Kürt basın kurumlarına yönelik 20 Aralık 2011'de "KCK" adı altında düzenlenen operasyonlar sonucunda 36'sı tutuklu 44 gazetecinin yargılandığı dava öncesinde gazeteciler bir araya gelerek, tutuklu gazetecilerin durumunu tartıştı. İstanbul'da toplantı yapan gazetecilere, tutuklu gazetecilerin avukatları da eşlik etti. Toplantıya Özgür Gündem gazetesi editörü Oğuz Ender Birinci, hakkında 166 yıl hapis cezası istenen daha sonra serbest bırakılan Azadiya Welat gazetese eski yazı işleri müdürü Vedat Kurşun, Özgür Gündem gazetesi yazarı Filiz Koçali, yayıncı Ragıp Zarakolu ile aralarında Mustafa Sönmez, Nuray Mert, Sedat Ergin, Pınar Öğünç, Fatih Polat, Mehveş Evin'in de bulunduğu çok sayıda gazeteci, yazar ve avukat da katıldı.
Toplantıda, tutuklu gazetecilerin durumu, Türkiye'de basın özgürlüğü, iddianamede yer alan suçlamalara ilişkin tartışmalar yürütüldü. Tutuklu gazetecilerin meslektaşlarına gönderdiği mektup dağıtılarak hazırlanan metin okundu. Metinde, bu gazetecilerin çalıştıkları kurumların yayın çizgisi olarak, Türkiye'nin demokratikleşmesinin önünde engel olan konuları ve Kürt sorununu ele alan kurumlar olduğu vurgulandı.

Tutuklu gazetecilerden mektup
Tutuklu gazeteciler ise yazdıkları mektupta kendilerine yönelik iddianame ve suçlamaların AKP'nin politik hedefleri doğrultusunda hazırlandığını belirterek, bu plan dahilinde rehin alındıklarını belirtti. Bu girişimleri beyhude çabalar olarak değerlendiren tutuklu gazeteciler, kamuoyu ve meslektaşlarına da duyarlılık çağrısında bulunarak, şunları ifade etti: "Bizim için gösterilen her türlü duyarlılığı takdirle karşılıyoruz. Kendi meslektaşlarının etrafındaki duvarları yükselten, üzerine dökülmeye çalışılan betona katkı sunan, basın üzerindeki baskıya "terör press" manşetleriyle destek sunan ve bundan sadistçe zevk alan 'meslektaşlarımızı' unutmadığımız gibi; duyarlık gösteren, meslek onuru ve özgürlüklere sahip çıkarak yanımızda yer alan dostlarımızı da unutmadık, unutmayacağız... Mesleğimizin sevap ve günahları, gazetecilik faaliyetlerimizin yargılanacağı yer siyasi iktidarın toplumsal mühendislik aracı olduğu aşikar olan mahkemeler değildir. Bu konudaki yegane yargı mercii halkların ve en önemlisi de meslektaşlarımızın evrensel değerleri rehber edinen vicdanıdır. Bu anlamıyla düşüncelerimiz ile baş edemeyenlerin düşüncelerimize devlet zoruyla zincir vurulmasını alkışlamaları anlaşılırdır. İddianameye kaba bir göz atan herkes, iddianamenin AKP iktidarının politik hedefleri ve bizzat iktidarın en üst düzeyinin emri doğrultusunda entegre projenin ürünü olarak teşekkül ettiğini görecektir. Sizler de bizler de Türkiye gibi bir ülkede hukukun nasıl katledildiğine çok fazla tanık olduk. Ancak ilk kez bu kadar açık, aleni ve niyet gizlenmeden, siyasi saiklerle hukuk insanlarının eliyle tecavüz edildiğine şahitlik ediyoruz. Sadece biz değil, vicdanını iktidara kiralamayan ya da Kürt meselesine milliyetçi önyargıların ötesinde bakabilen herkes, siyasi bir plan kapsamında 'rehin' olduğumuzu bilir. Bütün bunlar bizim için beyhude çabalardır. Mesleğimize ve bize bu mirası bırakan Apê Musa ve arkadaşlarına asla ihanet etmedik, etmeyeceğiz. Bedeli ne olursa olsun."

Dava öncesi yürüyüş
Tutuklu gazetecilere destek amacıyla bugün de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nde yabancı basın temsilcileriyle bir araya gelinerek, Türkiye'de tutuklu gazetecilerin durumunun tartışılması bekleniyor.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu, davanın Türkiye tarihindeki 'ilk toplu gazeteci kıyımı ve operasyonu' olduğuna dikkat çekerek, basın ve ifade özgürlüğü için tüm duyarlı kesimleri davaya çağırırken, yurt dışından heyetlerin davayı takip etmeye geleceğini kaydetti. Gazeteciler de arkadaşlarının serbest bırakılması için 8 Eylül'de saat 18.00'de Taksim'de büyük bir yürüyüş düzenleyecek.

 DİHA/İSTANBUL