Recep Erdoğan’ın “Türk-İslam Faşizmi" birden bire zuhur etmedi. Bu Faşist dalganın kökleri 1960’lar-1980 yılları arasında yaşanan, “Türkün, Türke karşı iktidar savaşları" sürecine dayanıyor.
Bu dönemin kanlı eli, Albay Türkeş’in “ülkücüleri" yani, onun tosuncularıydı. Tosunlar saldırmadan önce kurtlar gibi uluyarak “Başbuğ Türkeş"i anıyor, ardından, kanla ellerini kınalarcasına, Necip Fazıl’ın buluşu olan, “Tanrı dağı kadar Türk, Hira Dağı kadar İslam" sloganını bağırıyorlardı.
Baskın ve sokak kavgalarında, Erbakan’ın manevi evlatları diye bilinen “Akıncılar" örgütü, Türkeş tosuncuklarının yanında yer alıyor ve “kanımız aksa da zafer İslamındır" naralarıyla saldırıyorlardı.
(Akıncı ruhu günümüzde, Osmanlı Ocakları olarak yaşatılıyor.)
Recep Erdoğan‘ın, bu dönemin militanlarındandır. “Derin devlet"in gençlik yapılanması olan ırkçı, dinci Milli Türk Talebe Birliğinden (MTTB) Akıncılar safına geçmedir.
Günün Meclis Başkanı, 1969 yılında iki kişinin katledildiği İstanbul’daki “Kanlı Pazar" baskınını düzenleyen MTTB başkanıdır. Erdoğan’ın, birlikte Sarayda halkın vergilerini yeyenlerden Mehmet Şevki Eygi de, “Kanlı Pazar"in fetvacısı ve “cihat" adıyla cinayet çağrısı yapandı.
Günün, İstanbul Belediye Başkanı Mevlüt Uysal da, 1993’de Sivas’ta 33 kişiyi yakan katillerin avukatıdır.
Kısacası bunlar, zulümde birden bire zuhur etmediler. Zalimin tetikçisi olarak büyüye geldiler. Utanmazlıkları da, yılların birikimi bir vicdan ve yüz nasırlaşmasıdır.
1974’deki CHP koalisyondan beri (Demirel’in Milliyetçi Cephe ve 1990’lar koalisyonu) iktidar ortağıdır, bunlar. Kürtler, en büyük belayı bunlardan çektiler. 1990’larda bunların koalisyonda, (Şevket Kazan da Adalet bakanıydı) Diyarbakır Cezaevinde 10 Kürt demir çubuklarla dövülüp kemikleri kırılarak katledildi. Faili devlet tetikçileri olan cinayetler işlenirken, Kürdistan 4 bin köyü ile Kürdistan yanarken bunlar iktidardaydı.
Onlar, son 15 yıldır zulmün tek egemeni…
Türk yakın tarihinde, Şırnak ve Lice de tanka, topa tutulmuştu. Benim gördüğüm Şırnak Türk ordusunun zafer izleriyle dolu, sokaklar boş kovan kaplıydı.
Ama bunlar, IŞİD soyundandı. Barbarlığa attıkları “yenilik çentiği" ile ilk defa Kürt şehirlerini buharlaştırarak, “medeniyet" seviyelerini, yer yüzü insanlarına gösterdiler. Hitler’in bile başaramadığıydı, bu. Mussolini’nin Libya’da yaptığı…
Moğol barbarlığı yangın ve yıkım yerine dokunmadan geçip gittiler. IŞİD’in çocukları Kürt şehirlerini, zebaninin viran mezarlığına çevirdikten sonra, enkazını taşıyıp dağlara serperek, sokak ve meydanları, dümdüz ettiler.
Dün medyada fotoğraf yayımlandı. Yok edilen cami ile mezarlığın yerinde karakol inşa etmişlerdi. Kürtler, yine de şanslı sayılıyordu. Ermenileri aşağılamak için, mezarlıklarının ortasında tuvalet inşa etmişlerdi.
Ve yalanların evrensel reisi, “biz" diyordu; “Biz, masumun sesiyiz."
Hangi masumiyet. Koalisyonlar ve dikta ile 37 senedir, insanlık suçlarıyla devam eden muktedirlik mi? 37 yılın cinayetler, yangın, yıkım ve soygun ile hırsızlıklar dökümüne değil, şu anki manzaraya bakın hele!..
Dolup taşan, bir yatakta üç mahpusun sırayla yattığı hapishaneler, İşkencehanelerde can veren insanlar, ekmeği, işi, mesleği elinden alınan 100 binler, kurtuluş için sınır boylarına, denizlere atılanlar…
Öte yandan kanayan Kürdistan. Yatağında uyurken, sabaha karşı tank ve top füzeleriyle havaya uçurulan insanlar, diri diri yakılan Cizreli çocuklar ve henüz doğmamış Bêkes bebeğin babası terörist, katiller masum…
Ermenileri, Süryanileri, Kürt ve Rumları kıran Arap yarım adasını darağaçları ormanına çeviren İttihatçıların çocukları Kemalistler, “biz mazlum milletlere ilham kaynağı olduk" diye övünüyorlardı.
Bunlar ise Kemalistlerin gayrı meşru çocuklarıdır. Suriye ve Irakı istila eden katiller, daha çok insan öldürsün diye silah sevkiyatı yapıyor, sevkiyatın gölgesine sinip ganimet avı, toprak hırsızlığına çıkıyor, bu arada Kürt soykırımı için katil besliyor, onlar başarısız kalınca, kendisini besleyen Güneye ihanet edip gırtlağına çöküyor, beride Rojavalı bebeklerin mamasını çalıyor, ihtiyarın ağzına götürdüğü ekmeğe el koyuyor, sonra bize dönüp “ben bizzat mazlumların sesiyim" şarkısı söylüyorlardı.
Recep Erdoğan, çıplak kılıç, yalın namlu, ortalık kan kêseği, elleri kıpkızıl…
Ve o hala mağdur, mazlumdu. Birleşmiş Milletlerin İran’a uyguladığı ambargoyu fırsata çevirip para kazanmak için, Reza Zarrab adındaki çocuğa, Uluslararası Mafya düzenbazlığını kurdurmak da düşman Amerika’nın komplosu oldu. Ne iyi değil mi?
Ama, İran petrolünü piyasaya süren, karşılığında ortalıkta altın çevirip kazanca dönüşen dolarları, aralarında bölüşenler, Amerikalılar değildi ki…