Londra geçtiğimiz Cumartesi günü gelmiş geçmiş en büyük nükleer karşıtı bir gösteriye ev sahipliği yaptı. Gösteriye sadece Britanya’nın farklı ülkelerinden değil dünyanın her yerinden büyük bir katılım oldu. Protestoda ortak talep şuydu: İngiltere’nin nükleer denizaltı programı Trident’in yenilenmesini istemiyoruz. 

Bilmeyenler için söyleyelim: Programın başlayacağı duyurusu ilk kez 1980 yılında yapılmıştı. İngiltere’nin Trident filosunda dört nükleer denizaltı bulunuyor. Hükümet bu dört denizaltını yenilemeyi ve ayrıca bir denizaltının da 2030 gibi aktif hale gelmesini istiyor. 

Nükleer silahların kullanımının binlerce kişinin ölümüne sebebiyet verebilmesinin yanı sıra çevreye fazlasıyla zararlı olacak ve filoların maliyetleri de bir o kadar ağır. İngiltere Savunma Bakanlığı 20 yıl içinde 31 milyar Sterlinden daha fazla paranın harcanacağını açıkladı. 2060 yılına kadar da 167 milyar Sterlin gibi bir bütçeye ihtiyaç olduğu belirtildi ki bu miktar savunma için ayrılan bütçenin toplamının yüzde 6 oranı anlamına geliyor.

İngiltere’nin bu nükleer meselesi tam bir işgüzarlık. Ortadoğu’da kan gövdeyi götürürken, savaştan bu denli yakınırken savunma yöntemi olarak nükleer silah programlarına girişmek tam bir çelişki. Bütçe açığını kapatmak adına sosyal servisleri kesip yine sağlık servislerini özel şirketlere teslim ederken güvenliğin sağlanması bahanesiyle milyarları silahlara yatırmak tam bir aymazlık. Protestoda özellikle öğrencilerin sloganları çok etkileyiciydi. ‘Daha fazla kitap, bomba değil’ şeklinde bağıran öğrenciler haklı tabi. Bir yandan okul harçlarını kat kat artırırken, diğer yandan silahlara servetlerin ödenmesi kabul edilecek gibi değil. 

DAİŞ bahane edilerek bu programın meclisten geçmesi için hükümet yine korku mekanizmasını devreye sokacak. On binlerce kişi için iş imkanının doğacağı savı savunularak pire için yorgan yakma mantığı güdülecek. Ancak hükümet karşısında da en başta İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, İskoç Ulusal Partisi lideri Nicola Sturgeon’ı ve Yeşiller Partisi Brighton milletvekili Caroline Lucas’ı bulacak. Zira bu üç solcu siyasetçi de nükleer silahların birer düşmanı. Bu minvalde, anti-nükleer mücadelesinin İngiltere’nin sol ruhunun dirilişine büyük bir katkısı olduğunu söylemek gerek. 

İngiltere sol siyasi fraksiyonlarının uzun bir süreden beri ilk defa nükleer karşıtı bir mücadelede aynı çatı altında toplandı. 1983’de de yine benzer bir protesto için solcular bir araya gelmişti. 1983’de de yaklaşık 300 bin kişi nükleer silahsızlanma için bir araya gelmişti. O günden bu yana başkent ilk defa bu denli gösterişli bir protestoya tanıklık ediyor. Protestolar devam edecek. Halk ağırlığını koyacak. Barışın savaşla sağlanmayacağını halk biliyor. 

İşçi Partisi lideri Corbyn’in de dediği gibi "barış, savaşı planlayarak gelmez". Buradan İngiliz hükümeti dahil bütün hükümetlere duyurulur. Refahı değil savaşı kes!