Ortadoğu her zamanki gibi karışık, hukuksuz ve hoyrat... Batı ülkelerinde insanlar, aylarca arkadaşlarının doğum günü pastasının hangi renk olacağını tartışırken, devlet başkanları yürüyerek işe giderken; Ortadoğu’da insanlar, her zamanki gibi, ölümlerle, savaşlarla, yetkililerinin şatafatlı yüzlerce araçlık konvoylarıyla yaşıyor.

Yani, dünyaya medeniyet ve barış öğreteceklerini söyleyen Ortadoğu ülkeleri kan, revan içerisinde. Ve yöneticiler bu statükonun devamını sağlamak için ellerinden geleni yapıyor.

Yanlış yerde doğru aranmaz ya!

Yemen, Suriye, Filistin, Kürtler derken, ortaya Katar çıkıverdi. Bir önceki yazımda belirttiğim gibi, ‘Ortadoğu öyle bir yer ki yemeğe davet edilirsin ama yemeğin mezesi olacağını bilemezsin!’

Bilindiği üzere, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar, Sünnicilik üzerinden sıkı dostlardı. Ortadoğu projelerinde beraber hareket ediyorlardı. Radikal/Siyasal İslam’ı (El Kaide, İhvan’ı Müslim, Hamas, IŞİD, Nusra, ÖSO) beraber besliyorlardı. Aralarında su sızmıyordu. Fakat şu aralar aralarına kara kedi girmiş gibi…

Suudi ve diğer Arap ülkeleri, ‘terörist grupları’ desteklediği gerekçesiyle Katar’a karşı cephe açtı. Katar’ın yanında sadece Türkiye kaldı. Oysa o, ‘terörist’leri beraber besliyorlardı.

Yani, ABD’ye, özellikle Clinton ailesine, güvenen ve Arap liderliğine oynayan Katar, Siyasal İslam destekleyicilerden ve Suriye’nin bu halde olmasının müsebbiplerinden fakat ne yaptıysa Türkiye ve Suudiler ile beraber yapıyordu. Şimdi ise Katar yemeğin mezesi olmuş durumda.

El Kaide Balkanlarda kullanıldıktan sonra Ortadoğu’ya ihraç edilmişti. Irak’ta yuvalanan El Kaide türevleri daha sonra Suriye’ye geçti. Şimdi, Suriye savaşı bitmeye doğru gidiyor. Ve söz konusu grupların işlevi de bitmek üzere…

Başka bir deyişle, Ortadoğu denklemi değişti artık. Ve söz konusu Siyasal/Radikal İslam örgütlerin bir kısmı ortadan kaldırılmak ya da etkisizleştirilmek isteniyor. Fakat Türkiye, İsrail, Katar gibi yerli aktörler buna karşı çıkıyor. Çünkü her aktörün kendine göre bir hesabı var. Özellikle Türkiye, bu örgütleri bekası için tehlike olarak gördüğü Kürtlere karşı kullanıyor. 

Daha önce karşı çıkan Suudiler ise buna razı olmuş. Yani Suudiler, İhvan, IŞİD, ÖSO gibi Radikal İslam gruplarının denklem dışı edilmesine razı olmuş fakat Türkiye, İsrail ve Katar kafa kafaya vermiş buna direniyorlar. Türkiye, kuzey Suriye’de, İsrail güneyde; Katar ise İdlib bölgesinde karışıklık çıkarmaya çalışıyor.


Rusya-Kürt ilişkileri ya da Afrin’de ne oluyor?

Tarihsel olarak Kürt-Rus ilişkileri çetrefilli olmuştur. Rusya’nın Kürt Edebiyatı ve Müziği’ne katkıları azımsanamaz ama Rusya, tarihsel olarak Kürtleri yarı yolda bırakmıştır.

Kızıl Kürdistan (1923) ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti (1946) bariz örneklerdir. Her ikisinde de Rusya, Kürtleri cesaretlendirmiş akabinde de terk edip Mahabad’ı İran’ın, Kızıl Kürdistan’ı ise Ermenistan’ın insafına bırakmıştır.

Hâlihazırda Rojava’da da buna benzer bir durum yaşanmaktadır. Bilindiği gibi, Rusya, başından beri Türkiye’yi Kürtlere karşı tehdit/koz olarak kullanmaktadır. 26 Ağustos 2015’te Türkiye’nin Cerablus’a, 24 Şubat 2017 tarihinde ise El Bab’a girmesini sağladı.

Rusya bunu, Afrin çevresinde de yapmak istiyor. Zaten, yakın zamanda Rusya’nın Afrin’e girmesinin amaçlarından biri de buydu. Geçtiğimiz günlerde Türkiye-Suriye’nin işbirliği yapmalarını sağlaması, Türkiye ve Suriye’yi Tel Rifat’a sokmaya çalışması, Türkiye’yi Esad ve İran ile yoğun olarak görüştürmesi bunun emareleri…

Rusya, Kürtleri zayıflatmak, kendine bağlamak ve Esad’a mecbur etmek istiyor. Dahası, Kürt nefretini kullanarak Türkiye ve İran’ı yanında tutmaya çalışıyor. Esad’ı da buna katmak istiyor.

Düne kadar Esad’lı bir çözüme yanaşmayan, şimdi ise İran, Esad ve Rusya’yı Kürtler karşısında ortak tavır almaya davet eden Türkiye ise Rusya ile yaptığı el Bab-Halep alışverişini Afrin-İdlib olarak tazelemek istiyor.

Bilindiği üzere, Türkiye Rusya ile yaptığı anlaşma gereği Halep’teki cihatçıları Esad karşısında yalnız bırakmış karşılığında ise el Bab’a girmişti. Ama buna benzer bir pazarlığı Afrin’de tekrarlamak için Rusya da, Türkiye de geç kaldı.

Çünkü eğer Rusya, Suriye’de çözüm istiyorsa Esad gibi onun da Suriye’de güçlü bir aktör olan Kürtlere mecbur olduğunun,  Kürtlersiz bir çözümün olmayacağının farkına varmalı.

Aksi halde, yani, Rusya’nın Kürtlere karşı duruma gelmesi, onu Ortadoğu’nun Kürt karşıtı politikasına bulaştırmış olacak ve bu da Rusya’nın Suriye veya Rojava’da mevzi kaybetmesine neden olacaktır.


Rakka, neden Kürtler?

Baraj, nüfus, önemli yollar ve tarım hususlarında önem taşısa da Rakka, belki çok stratejik bir yer değil. Rakka’yı önemli kılan, onu kimin kurtaracağı üzerindeki tartışmaların çok sürmesidir. Özellikle Türkiye, İran ve Suriye, Kürtlerin ilerleyişini kendi bekaları için tehlike olarak görüyor, Kürtlerin oraya ilerlemesini istemiyordu. 

Ama IŞİD karşıtı koalisyonun Kürtlerden başka şansı yoktu. Türkiye ya da İran’ın dahil olacağı bir operasyonun sonuç getirmeyeceği ve daha sonra da sorunu tekrar hortlatacağı aşikârdı.

Bu güçler, zaten Suriye’nin bu durumda olmasının müsebbiplerinden. Bu iş ÖSO ve benzer paravan gerici güçlerle de olmazdı. Ayrıca, Türkiye artık ABD için sorun çıkarıyor. Dolayısıyla zaten İran ile kavgalı olan ABD Türkiye’ye alternatif olarak, Suudileri büyütüyor.

Trump’ın, Suudi Arabistan ziyaretiyle Arap liderliğini Suudilere vermesi, Arap liderliğine oynayan ve Türkiye ile sıkı fıkı olan Katar’ı gözden düşürmesi bunun emareleri. 


Akdeniz şimdi daha yakın

Dünyanın herhangi bir ülkesinin medyasına baktığınızda, her gün, birinci konu olarak Kürtlerden bahsedildiğini göreceksiniz. Özellikle Suriye Kürtlerinden…

IŞİD ile savaşan Kürt kadınlarını ‘İblisle savaşan melekler’ gibi isimlerle konu ediyorlar. Bilindiği gibi Suriye kuzeyinde yeni bir model deneniyor. Bu durum dünya kamuoyunun ilgisini çekiyor. Birçok akademik çevre bunu merak ediyor. Tezler, bilimsel araştırmalar yapılıyor. 

Bu anlamda son ilgi odağı Rakka. 250 bin nüfusu olan Rakka’nın çeyreği kadar Kürt idi. Ama ÖSO, 2011’de orayı aldığında Kürtleri şehirden kovmuştu. Daha sonra ise IŞİD geldiğinde ÖSO’yu kovmuştu.

Ve şimdi Kürtlerin öncülük ettiği DSG güçleri Rakka’yı tamamen çevrelemiş durumda. Kürtler hem Rakka’yı almak, hem kendi denetimlerini genişletmek itiyor.

Yani Rakka’da kıran kırana bir savaş var ve yakında Rakka düşecek. Anlaşılacağı gibi, Kobanê düşmedi, Rakka düşecek. Üstelik şimdi Akdeniz daha yakın. Rakka Akdeniz’i daha yakınlaştıracaktır. Çünkü Rakka’dan sonraki muhtemel hedef Akdeniz’e açılan kapı olan İdlib olacaktır.