaramayacağını kaydetti.
1 Haziran’da bir kez daha sandık başına gitme hazırlıklarının sürdüğü Ağrı’da BDP’nin yoğun çalışma temposu tesintisiz sürüyor. BDP adayı Sırrı Sakık, seçim süreci, hazırlıkları ve beklentileriyle ilgili sorularımızı yanıtladı.

Seçimleri siz kazanmanıza rağmen iptalle neticelendi. Bu süreci özetler misiniz? Bunun yanı sıra, 1 Haziran’daki oy atma işleminden itibaren sandıkların sahiplenilmesi, hile ve müdahalelere fırsat verilmemesi için nasıl önlemler alıyorsunuz? Müşahitler ve diğer görevliler hazırlandı mı?

Seçimlerin iptali sürecinden başlayayım. Bilindiği gibi 30 Mart’ta halkın iradesi BDP doğrultusunda oldu. Örgütümüzle, halkımızla verdiğimiz direnişin sonucunda kazanılmış bir seçimdi. Seçim akşamı/gecesi büyük kentlerde bile sonuçlar açıklanırken, Agirî’de sonuçlar açıklanmadı ve müdahaleler sürdü. Öndeydik (200’e yakın oy) ama bunu değiştirmek istiyorlardı; Ağrı’yı BDP’ye vermek istemiyorlardı. YSK’nin verilerine de göre 200 fark vardı; ama en son yaptıkları gizli bir toplantı ertesinde, 10 farkla seçimleri kazandığımıza dair açıklama yaptılar. Açıklamanın arkasından yeniden itirazların geleceğini ve sürecin seçimin iptaline kadar gideceğini az çok tahmin ediyorduk. Onlarca kez yapılan itirazlara rağmen seçim sonuçları değişmedi. Özellikle İlçe Seçim Kurulu’nda üç hakim görev değişikliği yapmak zorunda kaldı. Kimi rapor almak, kimi bırakıp kaçmak zorunda kaldı. Baskılara dayanamıyorlardı.
İl Seçim Kurulu’nun kararı, sayımın yeniden yapılmasıydı. Sayımın yeniden yapılması şu demekti: Zaten iki üç günlük bir süre geçmişti. Bu süre içinde sandıklara müdahaleler olmuştu. Bu müdahaleleri zaten suçüstü yakaladık. Torbaların nasıl yırtıldığını görüntüledik. Elimizdeki tutanakların tam aksi şekilde, BDP oylarının AKP’ye yazıldığını yakaladık.
Büyük bir sevkiyat oldu. Ağrı‘daki polis ve asker gücü yetmiyordu. Çevre illerden özel uçaklarla polis, asker ve özel tim getirerek kenti kuşattılar. Bu kuşatmadan dolayı halkımızın büyük bir tepkisi olmuştu. Bu tepkinin ardından bu işi kotaramayacaklarını anladılar. Biz de bu noktada kentin toplumsal dokusuyla oynanacağını gördük. Aslında barış sürecini önemsediğimiz, bir tek insanın burnunun kanamaması, Ağrı’nın selameti için belediye başkanlığını armağan ettik.
Şimdi biz bütün oyunları biliyoruz. Örgütlü yapımızla, geceli gündüzlü çalışmamız devam ediyor. Sandıklar konusunda çok deneyimliyiz. Yapılabilecek hileleri az çok tahmin edebiliyoruz. Bu seçimlerde, büyük ihtimalle her sandıkta bir avukat olacak. İstanbul, Ankara ve Amed Barolarından arkadaşlarımızın böyle bir dayanışmaları var. Bunun yanı sıra müşahitlerimiz olacak. Milletvekili arkadaşlarımız olacak. Yani biz bu noktada örgütlüyüz ve örgütlü yapımızla yapılacak bütün hilelere karşı bir duruş sergileyeceğiz.

Geçen seçimlerde uğradığınız haksızlık ve yaşadığınız mağduriyet diğer partilerin seçmenlerine de yeterince anlatıldı mı? Nasıl tepkiler alıyorsunuz?
Geçen seçimlerde bize oy verenlerin dışındaki seçmenlere de gidiyoruz. Onlardan da büyük destek aldığımızı söyleyebilirim.
Bizim 30 Mart öncesi tutumumuz, Ağrı’da takdirle karşılanan bir tutumdur. Bu kenti koruyan, kollayan, bir damla kanın akmaması için uğraşan bir tutumdur. 30 Mart sonrası bize yapılanları sadece BDP’liler değil, bize oy vermeyenler de gördü. Hileler duyulduktan sonra Agirî’nin sokakları insan seli oldu. Bu haksızlığa dur demek için insanlar sokaklara çıktı. Vicdan sahibi AKP’liler de AKP’ye seslendiler. “Siz haksızlık, hukuksuzluk yaptınız. Ağrı halkının iradesini yok saydınız” dediler.
Son çalışmamızda da yanlarına gittik. Kendileri de zaten davet ediyorlar, gidiyoruz. Bazı seçmenler, “Düne kadar bize bazı şeyler söylüyordunuz; ancak inanmıyorduk. Şimdi kendi gözlerimizle gördük ve bu haksızlıklara artık dur diyeceğiz” diyor. Artık Agirî, olup bitenleri açık ve net olarak gördü. Bu seçimlerde özellikle, bize oy vermemiş kesimler de haklı duruşumuzu takdir ediyorlar. Biz de kendilerini ziyaret ediyoruz. Bize kapılarını, sofralarını açıyorlar. Eksik buldukları çalışmalarımızın hayat bulması için bize yol gösteriyor. Birlik ruhuyla bu işi sürdürüyoruz.
Devletin, iş çevrelerinin imkanlarını da küçümsemiyoruz. Fakat Ağrı halkının bu oyunlara teslim olmayacağına dair inancımızı da hep koruyoruz. Dünün güneşiyle bugünün çamaşırlarını kurutmaya kimsenin gücü yetmez.

Tam da bu noktada şunu soralım: AKP’nin ihya ettiği ve ayrıca beslendiği İbrahim Çeçen Holding ve çeperindeki değişik ölçekteki işverenlerin AKP için seferber olduğunu biliyoruz. Sizin bu konudaki gözlemleriniz nelerdir?

Büyük çoğunluğunu tanıyor, biliyorum. Sistemden beslenenlerin sisteme karşı bir duruş sergileme şanslarının olmadığını da biliyorum. Bu seçimlerde bizim tavrımız açık ve net. Onlara da mesajlar iletiyoruz. Bu topraklarda gelip zulme ortak olmayın. Diyaloglarınızı biliyoruz. Gidin işinizi yapın. Gelip burada halkın iradesini parayla pulla satın almaya kalkışırsanız bizim de tepkimiz çok sert olur. İnsanlarımızın da büyük bir tepkisi vardır.
Bu saydığınız iş çevreleri bu topraklarda doğup büyüdüler ve buralardan çekip gittiler. Gittiler para pul sahibi oldular; ama Ağrı hala Türkiye’nin en yoksul kentlerinden biri. Şimdi bunlar hangi yüzle böyle yapıyorlar? Paraları, pulları olabilir ama bu halka söyleyebilecekleri tek bir sözleri olamaz.
Onların şantiyelerini de dolaştım. İşçileriyle görüştüm. İşçileri de bize destek sunacaklarını çok açık ve net biçimde ilan ettiler. Birçok iş alanını ziyaret ettik. Buralardaki işçilerle, yoksullarla güçlü bir bağımız var.
Biz bu iş çevrelerini de, işçileri gibi, daha onurlu olmaya davet ediyoruz. Her şey para, pul, sermaye değil. Biz burada bir onur mücadelesi yürütüyoruz. Eğer 30 yıldır bu topraklarda halk, özgürlüğü için bedenini ölüme yatırmışsa, bu kadar bedel ödeniyorsa ve biz de Ağrı’yı bu kadar önemsiyorsak, bu çevreler de bunu idrak edecek noktada olmalıdır. Bazı çevrelerin, “Hükümet bizi zorluyor ama ne yapabiliriz” dediklerini de biliyoruz. Daha onurlu bir duruş sergilemeliler.
Bu topraklara sefer düzenleyebilirler ama artık bu topraklarda bu çevrelere zafer yoktur.

Yine, AKP içinde yer alan Mehmet Emin Ekmen, Ahmet Aydın, Mehmet Metiner; Anadolu Ajansı’nın başındaki Kemal Öztürk; hatta CHP’den AKP’ye yamanan Savcı Sayan gibi Kürt orijinli, Ağrılı olan veya olmayan isimlerle, AKP’nin genel başkan yardımcıları ve bakanları düzeyinde çok yönlü bir çalışmanın var olduğu görülüyor. Bunların çabası karşısında siz nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?

Sadece onlar değil. Burada şu an yüzlerce kadın var. Malatya’dan, Maraş‘tan, Antep’ten ve Türkiye’nin dört bir yanından buraya seferler düzenlemişler. Kadınlar ev ev dolaşıyor. Tabii bu saydığınız aktörlerin de iktidara yamanmak için iktidardan da çok iktidarcı olduklarını biliyorum.
Ben halkımıza inanıyorum. Biz de arkadaşlarımızla, halkımızla bütünlük içerisinde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Onlar sokaklara çıkamıyorlar; biz sokaklara çıktığımızda bir anda mitinge dönüşüyor. Halkın büyük bir çoğunluğu, onlara oy veren insanlar bile, genel başkan yardımcılarına, milletvekillerine ve diğer yetkililerine, yüksek sesle, “Ne yüzle bu topraklardasınız?” diye soruyor.
Ağrı halkı zaten 30 Mart’ta tercihini ortaya koymuştur. Bütün Türkiye de, dünya da bunu biliyor. Gasp edilen hakkımızın iadesini istiyoruz. Bunun için sandık başına gidecek ve oylarımızı katbekat artırarak bu mesajı vereceğiz. 1 Haziran’da da başarımızı tekrar barış sürecine ve Sayın Öcalan’a armağan edeceğiz.

Yüzlerle ifade edilse de; Saadet Partisi, CHP, MHP ve Hüda Par’ın önceki seçimde aldıkları oyların AKP’ye transferi için bir çaba var. Sizce gizli bir ittifak gerçekleşebilir mi?
Daha önce Saadet Partisi’nin çok güçlü bir adayı var. Benim Ağrı’ya gelişimle bu adayı çektiler. AKP’yle ilişkileri, çıkar ilişkileri bu konuda önemli bir faktör. Saadet Partisi’nin Ağrı’da 20 bin civarında oyu var; bu seçimlerde bin civarında oldu. Hüda-Par’ın burada birkaç bin oy alabileceği görülüyordu. O da beş yüze yakın oy aldı. Yani zaten bize karşı, 30 Mart öncesi bu partilerin birlikte hareket ettiklerini gördük. Sandıklarda da buna tanıklık ettik. Mesela, belediye başkanlığında oyunu AKP’ye vermiş; meclis üyeliğinde Hüda Par’a ya da Saadet Partisi’ne vermiş. Bu Hüda-Par ve Saadet Partililerin AKP’ye oy verdiğini gösterir. MHP de aynı şekilde. Yani bize karşı zaten bir şer cephesi oluşturmuşlardı. Bunun dışında polisiyle, askeriyle büyük bir seferberlik hakim oldu. Halkımız da bunu görüyor. Bu noktada da biz halkımızdan daha büyük bir kenetlenme bekliyoruz.

Ayrıca sizin hakkınızda AKP’liler tarafından yöneltilen spekülasyonlar dolaşıyor; “Ağrı Sakık için küçüktür; ertesi gün soluğu Ankara’da alır” deniliyor. Bu yönlü propagandaya cevabınız nedir?
Bu kirli propagandayı hep duyuyoruz. Sürekli böyle karalama kampanyaları yapıyorlar. Ben halkımın emrindeyim.
Geçen seçimlerde ikinci partiyken birinci parti olduk, belediyeyi aldık. Şunu da söyleyeyim, bu bir özeleştiridir: Eğer aday belirleme konusunda Ağrı’da sıkıntılar yaşanmasaydı, emin olun çok daha büyük başarı yakalanırdı. Altı belediyemizi biz tamamen kendi eksikliklerimizden dolayı kaybettik. Hele de Patnos gibi bir yeri kaybettik ki bu da bizim eksikliklerimizden kaynaklıydı.
Kara propagandaya dönersek... Ben, bu halk bana ne derse amade olduğumu söylüyorum. Evet, uzun yıllardır Ankara’da siyaset yapıyorum. Başarılı bir milletvekili olduğumu da düşünüyorum. Ama ben bu başarılarımı Ağrı‘daki halkımıza armağan edeceğim. Halkımızla birlikte bu sorunları çözmek için çalışacağım.
Kara propagandacılar için korkunun ecele faydası yok. Sürekli bu kirli propagandayı yayarak oy almaya çalışıyorlar. Halkımız da buna fırsat vermemelidir. Biz halkımızla beraberiz. Seçimleri aldığımız gün, milletvekilliğinden istifa etmek de zorunlu olacak.

Peki, AKP’nin ülke genelinde birinci parti olması ve Gülen Cemaati karşısındaki göreceli zaferi 1 Haziran seçimlerini AKP lehine etkiler mi?

AKP Türkiye’de ne kadar başarılı olduysa, biz de Agirî’de, Serhat’ta o kadar, hatta daha da büyük başarı gösterdik. AKP’nin Türkiye’deki başarısının 1 Haziran’a siyaseten yansıma şansı yoktur. Halkımızın bize inancı da, güveni de vardır.
AKP’nin devletin olanaklarını seçimlerde nasıl kullandığını biliyoruz. Bizim duyumlarımıza göre, 15 trilyonun üzerinde, sosyal yardımlaşma üzerinden para dağıtıyorlar. Bunu da özellikle kadınlarımız üzerinden bize karşı silah olarak kullanıyorlar.
Bu seçimlerde Ağrı’da sokakta halkın iradesini görüyoruz. 30 Mart’ta Türkiye’de AKP’nin kazandığı başarının da burada bir karşılığı olduğunu düşünmüyorum.
Başarılı olabilmek için binlerce neden varken başarısızlık için hiçbir nedenimiz yoktur.

Peki seçmen neden AKP adayı Hasan Arslan’ı değil de BDP adayını seçsin? Farkınızı yeterince anlatabiliyor musunuz?

Aslında, “Bugüne kadar neden BDP’yi değil, AKP’yi seçtik” sorusuyla da başlayabiliriz. Bu toprakları AKP’nin değil, BDP’nin yönetmesi gerekir. Çok cefa çekmiş bir kentten bahsediyoruz. Bu kent bunu hak etmiyor. Ağrı‘da belediye AKP’deydi. Genel seçimlerde de dört milletvekilliğinden üçünü AKP aldı. Aslında Ağrı halkı, bu seçimlerde tepkisini gösterdi, “Benim iradem budur” dedi. Bunu bu seçimlere kadar ortaya çıkaramadıysak, bu bizim günahımızdır. Biz buraları AKP’ye teslim etmişsek, oturup bir muhasebe yapmamız gerektiğine inanıyorum.
Bu seçimde halk, doğru tercihler yapıldığında, doğru adaylar gösterildiğinde bizim yanımızda olacağını, ama yanlış tercihler, adaylar olduğunda yanımızda olmayacağını söylemiş oldu. Kaybettiğimiz kalelerimizin de mesajı, bu noktada okunmalıdır: “Doğru tercihler yaptığınızda yanıbaşınızdayım; ama yanlış tercihler yaparsanız, gereken dersi de veririm.”
Sadece belediye başkanlığı seçimi olarak da bakmıyoruz. Buradaki belediye başkanı adayıyla veya Ağrı milletvekilleriyle de yarışmıyoruz. Buradaki muhatabımız direkt iktidardır, başbakandır. Hatta Ağrı‘da, belediye başkan adaylarının çok fazla posterini de bulamazsınız. Her yerde başbakanın fotoğrafları dağıtılır. Reklam panolarında sürekli başbakan vardır. Yani rakibimiz, devlet ve başbakandır.

Peki, son dönemece girdiniz. Partinizin ilçe örgütlerinden ve belediyelerinden yeterince destek alabiliyor musunuz?

Herkese çok teşekkür ediyorum. Herkes büyük bir seferberlikle, kendisini sorumlu hissederek gelip bu kentte sürece katkı sunmaya, imece usulü bir dayanışmayla bir araya gelmeye çalışıyor. Belediye başkanlarımız, meclis üyelerimiz de birebir kendilerini sorumlu hissediyor ve sürece katılıyorlar. Gerçekten de çalışmalar bir festival şeklinde sürüyor. Karşı taraf yine şiddete davetiye çıkarmaya çalışıyor; ama biz seçimi barışçıl biçimde götürmeye devam ediyoruz.


Karşı taraf dediğiniz Türk Hükümeti ne yapıyor?

Şu anda Ağrı’nın her tarafında büyük bir kuşatma var. Türkiye’nin dört bir tarafından AKP’li kadınlar burada, milletvekilleri burada, farklı iş çevreleri burada. Bunun yanı sıra, nasıl 30 Mart seçimlerinin hemen sonrasında Türkiye’nin dört bir yanından getirdikleri polisler ve özel timlerle terör estirdiyseler, şimdi de aynı hava var. Buradaki yurtlarda, kuruluşlarda, misafirhanelerde ciddi bir hazırlık var. Aldığımız duyumlara göre, okulların da tatil olup yatılı okulların kullandığı alanlar da özel timlere ve çevre illerden gelen polislere ayrılacak. Yani terör estirmek istiyorlar.
Bazı yerlerde polisin ve AKP’nin saldırganlığını görüyoruz. Geldiğimiz günlerden bugüne, BDP seçmeninin sokaklarda eylemler yapacağı, kepenkleri indireceği, molotof atacağı yönünde spekülatif haberler var. Fakat bugüne kadar bunların hiçbiri olmadı. Bu, bizim örgütlü yapımız sayesindedir. Tabanımız da bu konuda bizi dinliyor. Ağrı halkı da bu konudaki sağduyumuzu takdir ediyor. Fakat AKP’liler sürekli bunu tetiklemeye çalışıyorlar.

Ağrı dışındaki seçmenlerin oy kullanmasına yönelik girişimleriniz ne durumda? Çağrılarınız karşılık buluyor mu?

Bu konuda bir komisyonumuz oluştu. Komisyondaki arkadaşlarımızla da toplantılar yaptık/yapıyoruz. 13 bin civarında oy kullanılmadı. Ağrı yoksul bir kent. İnsanlarımızın büyük çoğunluğu inşaatlarda, otellerde mevsimlik çalışan işçiler. Bu nedenle birçok insan dışarıdaydı.
Komisyonumuz bu insanlarla diyalog içinde. Araç temin ediliyor. Yol masrafları da dayanışma içinde karşılanacak.
İkincisi, 30 Mart öncesi bir miktar rehavet vardı. Çok büyük bir farkla alacağımız inancı vardı. Ama insanlarımız, bize karşı diğer partilerin birlik oluşturduğunu göremiyordu. Nitekim, yurtdışı ve yurtiçindeki farklı kentlere giden insanlarımız oylarını kullanmak üzere Ağrı’ya gelme gereği hissetmediler. Şimdiyse hem bu haksızlığı içlerine sindiremiyorlar hem de Agirî’nin Türkiye’nin en çok konuşulan kentlerinden biri olmasından dolayı onur mücadelesine dönüştü. Yurtdışından ve yurtiçinden insanlarımız, büyük bir heyecanla Agirî’ye gelmeye çalışıyor.

Avrupa’da da 30 Mart öncesinden bu yana süren bir çalışma var. Karşılığı oluyor mu?

Geçen seçimler öncesinde Avrupa’da Almanya ve Fransa’da iki toplantıya katıldım. Arkadaşların katkıları da olmuştu, sağolsunlar. Özellikle Ağrı ve Eleşkirt için büyük bir çabam olmuştu. Arkadaşlarımızla epey konuştuk; ama ne yazık ki gelmediler. Şu anda da o mahcubiyeti yaşıyorlar. Dayanışmalarından dolayı kendilerine teşekkür ediyoruz. 30 Mart’taki bu eksikliği de 1 Haziran’da telafi edeceklerine inanıyorum.



OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ