Almanya Gündemi


Pazar günü Yunanistan halkı kemer sıkma politikalarına karşı referanduma gitti. Referandumda aslında beklenenin tersi bir sonuç çıkmadı, zira ‘alacaklılar’ kendilerini bu sonuca da hazırlamışlardı, çünkü referanduma gitme kararı bile, Euro grubunun hazırladığı reform adı altındaki düzenlemelere de ‘hayır’ demek anlamına geliyordu. Nitekim referandum sonuçlarına göre; Yunan halkının yüzde 61,3’ü kemer sıkma politikalarına hayır, yüzde 38.7’si ise evet oyu kullandı. Bu sonuç haliyle, son beş yıldır Yunanistan’ı kurtarmak için (!) yüksek efor sarf eden Merkel’i memnun etmedi. Merkel’in Yunanistan politikası, politik kariyerini de belirleyecek bir konumda. Zira, bu krizden başarısız bir sonuç elde etmek Merkel’in hanesine ‘yenilgi’ olarak yazılacak. Bu nedenden dolayı, şimdilerde iktidar partisi CDU’da tek temel gündem Yunanistan krizi. Hatırlanacağı üzere CDU’nun kuruluş yıldönümünde de temel konuşmalar Yunanistan krizi üzerinden şekillendi.

Referandumun hemen ardından Hollande ile görüşen Merkel, isteksizce Yunan halkının bu seçimine saygı göstermek gerektiğini söyledi ve uzlaşma kapılarının açık olduğunun mesajını verdi. Merkel’in bu açıklaması referandumun ardından anlık tepki veren politikacıların söylemlerini çekmesine de neden oldu. Yukarıda da belirttiğimiz üzere uzlaşma söylemi Merkel’in referandum sonuçlarından memnun olduğu ve de tepki göstermediği anlamına gelmiyor, bilakis açıklamalar planlı bir politik manevradan başka bir şey değil. 

Yunanistan’da referanduma gidilmesi kararı Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’ndan oluşan Troyka dayatmalarına karşı koymak anlamında önemli bir adımdı. Yıllardır krizin temel sorunu olarak ‘Yunan halkının tembelliği’ gösteriliyordu. Sermaye tarafından yaratılan bu mit, medyanın da propagandası ile kanıksandı. Öyle bir hale geldi ki, keyfine düşkün, çalışmaktan kaçan, kaynağını sormadan yemeyi seven suçlamaları ile ‘krizin yegane sorumlusu Yunan halkıdır’ algısı yaratıldı. Oysa istatiksel veriler bunun tam tersini söylüyor. 

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verilerine göre Yunanlar yıllık 2 bin 32 saat ile yaklaşık yüzde 45 oranla Almanlardan daha fazla çalışıyorlar. Almanya’da ortalama çalışma süresi ise yıllık bin 400 saat dolaylarında, kazançları da Alman halkının gelirinin çok altında. Ayrıca kriz önceki ekonomik büyüme, Yunanistan’ın bedeninden çok büyük olan askeri harcamalarından hiç söz edilmiyor. İşte kemer sıkma politikaları da yaratılan bu algı ile ilgili. Yunan halkının referandum ile bu sömürüye karşı çıkmaları, görüşmelerin tıkandığı bir süreçte oldukça önemli bir mesaj verdi.

Şunu da belirtmekte fayda var; uzlaşma açıklamaları bundan sonra yapılacak görüşmelerde Tsipras’ın masaya sunduğu şartların bir bütün olarak kabul edileceği anlamına da gelmiyor. Dikkat edilirse Merkel açıklamalarında Yunanistan’ın makul bir programla masaya oturması gerektiğini söyledi ve topu yine Yunanistan’a attı.

Bu hafta boyunca görüşmeler devam edecek. Her iki taraf için ortak makul bir çözüm yakın bir zamanda zor görünüyor. Referandum ile birlikte iplerin kendilerinin ellerinden kaydığı hissine kapılan Euro grubu, uzlaşı yanlısı mesajlar verse de, alttan alta Yunanistan’ı hala nasıl yola getireceklerinin hesabını yapıyor.

Yunan halkı referandumla hem Merkel’e, hem de Troyka’ya net bir mesaj verdi: Krizi çözme stratejisi olarak halkın emeğine endekslenen bir çözüm başarı getirmeyecek. Bundan sonra hem Tsipras’ın hem de Merkel’in atacağı adımlar merakla bekleniyor.