16 Nisan’da yapılacak olan referanduma üç gün kaldı.

Sonuçları itibarı ile sadece Türkiye’yi değil, Türkiye’nin bulunduğu bölgeyi ve uluslararası ilişkileri etkileri olan bir referandum gerçekleşecek.

Tek taraflı ve tüm devlet kaynaklarının seferber edildiği, muhalefeti ise zapt-u rapt altına alan bir süreç yaşanıyor. Bu nedenle dünyada evet çıktığı taktirde, yapılacak olan anayasa değişikliklerinin meşruluğu şimdiden tartışılmaya başlandı. Bu elbette başta Batı ve Türkiye ilişkilerini derinden etkileyecektir. Giderek demokrasiden uzaklaşan ve otoriter bir düzenin egemen olacağı bir ülke ile, AB ve ABD başta olmak üzere, ilişki sürdürülmesi oldukça zor olacaktır. Almanya ve Hollanda ile yaşanan kriz atlatılmış değil. Sorunlu dış politika referandum sonrası, sonuçtan bağımsız olarak, kalıcı ve tamiri zor tahribatlar bırakmış durumda. Referandumun sonucu evet olsa bile, ki biz kesinlikle sonucun HAYIR olacağını düşünüyoruz, Türkiye’nin dış politikasında oluşan tahribatın onarılması uzun zaman alacağı gibi, dış politikadaki krizin daha da derinleşeceğini öngörmek için diplomat olmaya gerek yoktur. Suriye ve Irak’ta yaşanan kimi gelişmelere bakılırsa referandumun sonuçlarını krizlerle etkilemeye çalışan iktidar sahipleri buralardan da nemalanmak için her yolu deniyorlar.

İdlib’te gerçekleştirilen kimyasal silah saldırısı kuşkusuz bir savaş suçudur. Bu saldırının arkasında olan güçler insanlığa karşı suç işlemişlerdir. Ancak böylesi bir olay karşısında bile Türkiye’nin, ‘Bize verilecek her türlü göreve hazırız’ açıklaması, ne referandum sonucu üzerinde etkili olacak ne de ağır tahribat alan dış politikada Türkiye’ye bir yarar sağlar. Washington’dan verilen mesajlara bakılırsa Rakka’ya SDG girecek ve orayı da özgürleştirecektir. Dolayısı ile kimyasal silah bahanesi ile müttefiklerine zeytin dalı uzatan ve görev bekleyen Türkiye’nin bu manevrası inandırıcılıktan uzaktır. Bu politika ile hiçbir sonuç almayacaktır. Kaldı ki Suriye Rejiminin elindeki kimyasal silahların imha edildiği biliniyor. Rejim dışında kimi radikal gruplarında kimyasal silaha sahip olduğu bir sır değil.

Yine Kerkük İl Meclisinin aldığı karar ile, Kerkük’te ki tüm kamu binalarına Irak bayrağı ile birlikte Kürdistan Bölgesel Hükümetinin bayrağının asılması kararı, Türkiye de krize yol açtı. Üst perdeden “o bayrağı indirin yoksa…” tehditleri yükseldi. Oysa Sayın Barzani’nin Türkiye ziyaretinde göndere çekilen Kürdistan Bölgesel Hükümetinin bayrağı AKP-MHP koalisyonunda derin bir çatlağa yol açmıştı.

Kürtler söz konusu olduğunda, Türkiye’nin tavrının nasıl değiştiğinin bilinmesi Kürtler için önemli bir ders olmalıdır.

Her iç ve dış krizi referandum sandığına evet olarak taşımak isteyen AKP-MHP ikilisi umduklarını bulamayacaklardır.

Türkiye halkları 16 Nisanda HAYIR diyecektir.