Fırat Gazabı Hamlesi Eylem Odası, Rakka operasyonunun 10 günlük bilançosunu koalisyon savaş uçaklarının sivilleri vurduğu iddia edilen Hîşa Köyünde açıkladı. Eylem Odası Sözcüsü Cihan Şêx Ehmed tarafından okunan açıklamada 550 kilometrekarelik alanda bulunan 36 köy, 31 mezra ve 7 stratejik tepenin, yine bölgeye su ve elektrik veren iki önemli merkezin çetelerden alındığı; operasyon esnasında yaşanan çatışmalarda 167 DAİŞ çetesinin öldürüldüğü, 4’ünün ise sağ olarak teslim alındığı belirtildi. 

Yine geçen 10 günde çetelerin 12 bombalı araçla saldırı düzenlediği ve tümünün imha edildiği bilgisi paylaşıldı. Çetelere ait çok sayıda silah ve aracın imha edildiği Rakka Hamlesinde 240 mayının da etkisiz hale getirildiği kaydedildi. Geçen 10 gün içinde yaşanan çatışmalarda QSD güçlerinin toplam kaybı ise 4 (dört) yaralı. 

Açıklamada Rakka kuşatmasının devam ettiği, bölgedeki sivil halkın ise köy ve yollardaki mayın temizleme faaliyetlerinin sonlanması ardından evlerine dönüşlerine izin verileceği belirtildi. 

Gelelim Hîşa Köyü iddiasına; açıklamada bundan da söz ediliyor. “Şu ana kadar sivillerin operasyonda zarar gördüğüne yönelik çeşitli iddiaları destekleyecek bir belgeye ulaşılamamış olsa da bu konudaki araştırmalarımız devam ediyor.”

Aslında açıklamanın içeriği bir yana, açıklama için bu köyün seçilmiş olması bile ilgili kesimlere gereken mesajı açıkça veriyor zaten. Basın açıklaması ardından toplantıya katılan gazetecilerin köy içinde gezmesine ve araştırma yapmasına izin verilmiş olması da QSD güçlerinin ve Fırat Gazabı operasyonunu yöneten komuta gücünün kendine güvenini gözler önüne seriyor. 

Bu iddialar şüphesiz yeni değil. Neredeyse DAİŞ’e vurulan her darbede, ‘Araplar yerlerinden ediliyor’, ‘etnik temizlik yapılıyor’, ‘demografya değiştiriliyor’, ‘siviller katlediliyor’ ana fikirleri etrafında bin bir türlü yalan ve demagojiyle DAİŞ’e yönelen hamleleri sekteye uğratma çabaları artık aşina olduğumuz şeyler. 

Burda verilmek istenen mesaj çokça tekrarlandığı üzere ‘Kürtler, Arapları katlederek, göçerterek topraklarına el konuluyor ve bir Kürt devleti kurulmak isteniyor’ fikri. Uzaktan mantıklı da geliyor olabilir şüphesiz. Ne de olsa milliyetçilik kadehinden içmiş, onun fikirleriyle beyni sulanmış toplumsal yapıda (belki de kendi eline fırsat geçse başkalarına öyle yapacağından) karşılık ve taraftar buluyor.

Fakat yine de birkaç gerçeğin altını çizmekte fayda var.

Birincisi, bu hamlelerde yer alan savaşçıların çoğu zaten “Arap” halkından. Rakka operasyonuna katılacak güçlerin seçiminde de bu gözetildi ve savaşçıların sayısının “Rakka’da yaşayan halkların oranına uygun” olmasına dikkat edilmiş. Kürtler de Rakka’daki nüfus oranına göre, yani yüzde yirmibeşlik bir oranla temsil ediliyorlar. 

İkincisi, Hol hamlesinden beri yani yaklaşık bir senelik pratikte Kürtler tek başlarına hareket etmiyorlar. Tüm operasyon ve harekatların komuta yapısı QSD bileşenlerince oluşturuluyor. Emir ve komuta merkezi ortak. Yani Arap, Kürt, Asurî ve Türkmenlerin ortak yönettiği bir ordu söz konusu. 

Üçüncüsü, Kürtlerin Arapları yerlerinden etme gibi bir niyetleri olsaydı her şeyden önce BAAS rejimi tarafından oluşturulan Arap Kuşağı temelinde Kürt yerleşim yerlerinin arasına konulan Arap köylerinden başlarlardı.

Aslında bu gerçekleri daha da çoğaltmak mümkün. Ama ikna olmak isteyenler için sadece bu üçü bile kafi. 

İşin en ilginç tarafı ise bu iddiaları dile getiren kesimlerin en son Afrin’de ve Şehba bölgesinde Türk savaş uçaklarının katliamına, Kürt köylerinin tümüyle yıkılmasına, binlerce Kürdün yerlerinden edilmesine tek bir ses bile çıkarmıyor olmaları.