İngiltere Gündemi
AB referandumun ardından 10 gün geçti ancak 10 yıl da geçse Britanya’da ortaya çıkan çalkantıların, belirsizliğin ve istikrarsızlığın sonu gelmeyecek gibi görünüyor.
İkinci bir referandum yapılması yönünde başlatılan kampanyaya şu ana dek 4 milyon kişi imza verdi. Kampanyaların 100 bin imzayı geçmesi durumunda Avam Kamarası'nda tartışılması zorunluluğu zaten olduğundan mecbur bu ikinci referandum teklifi tartışılacak. Cumartesi günü yine on binlerce kişi sokağa dökülüp AB yanlısı bir yürüyüş gerçekleştirdiler.
Halk nasıl sokağa dökülmesin? Referandumdan sonra yüzlerce ırkçı olay ve saldırı yaşandı. Yabancı şirketler işçi alımını durdurdu. Yine bazı yabancı şirketler tası tarağı toplayıp Britanya’dan gitmeyi düşünüyor. Sterlin çok zayıfladı. İskoçya, bağımsızlığa her zamankinden çok daha yakın.
650 vekilli meclisin 500’ü AB’de kalınmasını istiyor. AB’de kalmak isteyenler AB için daha kararlı, Brexit’in mimarları verdikleri sözler konusunda yan çizmeye başladı. Brexit’e oy verenlerden pişman olan çok ve vekiller de çoğunlukta. Peki neden ikinci bir referandum olmasın ki diye düşünmeden edemiyor insan. Nedir engel?
Meselenin AB olmadığı gerek Muhafazakar gerekse ana muhalefet parti içerisindeki liderlik ve karşıt görüşlülük meselesi olduğunu anlamak gerekiyor.
Eski Londra Büyükşehir Belediye Başkanı Boris Johnson, sırf başbakan olmak için AB karşıtlığına büründü, sonra gördük ki AB karşıtı Adalet Bakanı Michael Gove’un ana amacı da buymuş. İşçi Partisi içerisinde daha sağa kayan tarafı AB referandumuyla lider Jeremy Corbyn’i ihraç edebileceğini umut etti.
E bir de tehditleri ile AB’ye talepleri konusunda diz çöktürebilecekleri düşünen bir hükümet engeli var elbette. AB liderleri ise bu konuda ketum ve müzakere sürecini uzatmadan İngiltere’ye kapıyı gösterdiler bile. Slovakya gibi İngiltere’nin AB kalması için her şeyi yaparız diyenler de var gerçi. Ancak yetmez. 27 AB ülkesinden 20’sinin böyle düşünüyor olması gerekir ki Britanya çıkamasın. Hem iki yılın sonunda çıksa ya da çıkamasa bile o süreç içerisindeki sosyal, politik ve ekonomik istikrarsızlığın bedeli çok ağır olacaktır.
Referandumdan sonra artık Britanya halkının büyük bir çoğunluğunun AB’yi istediğini söyleyebiliriz. Yani ikinci bir referandum olsa AB’de kalınsın oyları yüzde 60’ı bulur. Milliyetçi kesim fikir değiştirdi diye değil ekonomik krizin sarsıcı etkilerden. Ancak ikinci referandum konuşulmuyor bile.
Mesele halkın ne düşündüğü değil ki! Yapılan referandum da çoğunluk neden AB karşıtı oldu, onu sormak lazım. Genel seçimlerde Muhafazakar Parti sağcı UKIP’i partisine rakip olabilmek için seçim kampanyası boyunca göçmen karşıtı fikirleri körüklemedi mi? Milliyetçi duyguları körüklenen bu kişiler bir sene sonra AB’den çıkalım diye oy kullandı.
Ne ekersen onu biçersin. Şimdi tüm gözler Ekim’de gelecek yeni başbakan adaylarında. Adayların hepsi al birine vur ötekine misali, ancak AB karşıtı bir başbakan olması durumunda işte o zaman tüm dünya İngiltere’de dirilen milliyetçiliği ve sağı görecek.