Kahvede Türk ve Müslüman aydınları kendi aramızda oturmuş Ramazan münasebetiyle sohbet ediyoruz. Ansızın aralarından biri bağırdı:
“Kahrolsun Beşşar Esed”…
“Esed de kim?” diye soruyoruz. Esad’ın aslı Esed imiş…”A” yerine “e” yani…
Türk aydını Türkçe harflerin “be, ce, de, fe, ge, je, ke…” diye okunduğunu, iş PKK’ye gelince unutuyor, devletle sembolik bir “dayanışma” içinde AKePe’ye AKaPe demediği halde, PeKeKe’ye PeKaKa demekte ısrar ediyor, ama iş, Beşşar Esad’a gelince, aniden, adamın soyadının Arapça “okunuşunu” esas alıp, ona Esed diyor. Yıllarca “Esad” dendiği için, kulakta bu “Esed” sözü tuhaf ve biraz da “matrak” bir tını uyandırıyor.
Evet. Türk Müslüman ve “demokrat” aydını bağırıyor: “Kahrolsun Beşşar Esed!”
Soruyoruz: Nasıl kahrolsun? Kendi kendine mi, fücceten mi vefat etsin, “sivil itaatsizlikle” mi can cekişssin, yoksa “nezaketle öldürme” yöntemiyle mi, yani “ölmeycez, öldürmeycez” diye diye mi?  
Biz “nasıl kahrolsun bu Esed” diye sorar sormaz, Türk Müslüman ve “demokrat” aydını daha yüksek sesle bağırıyor:
“Yaşasın Özgür Suriye Ordusu…”
Bre aman; etmeyin, eylemeyin… Hani “silahlı çözüm miadını doldur- muştu?” Hani Che’lerin, Lumumba’ların, Vietnamların, Çin “uzun yürüyüşlerinin” devri sona ermişti. Hani “artık özgürlük ve iktidar namlunun ucunda değil” de burnunuzun ucundaydı?.. Hani “haklı şiddet, haksız şiddet olmaz”dı, hani “ezenin de, ezileninin de şiddeti aynı”ydı. Hani siz “şiddetin her türüne, her biçim ve yöntemine karşı”ydınız? Bu Özgür Suriye Ordusu dediğiniz “sivil toplum örgütü” değil. Tepeden tırnağa silahlı adamlar topluluğu.
Üstelik bu “ordu” sivillerin yaşadığı yerlerde, hemi de 1 km menzilli keleşlerle de değil, toplarla, ağır silahlarla çarpışıyor. Dağ yollarına “bubi tuzakları” kurmuyor; şehirlerde binaları içindekileriyle havaya uçuruyor.  
Türk Müslüman ve “demokrat” aydınının umurunda bile değil. O bağırıyor:
“Kahrolsun PKK’nin uzantısı PYD?”
Haydaaaa… Neden yahu diye soruyoruz.
Bağırmayı bırakıp, bize “nedenini” anlatıyor: “Çünkü diyor, çok bilmiş, bir hayli görmüş geçirmiş, sındırlıyı sıyırıp karaağaca mum dikmiş, şeytana pabucunu ters giydirmiş Türk Müslüman ve “demokrat” aydını ve devam ediyor; çünkü bu PYD var ya, ‘sünni İhvan ordusuyla birleşmiyor ve silah kuşanıp Beşşar Esed’e karşı cihat ya da ‘devrim’e katılmıyor…”
Yüzsüzlüğün sınırı yok. Diyoruz ki, “bre Allahtan korkmaz, kuldan utanmaz, sen değil misin PKK’ye ‘silahları göm’ diyen; şimdi kalkmış Suriye Kürdü gömülü silahları kuşansın diye bağırıp çağırıyorsun; sen ne Hacı Yatmaz, suya batmaz, karada durmaz, havada uçmaz şeysin böyle… Kürdün aklıyla çelik çomak oynayacağını mı sanırsın ki, Kürde ‘benim vatanımda silah toprağa, düşmanın vatanında silah omuza’ diye akıllar verirsin?
Aydındır ya…Aldırmaz. Duymaz. Devam eder…
“Şehitler ölmez, Suriye bölünmez…”
“Sana ne ulan?” diyeceğiz de terbiyemiz elvermiyor.  
Ama bu aydınlarda surat yok, utanmak nedir bilmezler. Avaz avaz bağırıyorlar:
“Dış mihraklar Kürtleri silahlandırıyor!”
Biz sakin sakin soruyoruz: “Söylesene kim bu dış mihraklar?”
Nefes almadan sayıyor: “Hewler ve Kandil… Karayılan ve Barzani…”
Bu kafadan sakat aydına göre, Suriye’yi işte bu “dış güçler” bölmek istiyor. Tane tane anlatıyoruz:
“Bu saydıkların ‘dış güç’ değil, ‘iç güç’… Karayılan ve Barzani diyorsan, onlar Suriye dediğin yerdeki Batı Kürdistanlıların amca çocukları, dayı oğulları… Onlar ‘iç güç’ ama, senin devletin Suriye’nin içine karışan bir ‘dış güç’...Özgür Suriye Ordusu’nun elinde Türk ‘mühimmatı’ var…Suriye isyancılarının merkez karargahı İstanbul’da…”
Bağırıyorlar:
“Kamışlo, Kobane, Afrin Suriye’nindir, Suriye’nin kalacaktır, Kürtler Suriye’den tek çakıl taşı bile koparamazlar…İzin vermeyeceğiz?”
Hava sıcak. Ortalık Ramazan. Tepemiz attı atacak. Ama dişimizi sıkıyoruz.
“Kürtler Suriye’den kendi topraklarını ‘kopartıyorlar’, sen ise Suriye’den koskoca Hatay’ı, içinde yaşayan ‘Esed’in hısım, akrabası Alevi Arap çoğunluğuyla birlikte yuttuğunu unutuyorsun galiba…”
Artık şirretleşiyorlar: Gazeteden, Türkiye’nin Batı Kürdistan’a müdahalesi için yapılmış bir provokasyon haberini okuyorlar:
“Alçaklar, Şam Jandarması PKK’ye silah verin demiş, işte gerçekler ortaya çıktı; terör örgütünü ‘Esed’ silahlandırıyor, silahlanan terör örgütü de Suriye’yi bölüyor. Tampon bölge…”
Biz de dikleniyoruz:
“Ahmak herif, daha geçenlerde bu Suriye’nin Türk casusluk uçağını elindeki hava savunma silahlarıyla vurduğunu unuttun mu? Eğer Şam PKK’ye silah verse, senin ordunun helikopterleri, Phantomları Kürdistan dağlarında serapa uçabilir miydi?”  
Biz bunu söyleyince, Müslüman Türk aydınları bir tuhaf oldu ve üzerimize yürüdü. Neyse araya kahveci girdi de arbede önlendi. Biz kahveden çıkarken, kahveci kulağımıza eğildi; “sen onların kusuruna bakma, bu Hacı Prof. emminin başına oruç vurdu, malum, yaz vakti, hava sıcak, oruç uzun…Laik-cemaatçi köşe yazarı ise, mahalle baskısından bunalmış, mahallede ara tara bira bulamamış…Yani anlayacağın ikisinin de kafası bozuk. Ondan bağırmaktalar…”
Ramazanda ateşkes olur mu bilmem. Ama bu aydınlar Ramazan boyunca kahveye gelmemeli…