23 Haziran’da gerçekleşecek AB referandumu için gün yaklaştıkça iki farklı tarafı savunan kesimin arasındaki kıyasıya yarış da arttı. Özellikle geçtiğimiz hafta sonu iki taraftan da kampanya yürütücüleri sokaklara döküldü. Sokaktaki insanları tek tek ikna yoluna giriştiler.
Bristol’da halka seslenen Londra Eski Belediye Başkanı Boris Johnson bir yandan Oxford’da konuşan Başbakan David Cameron bir yandan. İkisi de ellerinde bulunan %50’lik kesimi artırma derdindeler. Sadece Cumartesi günü tüm Britanya’da 1000 dolaylarında AB yanlısı gösteriler düzenlenirken, AB karşıtları da aşağı yukarı aynı sayıda etkinlik düzenleyerek halkı kendi tarafına çekmeye çalıştı.
Ama halk artık somut veriler istiyor. AB’de kalınırsa ya da çıkılırsa hayatlarını somut bir şekilde nasıl değiştirir, bunu görmek istiyor. Bu bakımdan iki tarafta bu hafta sonu yaptıkları eylemlerde çok somut argümanlar sundular. Örneğin Başbakan Cameron, Britanya’daki önemli yapı projelerinin Avrupa Yatırım Bankası tarafından finanse edildiğini bu projelerin son bulması durumunda işsizliğin ani bir şekilde artacağını dile getirdi. Bu projeler arasında yeni tren hattı, Edinburgh ve Glasgow arasındaki M8 otobanı bulunuyor. toplamda bir milyon kişinin işsiz kalacağı söylendi. Ev fiyatlarının ve enflasyonun yükselip ekonomik büyümenin düşeceğini bildirildi. Cameron’ın AB yanlısı sunduğu en büyük somut argüman, şüphesiz maddi kayıp miktarı beyanı. Her kapıya bırakılan broşürlere göre AB’den çıkılması her haneye senelik £4,300 kadar bir orana mal olacak. AB’den çıkılmasını savunan taraf ise, asıl kalınmasının hane başına £4,600 dolaylarında bir kayba mal olacağını çünkü AB’de kalınmasının Britanya’ya her gün £50 Milyona mal olduğunu öne sürdü.
Cameron şunu dedi bunu dedi derken hükümet dedi demiyorum çünkü hükümet partinin büyük bir çoğunluğu AB’ye karşı. Cameron partisinde yalnızları oynuyor. Yürüttüğü kampanyasına en büyük destek ise İşçi Partisi, Liberal Demokrat ve Yeşiller Partisinden geliyor. Kendi partisinden değil. Elbette ki bu partiler Cameron’ı şahsen desteklediklerinden değil AB’yi desteklediklerinden dolayı AB yanlısı kampanyalar yürütüyorlar.
AB yanlısı olan İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn ‘sorun AB üyeliği değil, sorun Muhafazakar hükümeti’ dedi. Ne de güzel demiş.
Yapılan anketlere göre AB yanlısı ve karşıtlarının oy oranları yarı yarıya eşit durumda. Yani ülke ikiye bölünmüş durumda. Bu yüzden de her iki tarafın bu son 5 haftayı çok değerlendirmesi gerekiyor. Obama, IMF ve İngiltere Bankası gibi çok güçlü kesimlerden AB’den yana oy kullanılması direktiflerinin verilmesine rağmen halen daha %50’lik bir kesim AB’den çıkmak istiyor. Bu %50’lik kesim hem de herhangi ekonomik bir gerekçeye dayanmadan AB’den çıkılmasını istiyor. Çok can alıcı bir oran. İşte bunu can alıcı oranı da Avrupa’da sağın hızlı yükselişine bağlayabiliriz.