Şengal'in Dewrêşlerinden Dijwar Feqîr'in hikayesi, hem Êzîdîlik inancını, hem de kalbimizin sihrini anlatır

  • DAİŞ Şengal’e saldırdığı dönemde sözde KDP bizi koruyordu. Ancak önlem almamız için bize hiçbir uyarıda bulunmadılar. Eğer uyararak bizi dağa yönlendirselerdi dediklerini yapar,  dağa çıkardık, fakat bunu yapmadılar.
  • Dayê Xoxê'nin yaşadığı hayatı şimdi de Dijwar'ın eşi Şûkriye yaşıyor... Çocuklar da babalarının hayatını... Kızları resim yapıyor, oğlu saz çalıyor onun gibi... Bu nasıl bir döngüydü? Dijwar Feqîr, ölmeyen, ruhtan ruha göç eden bir hikaye bıraktı...
  • Dayê Xoxê, "Mütevazıydı. Arkadaşlarına karşı dürüst, açık ve iyi kalpliydi" diyor. Dijwar’ın eşi Şûkriye de, "Şengal’i yeniden inşa etme, özerkliğini sağlama, yoksullar için ev yapmak istiyordu. Yaşasaydı çok hizmet edecekti" diye vurguluyor.

GÜLCAN DERELİ/ŞENGAL GÜNCESİ-2

Şengal'de araladığım her kapıdan bir hikayeyle çıktım. Hepsi kalbime dokundu. Bazıları da sadece dokunmadı, kalbime yerleşti ve orada kaldı, bana göç etti... Êzîdîlikte ruhlar ölmez göç edermiş... Yerleşeceği bir bedeni bulup orada yaşarmış... İşte öyle bir hikayenin kapısını çaldım... Şengal Êzîdî Kadın Meclisi (TAJÊ) Üyesi Dayê Xoxê Cindî'nin ve Merwan Bedel'in (Dijwar Feqîr) yaşamı, bu kadim inancı doğruluyor sanki. Maneviyatın gücüne ve sihrine layık bir yaşam... Dayê Xoxê Cindî ve gelini Şûkriye ile hem kendi hikayelerini hem de Dijwar Feqîr'i konuştuk.

Dayê Xoxê Cindî

Irak-İran savaşı

Irak-İran Savaşı, Dayê Xoxê'nin yaşamının kırılma anlarından biri oluyor. İki bebeği vardır, bebeklerinden biri üç, diğeri de bir yaşındayken eşini Irak-İran Savaşı'nda kaybeder. Eşi Irak ordusunda askerdir. Bir anne olarak iki bebeğiyle yalnız kalmak dünyanın her yerinde zordur ama Şengal'de çok daha zordur. Dayê Xoxê'nin hem kendini koruması hem de yavrularını büyütmesi kolay olmuyor: "Merwan Bedel henüz 3 yaşına girmemişti. Babası genç yaşta Irak-İran Savaşı'nda hayatını kaybetti. Kızım Hayat da o zamanlar bir yaşındaydı. Dijwar babasını çok az hatırlıyordu. Eşimi kaybettikten sonra bir daha evlenmedim, iki küçük çocuğumu tek başıma büyüttüm. O zamanlar gençtim. Kendimi korumak için çok çabaladım, bu gerçekten zordu. Çocukların geçimini sağlamak da kolay değildi. Küçük çocuklarıma bakabilmek için bostanlarda da çalışıyordum. Çevremizdeki insanlar, akrabalarımız ev ihtiyaçlarında ve bahçe işlerinde bize yardımcı olurlardı, fakat bu yardımlar da bir yere kadardı. Eşimin ailesiyle birlikte yaşadığım için sorumluluk biraz da onlardaydı."

Dağlar bizim yurdumuz

3 Ağustos 2014'te DAİŞ'in gerçekleştirdiği saldırılarda Êzîdîler yönünü Şengal Dağı'na çevirmişti. Dağlar Êzîdîlerin gerçek yurdu ve koruyucusudur. Çünkü dağlar fermanlardan korunmak için bin yıllardır onlara sığınak olmuştur. İşte bu yüzden de Saddam, Êzîdîleri dağlardan indirmiştir. Bu politika, DAİŞ'in saldırılarına da zemin hazırlamıştır. Dayê Xoxê de dağlardan nasıl zorla indirildiklerini anlatıyor: "Ferman sırasında evimiz Xanesor’daydı. Saddam bizi dağ köylerinden zorla indirdikten sonra Xanesor’a yerleşmiştik. Dağ köylerimize Arapları yerleştirmek istediler ancak Araplar dağda yaşayamayacaklarını belirterek bunu reddettiler. Fermandan sonra yeniden dağ yamacındaki Kersê’ye döndük. Saddam döneminde Araplar Kersê ve Barê’ye gelip köylerimize (en sulak ve verimli arazilerimize) saray gibi evler inşa ettiler, fakat dağ yaşamına uyum sağlayamadıkları için bu köylerde oturmayı reddettiler. Eskiden de Kersê Vadisi hem çok sulaktı hem de çok verimliydi. Her karış toprağını ekiyorlardı. Şimdi de her yerde bağ bostan izleri var." 

Sivil kıyafetiyle döndü

İki evladını bin bir emekle büyüten Dayê Xoxê, kendi halinde, çocukları ve torunlarıyla yaşıyordur, ta ki 3 Ağustos 2014'te DAİŞ'in gerçekleştirdiği saldırılara kadar... Şengal'de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır... 

Dayê Xoxê'nin oğlu Mervan büyür, babası gibi Irak ordusunda askeri görevde bulunur. Ancak Irak ordusunun fermana seyirci kalmasını kabul etmez. O süreci Dayê Xoxê, şöyle anlatıyor: "Fermandan önce Merwan 4-5 yıl boyunca Irak ordusunda askerlik yaptı. DAİŞ Irak’a girip birçok şehri ele geçirdiğinde Merwan, Musul’da görevli bir askerdi. Ordu direnmediği için eve dönmek zorunda kaldı. Ferman patlak verdiğinde evdeydi. Merwan orduda tanınan biriydi, bölüğün çoğu silahı ve teçhizatı onun sorumluluğundaydı. Dürüst bir insan olduğu için ona güvenirlerdi. Buna rağmen bölükten tek bir eşyayı bile yanına almadı, bunu ahlaki bulmadı. Sivil kıyafetlerini giyerek Şengal’e döndü."

Biz direnirdik esir düşmezdik

Irak ordusunun ve KDP'nin geri çekilmesini eleştiren Dayê Xoxê, o dönemi şu sözlerle özetliyor: "Irak ordusu hiçbir şehirde DAİŞ’e karşı direnmedi. Ordunun elinde yeterince silah olmasına rağmen savaşmadılar, sadece pazarlık yapıldı. Zihniyet halen de değişmiş değil. DAİŞ Şengal’e saldırdığı dönemde sözde KDP bizi koruyordu. Ancak önlem almamız için bize hiçbir uyarıda bulunmadılar. Eğer uyararak bizi dağa yönlendirselerdi dediklerini yapar, dağa çıkardık, fakat bunu yapmadılar. Öyle olsaydı bile aramızda yine çatışma çıkar, kayıplar verilirdi ama en azından esir düşmezdik. Halk bir gün içinde kendini kurtarabilirdi."

Merwan artık Dijwar Feqîr

Dayê Xoxê'nin küçük oğlu Merwan büyümüş, artık halkının koruyucularından biri olmuş ve Dijwar Feqîr ismini almıştır. Bu ismi almasının da bir nedeni vardır. Merwan, Êzîdîlerde Feqîr tabakasındandır. Bu tabaka Êzîdîlerde dini geleneklerine en bağlı tabakadır. Derviş geleneğinin tabakasıdır. Kendilerini dine adamışlardır. Ama asimilasyona da gelmeyen, direnen bir tabakadır. Kaynaklar, şöyle diyor: "Feqîr, kendini tamamen dine, nefsi terbiyeye ve Laleş'in hizmetine adayan, özel 'Xirqeyê Reş' (siyah hırka) giyen zühd (asketizm) makamıdır." İşte tam da bu inanç ve felsefeyle yaşar Dijwar Feqîr. Askeri tecrübesini de halkını kurtarmak için kullanır. Êzîdî savunma gücünün dervişi, komutanı olur...

'Şengal’i birlikte koruyacağız'

DAİŞ saldırdığında Xanesor’da olduklarını söyleyen Dayê Xoxê, o karanlık anları anlatırken adeta tekrar yaşıyor: "Xanesor’dan Xatuna Ferxa Mezargâhımıza geçtik ve bir hafta orada kaldık. Bize 'Kürdistan Bölgesine geçin' dediklerinde, 'Öleceksek de Şengal’de öleceğiz' cevabını verdik. Dijwar, 'İsterseniz sizi oraya götüreyim' dediyse de kabul etmedik. Kersê’ye gidip eskiden hayvanlar için kullanılan terk edilmiş bir evi temizleyip içine yerleştik. Dijwar ise buradaki arkadaşların karargahına katıldı ve onlara 'Şengal’i birlikte koruyacağız' dedi. O zaman önüne geçmek istedim, 'Sen teksin, bak çocukların var, gitme. DAİŞ buraya kadar gelirse zaten bir şey demem' dedim. Dijwar ise 'İnsanlar her yerden Şengal’i korumak için toplandı, ben de onlardan biriyim. Birbirimizi tanımasak da burayı savunmak için bir olacağız' karşılığını verdi. Arkadaşları gördükten bir hafta sonra direnişe katıldı. Zaten silah kullanmayı biliyordu ve askeri tecrübesi de olduğu için direnişe katılan yeni gençlere silah eğitimi veriyordu."

Az ama öz konuşurdu

12 Süvari'nin öncülüğünde gerçekleşen direnişin ardından 13 Kasım 2015 tarihinde Şengal tamamen özgürleştirilir. Ancak Şengal'de yaraları sarma ve yeni saldırılara karşı özsavunma gücü için çalışmalar aralıksız devam eder. Dijwar Feqîr de Şengal Özerk Yönetimi Yürütme Konseyi Eşbaşkanı olarak halkına hizmet etmeye devam eder. Çokça sevilen sayılan bir isimdir. Şengal'in birçok yerinde o güleç yüzüyle çekilmiş fotoğraflarıyla karşılaştım. Dayê Xoxê, gurur duyduğu evladını şu sözlerle anlatıyor: "Arkadaşlarına karşı dürüst, açık ve iyi kalpliydi. Hiçbir zaman arkadaşlarına sırt çevirmez ve ihanet etmezdi. Evde de çocuklarıyla, bizimle ve çevresiyle ilişkisi sıcak ve içtendi. Mütevazıydı. Çok konuşmazdı, o yüzden konuştuğu zaman da öyle derin konuşurdu ki insan şaşırırdı. Bir arkadaşı ondan bize bahsederken şöyle diyordu: 'O bizim yanımızdayken başta onu tanımıyorduk. Arkadaşlar ona sorumluluk vermişlerdi fakat sessiz olduğu için biraz ön yargıyla yaklaştık: Bu mu komutanlık yapacak, dedik. Fakat onunla sohbet ettikten ve onu tanıdıktan sonra ne kadar yanıldığımızı anladık' diyordu. Konuşurken kendine güveni sonsuzdu. En üst düzey insanlarla bile hiç heyecanlanmadan çok rahat konuşabiliyordu. Fakat aynı zamanda mizah yönü de güçlüydü. İnsanları güldürmeyi, onlara moral vermeyi seviyordu. Ne konuştuğunu, ne zaman ve niçin konuştuğunu iyi biliyordu."

Bir kitabı yarım kaldı

Dijwar Feqîr yeteneklidir. Sanata da ilgisi vardır. Yazar, çizer, söyler... Ama en çok çizer, resme meraklıdır. Dayê Xoxê, anlatıyor: "Hangi işe el atsa kesinlikle başarırdı. Çok becerikliydi. Çok güzel resim çizerdi, o resimleri sanki çizmiyor, çekiyordu, o kadar gerçeğe yakın yapıyordu. Daha çok doğa resimleri çizerdi. Fakat o çizdiği resimler fermanda gitti. Fermandan önce ne çizmiş ve yazmışsa yok oldu. Fermandan önce Sîba Şêx Xidir ve Tilizêr katliamını yazıyordu, bir kitap çıkarmak istiyordu. Şehit düşmeden önce de kitap yazıyordu. Onu bir yere bırakmıştı, kayboldu, bulamadık. Belki de düşman götürmüş olabilir. Ozanları, müziği seviyordu, şiir yazıyordu. Yani sanatla ilgileniyordu. Bilinçli ve düşünceli bir insandı. Benimle, eşiyle ve çocuklarıyla arası çok iyiydi. Bazen çalışırken küçük kızı omzuna çıkardı, o asla kızmazdı, bazen uzun süre orada, babasının omzunda kalırdı. Ne çocuklarına ne de diğer çocuklara hiç kızmazdı."

Çok mütevazıydı

Dijwar Feqîr, dört çocuk babasıdır. Dijwar’ın eşi Şûkriye, zor da olsa özlemle birlikteliklerini anlatıyor: "Ben ve o hem baba tarafından amca çocuklarıyız hem ana tarafından teyze çocuklarıyız. Annelerimiz kardeş, babalarımız da kardeştiler. Ben daha 14 yaşına yeni girmiştim, bizimkiler beni berdel verdiler. Biz evlendikten sonra 8 yıl Musul'da askerlik yaptı. Bizimle ilişkisi çok iyiydi, beni de çocuklarını da üzecek hiçbir şey yapmadı. Şimdiki erkekler gibi ne bize zulmetti ne de bir haksızlık etti. Arkadaşları tanımadan önce de bize çok iyi davranıyordu. Fakat arkadaşları tanıdıktan sonra diyordu ki: 'Ben kadının değerini eskiden bu kadar bilmiyordum.' Şehit düştüğü ana kadar da beni üzecek tek bir kelime bile söylemedi. Dar görüşlü değildi. Ev işlerinde yorulduğumu görünce o benim yerime çalışır ve yardımcı olurdu. Ben hasta olduğum zaman o çocuklara yemek yapardı. Yine misafir gelince çalışır ve bize yardım ederdi. Asla kendini bu konularda büyük görmezdi, çok mütevazı davranırdı."

Hayali Şengal'de bir üniversiteydi

Dijwar Feqîr'in müzik dinlemeyi de çok sevdiğini söyleyen eşi Şûkriye, "Sanatçılardan Abdulwahid’i çok seviyordu. MP3 çaları vardı. Sıkıldığında, üzüldüğünde onu dinlerdi. Elini attığı her şeyi öğreniyordu. Sazı da kendi kendine öğrendi. Büyük oğlum da babası gibi şimdi saz çalıyor, babasına çekmiş. O da saz çalıyor, kendi kendine şarkı söylüyor. Bir kızım da resme ilgili ve babasının yolunda ilerliyor. Êzîdî çocuklarının kendi  topraklarında çalışmaları için Şengal’de bir gün üniversite açmayı istiyordu. Buna çok kafa yoruyordu. Çünkü 'Dışarıya gidip okumak çocuklar için çok zordu' diyordu. Sadece kendi çocuklarını değil, bütün çocukları düşünüyordu. Düşman, hayallerini gerçekleştirmesine izin vermedi" diyor.

Şengal’i yeniden inşa etmek istiyordu

Şengal'e fermanın 12. yıldönümünde gittim. Şengal merkezde savaşın izleri olduğu gibi duruyor. Yıkık dökük evler, çatışmaların, kurşunların izleri duruyor... 12 yıl geçmesine rağmen her şey dün yaşanmış gibi görünüyor. O yıkık dökük ve yara bere içindeki binalarda ne hikayeler kayıp gitti... Şengal'in ve Kürdistan'ın bazı şen çocukları, işte bu yıkık dökük yerde hikayelerini bıraktı... Halkta da bunun izlerini görmek mümkün. İşte Dijwar Feqîr tam da bundan dolayı bir an önce savaşın açtığı yaraları sarmak ve Şengal'i yeniden inşa etmek istiyordu. Eşi Şûkriye'ye sözü bırakıyorum: "Şengal’i yeniden inşa etme, özerkliğini sağlama, yoksullar için ev yapmak istiyordu. Yaşasaydı çok hizmet edecekti. Kendine ve ailesine özel çalışmıyordu. Biz dükkan açmak istedik, o, 'Evine yemek getiremeyenler varken ben dükkan açmam, hoş olmaz. Bizle halk arasına fark girecek' diyor kabul etmiyordu."

Şehitlerimize borçluyuz

Dijwar Feqîr'in bıraktığı mirası hep taşıyacaklarını söyleyen eşi Şûkriye, şöyle devam ediyor: "Biz Heval Dijwar kadar çalışamasak da onun bıraktığı yoldan gidiyoruz. Şehitlerimize verdiğimiz sözü tutacağız. Şehitlerimizi sadece bir dakikalık saygı duruşuyla değil, sonsuz saygıyla anmalıyız. Gücümüz yetene kadar onlara karşı olan sorumluluklarımızı yerine getireceğiz. Her ne kadar yaşımız büyük olsa da gücüm yettiğince çalışacağım, çocuklarını da onun yolunda ve ahlakıyla eğitiyorum. Heval Dijwar'ın özelliklerini onlara anlatıyoruz, onu örnek almaları için uğraşıyoruz. Belki babaları gibi olamazlar fakat en azından az da olsa onu örnek almalarını istiyorum. Heval Dijwar, Pîr Çeko, Mam Zekî ve Heval Zerdeşt büyük kişiliklerdi, önder kişilerdi, o yüzden düşman onları hedef aldı. Êzîdîlerin özerkliğini ve hakkını istiyorlardı. Bütün Êzîdîler için çalışıyordu. Biz hep önderliği ve savaşçılarını unutmayacağız, onlara borçluyuz. Şengal’i onun fikriyle yöneteceğiz."

Bu nasıl bir döngü?

Şengal Özerk Yönetimi Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Merwan Bedel (Dijwar Feqîr), 7 Aralık 2021 tarihinde Şengal'de aracında çocuklarıyla birlikteyken suikast saldırısında şehit düştü. Olağan şüpheli biliniyor. Dijwar Feqîr çocuklarının yanında katledildi. Garip bir döngü... Êzîdîlikte ruh ölmez, göç eder. Dijwar Feqîr daha bebekken babasını kaybetmişti. Babasız büyümüştü. Ve Dijwar Feqîr de babası gibi genç yaşta yaşamını yitirdi, dört çocuğu yetim kaldı. Dayê Xoxê'nin yaşadığı hayatı şimdi de Dijwar'ın eşi Şûkriye yaşıyor, çocuklarıyla yalnız... Çocuklar da babalarının hayatını... Kızları resim yapıyor, oğlu saz çalıyor onun gibi... Kim kimin kaderini yaşıyordu? Sanki ruhunu çocuklarına bırakmış gibi... Bu nasıl bir döngüydü? Ruh göçer de hikayesi de mi göçer? Her ne olursa olsun Dijwar Feqîr, ardında asla ölmeyen, ruhtan ruha göç eden bir hikaye bıraktı... 

Not: Çeviride katkı sunan gazeteci arkadaşımız Sena Sindî’ye teşekkür ederiz.