Eksiksiz söylemle, General Ömer Hasan Ahmed el-Beşir derler, onun adına. Kendisi Afrika’nın "Goril General"ler soyundan gelme, Sudan devlet başkanıdır.

Ve kendisi ayrıca, "tek millet" naralı, "büyük Türk milliyetçisi" Gürcü Recep Tayyip Erdoğan’ın, en birinci "sadık" dostudur.

"Afrikalı Goril General" deyimi mi? Bir kişilik tanımlamasıdır, bu. Bu soyun tanımının ilk temsilcileri Kongolu Çombe ve Bomboko ile gerçek bir gorili andıran Ugandalı İdi Amin’dir.

Sudanlı el-Beşir ve ülkelerini işgal edip halkını esir alan Türk sivil-askerlerle Latin Amerikalı generaller gibi "kanunsuzlar" da goril tanıma girerler.

Goriller familyasından bir goril general olan Beşir’in kanlı hikayesi, o gencecik bir generalken, 1989 yılında başlar. Bir gece yarısı karanlığında, çetesinin başında hırsızlar gibi sinerek, devlet Başkanı Sadık el-Mehdi’nin yaşadığı saraya dalmış, başkanı yatağında uyurken derdest etmiş, yetkileri avucuna almış, bir anda ülkenin "kanunsuz" kanun adamı oluvermişti.

Ama tıpkı Erdoğan gibi, ağzından çıkanın kanun olduğu…

Yine Erdoğan gibi uluslararası ayağıyla, "Müslüman Kardeşler" (İhvan) denilen İslamı terör çetesine bağlıydı. "Dört parmaklı selama" duruyor, Suudi Arabistan’ın koruyucu kanatları arasında faaliyet gösteriyordu.

Erdoğan gecekondudan saraylara taşınırken, "kor kızgın kestane"yi andıran Kürdistan davasını, o da Darfur ulusal meselesini kucağında bulmuştu.

Ve General, Türkleri örnek alıp "maşallah Türk gibi çözüm" yöntemiyle kolları sıvamış, toplar, tanklarla Darfur’un tozlu köylerine yanaşmış, insan kırarak, ortalığı yakıp yıkarak ilerlemeye başlamıştı.

Birleşmiş Milletlerin tesbitine göre General, Türk tipi çözüm ile toplam 300 bin kişiyi öldürtmüş, 2 milyon 700 bin kişiyi de yerinden, yurdundan sürmüş, sonra dönüp geriye baktığında, tıpkı Kürdistan gibi Darfur sorununun da yerinde durduğunu görmüştü.

Bu arada, Generali şaşırtan bir olay patlak vermiş, Kilisenin harekete geçmesi ile Batı’nın vicdanı uykudan uyanmış, Uluslararası Ceza Mahkemesi de vicdanın sesi olarak Beşiri gıyabında yargılayıp katilliğine hükmetmiş ve görüldüğü yerde yakalanması kararı çıkarmıştı.

Ancak, Beşir olayı yer yüzünde bir ilk değildi. Vicdan, çaptan düşen tekmil gorilleri gırtlaklarından yakalıyorlardı. Mesela Şilili Pinochet gibilerini de...

General Pinochet, Amerikan İTT şirketinin finansörlüğü ile 1973 yılında Başkan Salvador Allende’yi katledip yönetime el koymuş, işkence ve binlerce cinayet kurbanı ve kayıplar üzerinde, kanayan bir rejim inşa etmiş, 1990’a kadar da kanlı hükümranlık sürmüştü.

Evrensel vicdan, bu süre içinde kazancın ninnisi doların hışırtısıyla uyumlu uyuyarak, duyarlı nezaket içinde horlamıştı. Ta ki, Pinochet çaptan düşüp işi bitene kadar...

Arjantinli General Galtieri ve Videla, Filipinli Marcos, İran Şahı olayında da böyle olmuştu. Pilleri bitene kadar beklemişti, evrenin vicdanı. Sonra şahlanıp, "hesap ver katil" diye haykırmış, Şah, ruhunu teslim edecek yatak, ölüsüne, yatacak toprak bulamamıştı.

Saddam Hüseyin Enfal ile kırım yapıp, Halepçe’ye gaz bulutu ekerken dünya kördü. Ama Kuveyt petrol kuyularına el koyunca, gözler açılıyordu.

Her neyse Pinochet’nin kaderine dönersek, elden, ayaktan düşene kadar "n’luyor hemşehrim" diyemeyen evrensel adalet, emekliliğinden sonra, ani bir silkinme ile uyanıyor ve İspanyol mahkemesinin kararını gerekçe göstererek, onu tedavi için gittiği Londra’da tutukluyordu.

Türklerin yetiştirdiği "son asrın en büyük lideri" Erdoğan’ın adı, yıllar var ki, Batı’nın elle tutulur somut vicdanı olan medyada, kötülüklerle yankılanıyor. Suriye’ye İslamcı Faşist çeteler sokup, ülkeyi harabeye çeviren sorumlu olarak, parmakla gösteriliyor.

Günümüzde ırkçı bir histeriyle, Kürdistan’ın ulaşabildiği bütün parçalarını bombalıyor. Hırsız gibi sinip sürünerek, öteki yakadaki Kürdistanı işgale kalkışıyor...

İçeride 10 tane Kürt şehrini adeta havaya üfledi. Katledilmiş bebekler, ihtiyarlar mezarlarında kanamaya devam ediyor. Şehirlerin muhasarasında 144 tanesi diri diri yakılan, 2000 kadar insan katledildi. 

Ve dahası: Batı vicdanı parlamenterist demokrasiye pek düşkündür. Demokrasi de, parlamento da Erdoğan’ın emir ve komutasına bağlandı. Kürt seçilmişler betonların gerisinde. Belediye yönetimleri gasp edildi. Diktatörlük dört nal havada koşuyor...

Özetlersek Erdoğan’ın sabıka kaydı dosyaları, nitelik olarak Batı vicdanının gazabıyla asılan Saddam’ın, kazığa geçirilen Kaddafi, ülkesi darmadağın edilen Esad’ınkinden daha ince ve hafif, Pinochet ya da da el Beşir’inkinden ise geri değildir.

Ve "Türk tipi geri tepmeli demokrasi"nin son mimarlarından Erdoğan, aylardır Amerikan Başkanı Trump’ın kapısında randevu bekliyordu. 16 Mayıs’da, "buyur içeriye" denilecek, kendisine...

Açıkladığına göre "izin ver şu Kürtleri öldürerek, kalanları darmadağın ederek dünya yüzünden sileyim" diye yalvaracakmış. Yalvarma arasında "onları at, beni al ki, kan gölleri yaratım" diyecekmiş...

Trump, onun "kanlı hançer" gibi bölgeye saplanmasına izin verecek mi, sanmıyorum.

Dostum, yazar Haydar Işık da, "gitmişken, onu tutuklarlar mı?" diye soruyordu.

"Bilemiyorum" dedim. "Vadesi dolmuşsa, kim bilir…"