- Anne Sinem: "Evet, o benim kızım, ama onu yoldaşlarından ayırt edemiyorum. O benim gururum ve başımın tacı olarak kalacak. Çünkü onur ve şerefli bir yolda canını feda etti." Baba Kahtan Elî, "Arîn Mîrkan Kobanê direnişinde kendini feda ettikten sonra Arîn de onun adını almak istedi. Arîn gibi bir kızımız olduğu için çok onurluyuz" diyor.
- YJŞ Komutanı Axîn İntikam: "Yoldaşlık, dürüstlük, insanlık konusunda örnek alınması gereken bir yoldaştı. Onda dürüstlük bir ilkeydi. Dolu dolu onurlu bir hayat yaşadı. Yaşamının her anında heyecan, coşku, sevgi ve amacına bağlılık vardı. Cesareti, fedakarlığı, hesapsız, tereddütsüz katılımı benim için hep örnek olmuştur."
- Baba Kahtan Elî: “DAİŞ saldırdığında, Arîn'in de içinde olduğu bizim aileden 11 kız DAİŞ'in eline geçti. Köydekiler onlara, 'Biz yaşlıları arabalarla çıkartalım, gençler de yürüyerek gelsinler' demiş. DAİŞ, onları köyün çıkışında yakaladı. 11 kişi 2 saat çetelerin elinde kaldı. Çok etkilenmişti. Birçok kişi kaçarak kendilerini kurtardı. Arîn de kardeşleri de onların içindeydi.”
GÜLCAN DERELİ/ŞENGAL GÜNCESİ-3
Şengal'de ferman yaşandığında o daha genç bir kadındı. Onu Rana Kahtan Elî'den Arîn Ararat'a dönüştüren bu yaralarla dolu süreç oldu. DAİŞ'in 2014 yılında gerçekleştirdiği fermanın tanığı oldu, esir düştü ama kaçarak kurtuldu. Göç yollarına düştü... Çok sevdiği Şengal'i geride bıraktı... Zorlu, uzun ve sızılarla dolu bir yolculukla kendini önce Şırnak, sonra Cizre'de buldu, orda bir kampa yerleşti. Tam bu anda Hacı Lokman Birlik de Şengal'den gelenleri karşılayanlardandır. Tanışıp tanışmadıklarını tam bilemiyoruz. Ancak Hacı Lokman'ın o dönem bu kafileler için seferber olduğunu, onlar için günlerce çalıştığını, kamplarda emek verdiğini biliyoruz. İşte Rana Kahtan Elî'nin Arîn Ararat'a dönüşme hikayesi bu paralel hayatların kesiştiği yerde başlıyor. Burada eski kabuğunu bırakıp yeni bir kabuk ediniyor. Böyle başlıyor Arîn Ararat'ın doğuş hikayesi...
İki arkadaş gibiydik
Rana Kahtan Elî, Arîn adını, tahmin edildiği üzere Arîn Mîrkan'dan alır. Onun adına göç eder... Êzîdîlikte ruh ölmez göç edermiş... Arîn adı da ona göç eder... Ararat hayallerini süslediği için kod adının devamına da Ararat'ı ekler. Gözünü zirvelere, dağların doruklarına diker... Hayatı da öyle doruklarda olacaktır... Rana Kahtan Elî kendi aldığı isimle Arîn Ararat, 1988 Şengal doğumludur. Annesinin, babasının ilk göz ağrısıdır. Şengal'de evlerine konuk oldum, ilk gözbebeklerini onlara sordum.
Arîn'i annesi Sinem İbrahim, şöyle anlatıyor: "Arîn benim en büyük kızımdır, 6-7 yaşındayken babaannesine bıraktık. Onların yanında büyüdü. Maddi durumumuz iyi değildi, eltimle beraber kalıyorduk. Arîn, amcasının kızı Rojan'la beraber okula gidiyordu. Hep beraberlerdi. Devrimci şarkıları çok seviyordu. Kültürüne bağlıydı. Bazen bana şarkı söylüyordu. Benim en büyük güç kaynağımdı. Bel kemiğimdi. Biz anne ve kızdan daha çok iki arkadaş gibiydik."
Esir düştü
Arîn Ararat, henüz Rana Kahtan Elî iken Tıl Izêr'de köylerinde 11 çocukla birlikte DAİŞ'e esir düşer. Babası Kahtan Elî, o süreçte yaşananları anlatıyor: "Ferman olduğunda, biz Tıl Izêr'deydik. Bizim ev sınırlara yakındı. O zaman DAİŞ kontrol hatlarını tutmuştu. DAİŞ saldırdığında, Arîn'in de içinde olduğu bizim aileden 11 kız DAİŞ'in eline geçti. Köydekiler onlara, 'Biz yaşlıları arabalarla çıkartalım, gençler de yürüyerek gelsinler' demiş. DAİŞ, onları köyün çıkışında yakaladı. 11 kişi 2 saat çetelerin elinde kaldı. Çok etkilenmişti. O zaman birçok kişi kaçarak kendilerini kurtardı. Arîn de kardeşleri de onların içindeydi. Biz o zaman dağlık alanda kalıyorduk. Çok uzun bir mesafe vardı aramızda. Geç vakte kadar da nerede olduklarını bilmiyorduk. Bize geldiklerinde çok etkilenmişlerdi."
Kaçarak kurtuldular
O süreci annesi Sinem İbrahim de şöyle anlatıyor: "Ferman başladığında köydeki bütün çocuk ve kadınları arabaya bindirdiler ve gönderdiler. Gençler yürüyerek kendilerini sağlam yere ulaştırsınlar dediler. Geniş aile fertlerinin erkekleri ve gençleri başka tarafta kaldı. Tabii ki kadınlar ve çocuklar sağlam yere ulaştılar, ama kalanlar her biri bir tarafa gittiler. Arîn, kardeşi ve akrabaları da çemberde kaldılar. Sonra Arîn ve onlar da var güçleriyle kaçtılar, bize ulaştılar. Tabii çocuklarımız bize ulaştığında bedenlerimize yeniden can geldi."
Anne ve kızın kahkahaları
Arîn'in çok cesur bir kadın olduğunu anlatan annesi Sinem, "Fermandan dolayı Bakurê Kurdistan’a göç etmek zorunda kaldık. Biz geri döndüğümüz zaman Şengal'de çok az aile vardı. Hiç korkmuyordu. Bana cesaret veriyordu. Babası da o zaman askeri güçteydi. Arîn de o zaman geceleri arkadaşlarla beraber eve geliyordu. Çok sıcakkanlıydı, korku neydi bilmiyordu" diye vurguluyor. Birlikte çok güldüklerini anlatan anne Sinem, "Bir gece öyle bir fırtına kalktı ki, her yerden sesler geliyordu. Bana, 'Anne sen kapının arkasına git ve yavaşça aç, ben de buradan nişan alacağım, kim geliyorsa ateş edeceğiz' diyordu. Kapıyı açtık bir baktık ki rüzgardır. Biz gülmekten yerlere yattık" diyerek unutamadığı bir anısını paylaşıyor.
Arîn özgürlük saflarında
Tarihler 3 Ağustos 2014'ü gösterdiğinde binlerce Êzîdî göç yoluna düşmüş, sınıra akın etmişti. Kuzey'e göç edenler arasında Arîn ve ailesi de vardır. Rana Kahtan Elî işte burada Arîn oluyor. Hacı Lokman Birlik ile hayatları burada kesişiyor. Bu süreç onu Arîn'e dönüştüren cemreyi kalbine bırakıyor...
Arîn'in annesi Sinem, "Beraber çok zor günler de gördük, iyi günler de yaşadık. Arîn orada DAİŞ'in yayınladığı tehditlere tepkiliydi. 'Ben katılacağım, intikamımızı alacağız' diyordu. Arîn, Rojan ve Şîlan arkadaş, beraber 2015'te katılım yaptılar. 2019'da da özgürlük dağlarına gitti" diyor. Babası Kahtan Elî de, "DAİŞ saldırdığında çatışmaya gidiyorduk. Arîn o zaman bize su getiriyordu. Hep bizimleydi. Bizimle nöbete geliyordu. Meraklı biriydi. Fermandan etkilenerek özgürlük saflarına katıldı" diye vurguluyor.
'Adını Öcalan koyacağım' dedim
Anne Sinem, hem kızları Rana'nın Arînleşme hem de kendilerinin dönüşme hikayesinin Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın felsefesi ile tanışma anıyla başladığını söylüyor. Anne Sinem, şöyle devam ediyor: "Biz Başûrê Kurdistan’a geldikten sonra Arîn katıldı. O zaman KDP çok baskı yapıyordu, 'Sizin kızınız nereye gitti?' diye. Kızım katılım yaptığında hamileydim, Nisan ayında Başûr'da doğum yaptım ve bebeğimin adını da Öcalan koyduk. KDP’li doktorlar bana, 'Başka isim mi kalmadı, Öcalan'ı seçtiniz?' dedi. Ben onlara bu ismi ve ismin sahibini sevdiğim için adını Öcalan koyduğumu söyledim. Şimdi bile çocuğumun adı Öcalan diye kimlik vermiyorlar. Başûr'da baskılar çoğalınca Şengal’e dönmek zorunda kaldık. Bizi katliamdan kurtaran, savunan Rêber Apo’nun fedaileriydi. Biz en büyük kurtarıcı, Rêber Apo ve şervanlarıdır dedik. Ben Öcalan'ın ismine ve felsefesine hayran kaldım. Ondan dolayı bir oğlum olursa adını Öcalan koyacağım dedim."
'Kızım başı dik gitti'
Bu röportajı Arîn'in ailesinin evinde yaptığımız sırada üç-dört yaşlarındaki bir çocuk ortama neşe katıyordu. Evde Arîn’in kocaman bir maketi tam karşımızda duruyordu. Yine odanın her yerinde hem Arîn'in hem de Şengal'in özgürleştirilmesinde büyük katkısı olan gerillaların fotoğrafları duruyordu. Bu küçük çocuk, Arîn'in şehadetinden sonra dünyaya gelmiş amcasının kızıydı. Sözü anne Sinem'e bırakıyorum: "Arîn’in şehadetinden sonra eltimin çocuğu oldu, onun adını da Arîn koyduk. Arîn bambaşka biriydi. Bütün çocuklarımın arasında en çok onunla rahattım. Beni hissediyordu, anlıyordu. Arkadaş gibiydik. Ben hep kızıma, 'Kendinden önce yoldaşlarını düşün, bir lokma varsa önce yoldaşlarınla paylaş' diyordum. Yoldaşlarını çok seviyordu. Şehid Şîlan Goyi ve Medya Egîd arkadaşların yanlarındaydı. Bir şey aldığında ilkin yoldaşlarına alıyordu. Ben hep ona, 'Bir sorun olduğunda çözüm yolunu seçin' diyordum. Evet, o benim kızım, ama onu yoldaşlarından ayırt edemiyorum. Canımdan bir parçaydı, onun yokluğu hep acı veriyor. Ama onların yolu bizim onur yolumuzdur ve hep öyle kalacak. O benim gururum ve başımın tacı olarak kalacak. Çünkü onur ve şerefli bir yolda canını feda etti. Kızım başı dik gitti. O söz verdi ve sözünü yerine getirdi."
Kadın gerillaların etkisi
Şengal'de diplomasi çalışmalarında yer alan Arîn'in babası Kahtan Elî de, "Arkadaşlar geldikten sonra, Arîn hemen katılmak istedi. Kadın gerillaları gördükçe onda katılma ve savaşma duygusu çok gelişiyordu. Çok etkilenmişti. Hemen katılmak istedi ve çok istekliydi. DAİŞ'ten intikam almak istiyordu. DAİŞ'in halka çektirdiği acılar, tanık olduğu şeyleri kaldıramıyordu. Mam Zeki Şengalî'nin şehadetinden çok etkilendi. O zaman kadroluk sözünü verdi. Arîn de 2021'de şehid oldu. Her zaman dağa gitmek istediğini söylüyordu. Hep Ararat'a gitmek istiyordu. Ondan soyadını Ararat yapmıştı. Gitti mi gitmedi mi bilmiyorum" diyor.
Çözümcüydü, barışçıldı
Arîn'le onur duyduğunu söyleyen Kahtan Elî, sözlerini şöyle noktalıyor: "Evin en büyük kızıydı, onunla bir baba kızdan ziyade, iki arkadaş gibiydik. Dağa gittikten sonra tekrar dönmek istemedi. Kaç defa mektupları geldi. Diğer iki kız kardeşi de çalışmaya başladı. Aktif katıldılar. Arîn evde çok çalışkandı. 8 yıl okudu, okulda çok başarılıydı. Evde herkesle anlaşıyordu. Arîn çocuklarla çocuk, büyüklerle büyük, gençlerle gençti. Yaşından büyük davranıyordu. Daha küçük yaşta bile herkesin kalbinde yer edinebiliyordu. Arkadaşları tanıdıktan sonra kendini çok geliştirdi. Daha bir yılı olmamıştı, çok yönde kendini geliştirdi. Dağa gitmeden önce basın çalışması yürüttü. YBŞ-YJŞ'ye bağlı özel kuvvetlerde kaldı. Şehit Arîn Mîrkan Kobanê direnişinde kendini feda ettikten sonra Arîn de onun adını almak istedi. 'Ben ona benziyorum, onun adını almak, onun yolunda yürümek istiyorum' diyordu. Toplumda, arkadaşlarının içinde çok sevilen biriydi. Gelişkindi, sözü geçerdi. Bir sorun olduğunda çözüm gücü oluyordu. Arîn'de en çok sevdiğim özellik barışçıl yönüydü. Evde bir tartışma olduğunda hep çözen ve çözümleyici olan oluyordu. Bizi barıştırıyordu. Evde bir sorun olmasını istemiyordu. Arîn gibi bir kızımız olduğu için çok onurluyuz."
İşte Rana Kahtan Elî böyle Arîn Ararat oluyor.
***
Onda dürüstlük bir ilkeydi
Arîn Ararat'ın yoldaşı Yekîneyên Jinên Şengalê (YJŞ) Komutanı Axîn İntikam, yoldaşını şöyle anlatıyor: "Heval Arîn küçük yaşta YJŞ ye katıldı. İlk katıldığında, o zaman karargahtaydım. Arîn'le bir kardeşi katılmak için bizim yanımıza geldiler. O, fermanın acısını, acımasızlığını görmüştü. Bunlar Heval Arîn'de bir kin ve öfke geliştirmişti. Fermanda bedel ödeyen kadınların intikamını alabilmek için katılmıştı. Heval Arîn katıldıktan sonra yolculuğumuz, yoldaşlığımız başladı. 7-8 yıl beraber kaldık. Yoldaşlık, dürüstlük, insanlık konusunda örnek alınması gereken bir yoldaştı. O yoldaşlık, sadakat mirasını kendi kişiliğinde yaşıyor ve yaşatıyordu. Onda dürüstlük bir ilkeydi."
Aşkla mücadele etti
"Ne yapmalı, nasıl yapmalı sorusunun cevabının peşindeydi. Kendi kişiliğini nasıl özgür bir kadına dönüştüreceği, yol ve yöntemlerin neler olduğu, onda hep merak konusuydu. Çok mücadeleciydi. Kendini yeniden yaratma, öncü olabilme mücadelesi bitmek bilmiyordu. Özellikle 2014-15-16 yıllarında özgürlük saflarına katılan kadınlar, intikam almak, fermanın acılarına cevap olabilmek, kaçırılan çocukları, kadınları kurtarmak amacı ve bilinciyle katılıyorlardı. Bir fedai olarak yaşama, mücadeleye katılım sağlıyorlardı. Kendi kişiliğine karşı da muazzam bir mücadele sergiliyordu. Birçok alanda kendisini geliştirdi. Özgür Basın çalışmalarına katıldı. Kamerasıyla, kalemiyle, fermanda her acıyla karşılaşan kadınların sesi olmak istedi. Mücadele alanında temizliğiyle, sadeliğiyle, yoldaşlığıyla tanınan bir arkadaştı. Komutanlık, öncülük yapabilecek düzeye gelmişti. YJŞ komutanlığında yer aldı. Fedai ruhuna ulaşabilmek için yönünü özgür dağlara verdi. O aşkla kendini eğitmek ve geliştirmek istiyordu."
Bizimki özgürlük yoldaşlığıydı
"Dolu dolu onurlu bir hayat yaşadı. Yaşamının her anında heyecan, coşku, sevgi ve amacına bağlılık vardı. Hep diyordum, Heval Arîn'le aynı yerde mücadelemizi yürüteceğiz. Çünkü biz birbirimize çok bağlıydık. Yoldaşlığımızı, amacını, rüya ve hayallerini tamamlama sözünü verdik ve sonuna kadar bu özgür yolu devam ettireceğim. Cesareti, fedakarlığı, hesapsız katılımı, tereddütsüz katılımı benim için hep örnek olmuştur. En zor süreçte bile bana ilham kaynağı oluyordu. Bizimki özgürlük yoldaşlığıydı, onurlu bir yaşamın yoldaşlığıydı. Heval Arîn'in yarım bıraktığı mücadeleyi özgürlükle taçlandıracağıma söz veriyorum. Şehadete ulaşan arkadaşlara ancak borcumuzu böyle ödeyebiliriz. Arîn'le yoldaşlık yaptığım için kendimi şanslı hissediyorum. Onların özgürlük ve mücadele yoldaşları olarak kalacağız. Onların hayalleri özgür bir Şengal'di ve tüm kadınların özgürleşmesiydi, özgür bir Kürdistan'dı. Biz de Önderlik felsefesi temelinde bu yolu ve onların hayallerini gerçekleştireceğiz."
***
Êrîş'î KDP tutukladı
Arîn Ararat'ın abisi şimdi Başûr'da tutsak. Yıllardır tutsak evladıyla görüştürülmediğini söyleyen anne Sinem, yaşananları şöyle anlatıyor: "Ferman olduğunda biz Bakurê Kurdistan'a gitmek zorunda kaldık. Êrîş, 2014'te Cizîra Botan'da saflara katıldı. Şimdi oğlum Êrîş, KDP zindanında ama biz görüşüne gidemiyoruz. KDP güçleri görüşe gitmemize izin vermiyor." Kahtan Elî de, "Arîn'den önce katılan oğlum Êrîş de şimdi KDP'nin elindedir. Rojava sınırında çalışma yürütürken KDP yakaladı ve şimdi onların zindanlarında. 10 yıl ceza verdiler. Şimdi kızım Şîlan da HPC-J'de çalışma yürütüyor. Ben de diplomasi çalışmasında yer alıyorum. Mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz."
Çeviride katkı sunan gazeteci arkadaşımız Newroz Demhat’a teşekkür ederiz.