Suriyeli Kürtlerden 12 kişilik bir kafile. Aralarında çocuklar, bebekler. Türk mafya çetelerine kaptırdıkları paradan sonra, kendi imkanlarıyla edindikleri lastik bir botla, kuracakları yeni hayat için, Bodrum’dan, ilk umut durakları Yunanistan’ın Kos adasına varmak üzere yola düşüyorlar…
Gelin görünkü lastik çürük. Bot, daha 500 metre ilerleyemeden su almaya başlıyor. Sonrası can derdi ve panik. Deniz ortasında, kimin ne yaptığı bilinmezliğinde kargaşa, sonra ise derin bir sessizlik…
Kobanêli Rihan (Rehan) ve Zahim Kurdî çiftiyle iki yaşındaki bebekleri Alan ve üç yaşındaki ağabeyi Galip de yolcular arasında.
Zahim’in anlatımıyla o ölüm ve hayata tutunmanın anlatılması imkansız can pazarı korkuluğunda, genç eşi ve çocukları elleri arasından kayıp denize düşüyor. Nasılını hatırlamıyor ama kendisi, sahile çıkmayı başarıyor.
Sabah olduğunda, dalgaların getirip sahil kumlarına bıraktığı Alan’ın minnacık bedeni bulunuyor. Yüzü koyun uyuyor gibi yatıyor. Dalgalar, annenin şefkatli elleri gibi saçlarını okuyor.
Biraz ötede, kardeşi Galip ve o da ceset…
Anne Rihan’ın ölü bedeni daha ötede…
Bebekler ve anneleri dün Kobanê şehitleri arasına gömüldüler.
Türk medyası ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip’in, çocuk Alan’ın kaderi hakkında Amerikan CNN televizyonuna söylediklerini özetleyerek sunuyordu.
Recep bey, gazete sayfaları ve Türk televizyon ekranlarında, vicdanın sesi, "yanilerin yanisiyle" safi insanlık vicdanıydı. Suriye'ye katil, katillere silah ihraç eden, ama ölümden kaçan sivillere sınırlarını kapatan "dost ve kardeş" Suudi Arabistan ile Katar’a tek kelime kem laf etmiyor, buna karşılık suçlamalarla batıya insanlık dersi veriyordu.
Recep bey, yer yüzü bebeklerine vicdan masalını anlatır havalarında, Alan bebeğin karaya vurmuş ölü bedeninin fotoğrafını görünce, içten içe yıkıldığını ve baktıkça kederlenip kendi kendine "insanlık nerede, insanlığın vicdanı nerede?" diye diye ağladığını anlatıyor, "Ben, doğrusu bu konuda, tüm Batı dünyasını suçlu buluyorum" diyordu.
Recep Bey, "kadın da olsa, çocuk da olsa gözünün yaşına bakmayacağız" dedikten sonra, Diyarbakır sokaklarında 10 ölü toplanmıştı. Aralarında çocuk Enes de vardı.
O zaman ağlama bir yana, ölüm efendisi Efgan Ala’yı terfi ede ede Bakanlığa çıkarmıştı. Roboskî'de yarısından fazlası çocuk, 34 kişinin paramparça edilerek ödürülmüş, o, Alan bebek için ağlamış olabilir mi?
Bilinmez ama, ağlama duyguların, alevlenircesine için için eriyerek boşalmasıdır...
Recp Tayyip tipi insanlarda vicdan yufkalığı, duygu erimesi, ağlama halleri olur mu?
Olabilir. Onların da kendilerince hislendikleri olaylar, durumlar vardır.
Ancak, Batı dünyasını suçlamasını yadırgadım, hem de şaşmadım. Şaşmadım, çünkü, ne olduğu açıklanmayan marazi hastalığı tutup başı dönse, kabahati dış düşman Batıya yüklüyor, mesela evlere, ayakkabı kutularına sığmayan dolar istifleri ortalığa saçıldığında da, sanki onlar getirip yerleştirmiş gibi, parmağıyla gösterip "Batı yaptı" diyordu.
Ta politikaya adım attığında beynine çakılıp, orada kemikleşmiş, yeri geldikçe kullandığı huy, bu...
Yine de yadırgadım. Çünkü, halk sanıldığı kadar balık hafızalı değildi. İnsanları zeka kıtlığı hastalığına düçar göstermek ise ayıptı.
Çünkü, yer yüzünün sıfır hafızalı yaratığı olarak bilinen balıklar bile, Suriye’ye el daldırıp karıştıran, tecevüzcü, katil ve talancı İslamo Faşist çetelere silah, personel tedarikçiliği yapanın kim olduğunu biliyordu. Kendisi de, zaferin o kadar yakın olduğu havasına girmişti ki, hangi haka dayanıyor, kafası ve yüreğindeki ne biçim vicdana sığıdırılıyor bilinmez, ancak gidip Şam’da Cuma namazı kılmaya hazırlanıyordu.
Karşı tarafta, nizami Türk ordusu birlikleri eksik, Rejiminin katkısı Faşist çetelerin yanındaydı.
Kobanê vahşileri saldırısı, "düştü düşüyor" diyendi...
Aynı Recep bey, Alan bebeğin ölüsünü görünce savaşın yıkımını anlamış gibi vicdan sarsıntına uğruyor, göz yaşı döktüğünü söylüyor, ama aynı sıralarında parlamentosu, Kürdistan'a savaş tezkeresini onaylıyordu.
Tezkere, hayata kalabilmiş Alanların ruhunu alışmaya hazırlanmaktı.
Öte yandan, esir Kuzey Kürdistan şehir ve kasabaları havan topuna tutuluyor, oralarda yaşayan Alanlar, Galipler korkudan çıldırmış gibi feryat ediyor, kime bağlı oldukları, hangi çeteye mensup oldukları bilinmeyen keskin nişancıların katlettiği Baran’ların mezar toprağından kan sızıyordu...
Türk medyası ise Recep Tayyip’in hançeresinden taşan vicdanını hikaye ediyor, ağladığını dünyaya servis ediyordu.
Recep Tayyip gibi tipler ağlar mı? Kim bilir...