Devlet etnik kimliklerin çoğunluğunu bağrından söküp atarak, insani değerleri inkar eder. Vatanseverlik lafıyla bütün tebasına, en büyük görev olarak, adaletsizliği ve zulmü dayatır. 

Devletin esas olarak dayandığı temel ilke otorite ilkesidir. Bu anlamda devlet aygıtının pratik yürütücüleri de genelde sağ liberal partiler olur. Bu parti veya partiler devletin sınırları dışına çıkamazlar. Ama devlet aygıtını monarşiye evriltebilirler. Bu da zamanla tek adam statüsü buyruğu altında tutulan kitleleri baskı altına alır. 

Son yüzyılın ulus-devlet tarihinde kimi devlet adamlarının ya da iktidar partilerin zafer sarhoşluğundan diktatör bir rejime evrildiği biliniyor. İktidar partileri zamanla kendisini bütün kamu kurumlarında örgütleyerek, demokratik yolları tıkatır, en ufak bir belirtide şiddeti kullanarak baskın olmayı amaçlar.

Çünkü diktatörlük bütün toplumsal değerlerin kendisi için yaratıldığı psikolojisine giren hasta bir adamın içine düştüğü ruh halin bozukluğundan türemedir. Hatta Hitler’in her canı sıkıldığında kendisine yakın subaylardan kuşkulandığında kafalarına sıktığı bile söylenir. AKP’nin OHAL koşullarında anayasa değişliği referanduma gidilmesine benzer bir örnekte; Hitler’in 1933‘te parlamentoya gelmesiyle anayasayı değiştirerek işe koyulması arasındaki benzerliktir. 

Tek adam olmanın hiyerarşisi toplumsal hiyerarşiyle uyuşmaz. Çünkü diktatör olan kendisine tapılmasını arzular. Böylece modern çağımızın mekanikleşen dünya görüşü sonucu ortaya çıkan ulus- devletlerin iç dinamiklerin giderek sarsılır hale geldiği bugünlerde tam anlamıyla toplu kitlesel ölümlerle, birinci ve ikinci dünya savaşlarını geride bırakarak, olası yok olmayla evrilecek bir sürece dönüşmesine şaşmamak gerekir. 

Toplumu ekonomik olarak sömürerek büyük kuruluşlar halinde örgütlenen AKP adeta kendisine muhtaç bir insan tipi yaratmıştır. Kaldı ki, politikasının temeline yerleştirdiği açlıkla terbiye etme usulü sistematik çabalarıyla cehalet içinde tutulmaya devam edilmektedir. Maalesef bu cehaleti, iktidarını sürdürmesinin asli koşullarından biri olarak görürler. Son derece gerçek maddi çıkarlara sahip bulunan ve ayrıcalıklı olmanın, insanlar üzerinde yarattığı zararlı etkilere açık bir politika gütmektedir. Ülkeyi yaşanmaz kılan tüm saçmalıkların kaynağı olan Erdoğan zihniyeti dokunulmamış olarak kaldığı sürece budanmış bir görevden sonuçları vahim olaylar vb. fışkırmaya devam edecektir. 

 Seçimlerde Kürdistan ve Türkiye metropollerinde müşahitler, hukukçular darp edilerek sandıkların dışında tutuldu. Okullar adeta polis tarafından kuşatılır hale geldi. Özellikle 1 Kasım seçimleri silahların gölgesinde yürütüldü. Sonuç olarak hile, baskı ve şiddeti kullanan AKP tek parti statüsüyle tekrardan sahneye çıktı! 

Yapılan anayasa değişikliği referandum yoluyla halk oylamasında her ne kadar kaygılı yaklaşıyor olsalar da doruğa ulaştırmak için hile ve baskı zoruyla alabilirler. 

Koşul ne olursa olsun giderek toplumu istikrarsızlığa sürükleyen bu dikta rejimi Mursi gibi yüzde ellinin üzerini bulsa da gideceği yer tarihin karanlık sayfalarıdır. Dünyada benzer örneklerle iktidara gelen rejimler, özgür iradenin inkarı üzerine kurguladığı politikanın toplumsal direnişlerin karşılık bulmasıyla son verilmiştir.

Türk siyasi tarihinde toplumu boğazlayan darbeler yetmiyormuş gibi birde, geleceğimizi karanlıkta mum ışığında demokrasiyi aratırcasına, maddi manevi toplumsal kazanımlarımızı teslim almak ister.

Bu anlamda, monarşiye totaliter yapılara diktatörlüğe hangi toplumların evet dediği görülmüş, sandıkta kocaman bir  hayırın iktidarın suratına tokat gibi çarpmayacağı ne malum?