• 15 Şubat 1995’te gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Rıdvan Karakoç’un dosyası zaman aşımı kararıyla geçtiğimiz haftalarda düşürüldü. Karakoç ve Ocak aileleri ile avukatları, Adalet Bakanlığı’yla görüştü.
  • Hasan Karakoç, davanın peşini bırakmayacaklarını belirtti ve ekledi: "31’inci yılda abimin dosyasındaki zaman aşımı kararı bize tebliğ edildi. Bu gidişle bütün dosyalar zaman aşımına uğrayacak. Bu suçlar yanlarına kâr kalmamalı.”
  • Avukat Eren Keskin, “‘Beyaz Toroslar dönemi bitti’ söylemine rağmen dönemin 'güvenlik' politikalarıyla anılan isimlerin etkisi hâlâ sürüyor. Mehmet Ağar yalnızca bir kişi olarak değerlendirilmemeli, Ağar bir sistem ve bakış açısıdır” dedi.

ERDOĞAN ALAYUMAT

Türkiye’de gözaltında kaybedilenlerin ve faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması için yürütülen adalet arayışı, zaman aşımı kararlarıyla bir kez daha engelleniyor. 15 Şubat 1995’te gözaltına alınan ve işkence edilmiş bedeni kimsesizler mezarlığında bulunan Rıdvan Karakoç’un dosyasının zaman aşımı gerekçesiyle düşürülmesine ailesi ve avukatları tepki gösterdi. Karakoç ve Ocak aileleri, 26 Ekim 2026’da Adalet Bakanlığı’nda bakan yardımcısıyla görüştü. Görüşmede aileler ve avukatları, dosyalarını ve taleplerini iletti. Hasan Karakoç’un aktardığına göre bakan yardımcısı, dosyaların ilgili birimlerce inceleneceğini ve konuyla ilgili olağanüstü bir çalışma yürütüleceğini söyledi. Ailelerin talepleri arasında zorla kaybetmelere ve işkenceyle öldürülmelere ilişkin dosyalarda zaman aşımının uygulanmasını önleyecek yasal düzenleme yapılması, Birleşmiş Milletler’in Zorla Kaybedilmelere Karşı Sözleşmesi’nin imzalanması ve dosyalarda sunulan isim, delil ve DNA örneklerinin araştırılması bulunuyor. Hasan Karakoç, görüşmenin ardından somut bir adım atılacağı konusunda temkinli olduğunu, ancak adalet mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini belirtti.

Hasan Karakoç

Ayrı birim talebi

Adalet Bakanlığı’nda gerçekleştirdiği görüşmede ailelerin ve avukatların söz alarak yaşanan süreci ve beklentilerini aktardığını belirten Karakoç, bakan yardımcısının kendilerini dinlediğini ve dosyaların ilgili birimlerde inceleneceğini ifade etti. Görüşmenin yaklaşık 15 dakika sürdüğünü aktaran Karakoç, bakan yardımcısının dosyalar üzerinde çalışma yürütüleceğini söylediğini belirtti. Karakoç, görüşmenin içeriğine ilişkin şunları anlattı: “Bakan yardımcısıyla görüştük. Dosyalarımızı ve dileklerimizi ilettik, istediklerimizi ifade ettik. Zorla kaybetmelere ve işkenceyle öldürülmelere ilişkin dosyalarda zaman aşımının uygulanmasını önleyecek yasal düzenleme yapılması, Birleşmiş Milletler’in Zorla Kaybedilmelere Karşı Sözleşmesi’nin imzalanması ve dosyalarda sunulan isim, delil ve DNA örneklerinin araştırılmasını istedik.”

Hasan Karakoç ayrıca faili meçhul cinayetlerin ve gözaltında kayıp vakalarının ayrı bir birim kurularak araştırılmasını ilettiklerini aktardı. Bakan Yardımcısı Burak Ceyhan ile görüştüklerini belirten Karakoç, bu suçların aydınlatılması için adımların atılabileceği sözünü verdiğini söyledi.

Somut adım atılmalı

Görüşmenin olumlu bir atmosferde geçmesine rağmen “somut adım atılmadan umutlu olmak çok zor” diyen Karakoç, ailelerin yıllardır adalet talebiyle mücadele ettiğini, bakanlığın atacağı adımların yalnızca Rıdvan Karakoç dosyası bakımından değil, benzer dosyaların geleceği açısından da önem taşıdığını ifade etti. Karakoç, 90’lı yıllarda Türkiye’de yaşanan kaybetmelerin de özellikle Sol, sosyalist ve Kürt hareketini hedef alan bir politika olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Faili meçhul cinayetler ve gözaltında kaybetmeler Arjantin’de, Şili’de ve Güney Amerika’nın birçok ülkesinde uygulanan bir yöntem. Nazi Almanyası’nda da insanları korkutmak, sindirmek, muhalifleri sessiz ve etkisiz bırakmak için kullanıldı. Türkiye’de ise muhalif seslerin çıkmasını istemiyorlardı. Tek tip düşünen, tek tip davranan insanlar yaratmak istiyorlardı. Demokrasiden, özgürlüklerden, insan haklarından ve asimilasyona karşı duruştan yana olan sesleri susturmayı hedefliyorlardı.”

Asıl sorumlular yargılanmalı

Gözaltında kaybetmelerin ardından sorumluların açığa çıkarılması için etkili bir soruşturma yürütülmediğini belirten Hasan Karakoç, devletin ya dava açmayarak ya da göstermelik yargılamalarla sorumluları koruduğunu söyledi. Dönemin kamuoyuna yansıyan itiraflarına ve cinayetlere ilişkin açıklamalara rağmen hesap sorulmadığını vurgulayan Karakoç, şöyle konuştu: “Bunların açığa çıkarılması için devlet hiçbir çalışma içerisinde olmadı. Bu katliamların sorumlularını ya dava açmayarak, susarak, yargılamadan ve sorgulamadan uzak durarak ya da göstermelik bir yargılamaya tabi tutarak aklayıp paklayıp kamuoyunun gözünü boyayarak insanların arasına bıraktılar. Böyle bir uygulaması var Türkiye Cumhuriyeti’nin.”

Devletin geçmişte işlenen suçlarla hesaplaşmaktan kaçındığını ifade eden Karakoç, Mehmet Ağar’ın “Bir tuğla çeksem duvar üstümüze yıkılır” sözünü, dönemin karanlık ilişkilerine ilişkin açıklamaları ve Ayhan Çarkın’ın cinayetlere dair itiraflarını hatırlattı. Karakoç, sorumluların yargılanmamasının tesadüf olmadığını söyledi.

Peş peşe devamı gelecek

Kayıpların akıbetini öğrenmek ve sorumluların yargılanmasını sağlamak için 30 yılı aşkın süredir mücadele ettiklerini belirten Hasan Karakoç, bu mücadelenin yalnızca kendi ailesiyle sınırlı olmadığını vurgulayarak şöyle devam etti: “Bizim mücadelemiz kurban giden, akıbeti belli olmayan kayıp insanların akıbetinin ortaya çıkarılması ve sorumluların yargılanması tek amacımız ve hedefimizdir. Devletin kendi içindeki bu çeteleri, eli kanlı örgütleri, paramiliter güçleri sorgulaması ve yargılaması gerekiyor. Ama devlet buna yönelik hiçbir girişimde bulunmuyor. Bütün taleplerimize, tepkilerimize ve eylemlerimize kulaklarını tıkıyorlar.”

Karakoç, son olarak şu ifadeleri kullandı: “31’inci yılda abimin dosyasındaki zaman aşımı kararı bize tebliğ edildi. Bu gidişle 30 yılı bulan bütün dosyalar peş peşe zaman aşımına uğrayacak. Buna engel olmamız gerekiyor, hiç kimsenin yaptığı suç yanına kar kalmamalı.”

Cezasızlığa kılıf: Zaman aşımı

Rıdvan Karakoç dosyasının zaman aşımı gerekçesiyle kapatılmasını değerlendiren avukat Eren Keskin ise kararın münferit bir hukuki uygulama olmadığını, Türkiye’de devlet suçlarının cezasız bırakılmasının bir aracı olarak işlediğini söyledi. Zorla kaybetmelere ilişkin uluslararası sözleşmelerin imzalanmamasına ve soruşturmalardaki eksikliklere dikkat çeken Keskin, “Zaman aşımı, bu suçların üstünü örten bir kılıf; aslında devletin kendi cezasızlık politikasının bir sonucu ve aracıdır” dedi.

Türkiye’de cezasızlık sorununun yalnızca 90’lı yıllarda işlenen suçlarla sınırlı olmadığını belirten Keskin, devletin geçmişiyle hesaplaşmamasının bugünkü yargı pratiğini de belirlediğini ifade etti. Keskin, “Sadece Rıdvan Karakoç dosyası değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 1915’ten bu yana işlenen tüm devlet suçlarının üstünün örtüldüğü bir coğrafyadan söz ediyoruz” diye konuştu.

Türkiye sözleşmeyi imzalamıyor

Zaman aşımının bu suçların soruşturulmasını engelleyen bir mekanizmaya dönüştürüldüğünü vurgulayan Keskin, Türkiye’nin Birleşmiş Milletler Zorla Kaybedilmelere Karşı Sözleşmesi’ni imzalamamasına dikkat çekti. Keskin, sözleşmenin imzalanmasının zorla kaybetmeler bakımından zaman aşımının önlenmesi açısından önemli olduğunu belirtti. Keskin, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Birleşmiş Milletler Zorla Kaybetmelere Karşı Sözleşme’yi imzalamıyor. Çünkü imzalamış olması halinde bu zaman aşımı ortadan kalkacaktır” dedi. Keskin, Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin uluslararası anlaşmalarla iç hukuk arasındaki ilişki bakımından önem taşıdığını belirterek, Türkiye’de hukukun uygulanmasına ilişkin temel sorunun siyasi iradeyle bağlantılı olduğunu söyledi. “Anayasa’nın 90. maddesi, iç hukukla uluslararası hukukun çatıştığı noktada uluslararası hukukun geçerli olduğunu gösteriyor. Ancak Türkiye’de bir hukuk devleti gerçeği söz konusu olmadığı için hukukla konuşmak çok zor” ifadelerini kullandı.

İşkence de cinayet de sabit

Rıdvan Karakoç’u 90’lı yılların başından itibaren tanıdığını belirten Keskin, Karakoç’un gözaltına alınma ihtimalini öngördüğünü ve kendisiyle bu konuda konuştuğunu anlattı. Keskin, Karakoç’un takip edildiği dönemde kendisine vekaletname gönderdiğini ve bir gün kendisini aramaması halinde gözaltına alındığını anlamasını söylediğini aktardı.

Karakoç’un daha önce defalarca gözaltına alındığını, hakkında devam eden soruşturmalar bulunduğunu ve devlet kayıtlarında parmak izlerinin yer aldığını belirten Keskin, buna rağmen kimliği tespit edilemediği gerekçesiyle kimsesizler mezarlığına gömüldüğünü hatırlattı. Keskin, dosyada işkence bulgularının bulunmasına rağmen etkili bir soruşturma yürütülmediğini vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Otopsi raporunda işkenceyle öldürüldüğü sabit olmasına rağmen hiçbir değerlendirme yapılmadı. O dönemin işkence olaylarıyla bilinen siyasi şube müdürünün ifadesine bir kere bile başvurulmadı, üzerindeki elbiselerde araştırma yapılmadı. Savcılık hiçbir araştırma yapmayarak tüm dosyalarda olduğu gibi zaman aşımı süresinin dolmasını bekledi.”

Ağar bir sistemdir

Soruşturmadaki eksikliklerin dosyanın aydınlatılmasını engellediğini belirten Keskin, buna rağmen yargının gerekli adımları atması halinde gerçeğin ortaya çıkarılabileceğini ifade etti. Keskin, 15 yıl önce hayatını kaybeden Kaşif Kozinoğlu hakkındaki soruşturmanın yeniden başlatılabilmesini örnek göstererek, “Açık delillerin olduğu bizim dosyalarımızda da gerçek ortaya çıkarabilir” dedi. 90’lı yıllarda yaşanan zorla kaybetmelerle bugünkü siyasi yaklaşım arasındaki sürekliliğe dikkat çeken Keskin, geçmişin sorumlularının hesap vermemesinin cezasızlık düzenini beslediğini söyledi. Keskin, kamuoyunda dönemin sembol isimlerinden biri olarak bilinen Mehmet Ağar’ın hiçbir zaman sorgulanmamasına dikkat çekerek şöyle devam etti: “Beyaz Toroslar dönemi bitti’ söylemine rağmen dönemin 'güvenlik' politikalarıyla anılan isimlerin etkisi hala sürüyor. Mehmet Ağar yalnızca bir kişi olarak değerlendirilmemeli, Mehmet Ağar bir sistem ve bakış açısıdır.”