TUÐÇE YILMAZ / İSTANBUL


“O zaman şunu anladım, Sonya: iktidar, ancak eğilip onu almak cesaretini gösterenlere verilir. Bir tek şey söz konusuydu burada: cesaret! Böylece, hiç kimsenin, hiçbir zaman düşünmediği bir şey geldi aklıma! Evet, hiç kimsenin! Ben... işte bu cesareti göstermek istedim ve... öldürdüm... Ben yalnızca cesaret göstermek istedim, Sonya, hepsi bu!”




Dostoyevski’nin en büyük eseri addedilen Suç ve Ceza, bundan 150 sene önce yazıldı. Kitap, hem sıra dışı hikâyesi hem de zekice kurgusu açısından eşsiz bir kitap olarak roman sanatının unutulmaz örnekleri arasında yer aldı.

Roman Dostoyevski’nin Rusya’da yaşanan siyasi ve ekonomik olaylar sonrasında gözlemlediği hayatlardan esinlenerek 1866 yılında yazdığı eser ilk olarak Russkiy Vestnik isimli edebiyat dergisinde 12 tefrika halinde yayımlanmıştır. Büyük beğeni toplayan eser daha sonra kitap haline getirilmiş ve o günden beri birçok kitaba ve sinema filmine konu olmuştur. Suç ve Ceza Dostoyevski’nin başyapıtı sayılır.

Raskolnikov’un sorgusu

Kitabın başkahramanı olan Raskolnikov, St. Petersburg şehrinde hukuk fakültesinde okuyan başarılı bir öğrencidir. Yoksul olduğu için hayatını ve öğrenimi devam ettirmekte fazlasıyla zorlanır ve hukuk fakültesini bırakmak zorunda kalır. Yaşadığı hayat ona kalıcı zararlar vermeye başlar ve Raskolnikov varoluşsal bir sorgulamaya girer. Okumak için geldiği şehirde kirasını ödeyemez. Maddi sorunlarını aşmakta zorlanan Raskolnikov tefeci bir kadına giderek saatini satar. Tefeciden aldığı para ile ise meyhaneye gider. Meyhanedeki insanların hayatlarıyla ilgili düşüncelere dalarken daha da bunalır. Yoksullar ile zenginler arasındaki uçurumu çok acımasız bulur.

Raskolnikov, zihnindeki çatışmalara daha fazla dayanamaz ve bir yol izlemeye karar verir. Eline bir balta alarak saatini sattığı tefeci kadının evine gider. Baltayı kadının kafasına indirerek kadını öldürür. Tam bu sırada yaşlı kadının kız kardeşi gelir ve Raskolnikov onu da öldürür. Tefeci kadının kötülüğünün yanında bir masumun ölmesi pek de önemli değildir. Ne yapacağını bilmeden Raskolnikov, birkaç altın alarak oradan uzaklaşır.

Şüpheler, korkular ve kötülüğün tanımı

İşlediği cinayet sonrası Raskolnikov’un durumu daha da kötüye gider. Çelişkilerine daha büyük bir çelişki eklenmiştir: Vicdan azabı. Duyduğu pişmanlık ve yaşadığı çatışmalar Raskolnikov’u iyice bitkin düşürür ve hastalandırır. İmdadına en yakın arkadaşı olan Razumikin yetişir. Ona destek olup iyileşmesi için doktor bulur, Razumikin Raskolnikov için elinden geleni yapar. Fakat Raskolnikov’un kötüye giden durumuna bir de şüphecilik ve korku eklenir. Sürekli birilerinin onu izlediğini düşünür. Cinayeti birilerinin gördüğü ya da en azından onun yaptığını bildiğini düşünür. Bu tedirginlik onun durumunu daha da kötüye sürükler. Raskolnikov bu duruma daha fazla dayanamaz ve işlediği cinayeti Sonya’ya anlatır. Ardından polise teslim olur ve cezasını çekmek üzere hapse gönderilir.

Roman ve esasen Dostoyevski’nin de çatışmalarını yansıttığı Raskolnikov bize kötülüğün tam tanımını verir. Dostoyevski’ye göre kötülük, göz ardı edildiği her yerde kendini gösterir; ama her koşulda da karşısında durmamızı ve üstesinden gelmemizi, en azından denememizi öğütler.