Gençliğimizde çok sayıda mafya filmi izlemiştik. Yine çok sayıda çete kitabı okumuştuk. Mafya başta olmak üzere tüm çete örgütlenmelerinde bir reis ve onun emrini yerine getiren izansız ve kültürsüz insanlar yer alıyordu. Genel kural ise şöyleydi: Reis emrediyor, örgüt içinde yer alan çeteler ise gereğini yerine getiriyordu. Reis’in emri tartışılmadan ve sorgulanmadan uygulanıyordu. Emri uygulamayanlar ise ölümden ölüm beğeniyordu.

Şimdi bu kadar siyasi-askeri olay varken ve durup dururken bunları niçin yazıyoruz? Türkiye’deki siyaset giderek ve iyice buna benzer hale geldi de onun için! Ortada gerçekten bir AKP var mı, yok mu; doğrusu belli değildir. Bazı bürokratik işleri Tayyip Erdoğan’ın emri doğrultusunda yerine getiren bir yapı vardır. Fakat Tayyip Erdoğan’ın esas örgütlerinin farklı olduğu, mafya türü çete örgütlenmelerini içerde ve dışarıda yaygınca geliştirdiği ve siyasi mücadeleyi söz konusu çete terörü temelinde yürüttüğü açığa çıkıyor. Söz konusu çete örgütleri de, tıpkı diğer çete örgütlerinde olduğu gibi, Tayyip Erdoğan’a “Reis” kod adıyla hitap ediyor.

Şimdi Reis Ankara’da emrediyor, Avrupa’da çeteler hemen harekete geçerek etrafı kana buluyor. Hem de bunu açıkça ve basın üzerinden yapıyor. Örneğin geçen yıllarda bir kez “Avrupa da kana bulanır” dedi, ardından DAİŞ çeteleri Brüksel’de harekete geçerek onlarca insanı öldürdü veya yaraladı. Yine Tayyip Erdoğan Avrupa’ya yönelik bir tehdit de bulundu, DAİŞ çeteleri Fransa’yı kana buladı. Benzer şeyler Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinde de az-çok yaşandı.

Şimdi 22 Mart günü Reis(Tayyip Erdoğan) Türkiye’de tüm Avrupa’yı açıkça terör saldırısı ile tehdit etti. “Eğer Avrupa böyle davranırsa, dünyanın hiçbir yeri hiçbir Avrupalı için güvenlikli olamaz” diyerek, dünyanın her tarafında Avrupalılara yönelik terör örgütlerini saldırtabileceğini belirtti. Yani Avrupalı insanlara yönelik şiddet uygulayabileceğini açıkça söyledi. 

Kuşkusuz böyle bir tehdit çok önemlidir ve de tehlikelidir. Bu dünyada hiç kimse bu tür tehditlerde bulunamamaktadır. Fakat belki bazıları, “Canım bunda ne var, henüz pratiğe geçmemiş sözler” diyerek önemsememek isteyebilir. Ancak durum bununla sınırlı da değildir. Çünkü, Tayyip Erdoğan tüm Avrupalıları yukarda belirttiğimiz temelde tehdit ettikten iki saat sonra DAİŞ çeteleri yine Avrupa’da harekete geçmiş ve bu sefer Londra’yı, hem de parlamento binası yakınını kana bulamıştır. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın basın üzerinden yaptığı konuşmalar sadece bir söz veya tehdit olmamakta, tersine terör çeteleri için bir talimat olmaktadır. Yani Reis Türkiye’de emretmekte, terör çeteleri Avrupa’da DAİŞ veya başka bir adla harekete geçerek etrafı kana bulamaktadır.

Avrupa’da DAİŞ çetelerinin yaptığı saldırıların Tayyip Erdoğan’ın tehditleri temelinde olduğu kesindir. Bu gerçeği kanıtlamaya da gerek yoktur. Çünkü, anlaşılıyor ki, terör çeteleri eğitilip örgütlendirilerek Avrupa ülkelerine yerleştirilmiş, harekete geçmeleri için Tayyip Erdoğan’ın basından yapacağı tehdit açıklamasının dinlenmesi istenmiştir. Pratikte yaşanan da bu olmaktadır. Tayyip Erdoğan gerekli gördüğünde basın üzerinde Avrupa’yı tehdit etmekte, bunu bir emir olarak gören DAİŞ çeteleri de hemen eyleme geçmektedir.

İnsan bu durum üzerine ne söyleyeceğini doğrusu bilememektedir. Çünkü böyle bir durum daha önce hiç görülmemiştir. Ne Hitler, ne Saddam Hüseyin ve ne de başka biri böyle yapmıştır. Hiçbir faşist diktatör, terör saldırısı konusunda başkalarını böyle açıkça tehdit etmemiştir. Dolayısıyla Avrupalılar açıkça Tayyip Erdoğan’ın örgütleyip yönettiği çetelerin terör tehdidi altındadır. Zaten başta Kürtler olmak üzere Ortadoğu halkları üzerinde de her türlü terörü ve baskıyı uygulamaktadır. Bu nedenle, tüm insanlık Tayyip Erdoğan’ın terör tehdidi altında bulunmaktadır.   

O halde Avrupa siyasi güçleri hala neyi beklemektedir? Neden Tayyip Erdoğan yönetimine ve Türkiye’ye bu kadar müsamaha gösterilmektedir? Tayyip Erdoğan’ın tüm Avrupalıları ölümle ve terör saldırısıyla tehdit ettiği açıktır. Bu biçimde Avrupa siyasetini korkutmaya ve boyun eğdirmeye çalışmaktadır. Eğer Avrupa siyaseti tedbir almazsa, ağır bedel ödeyecektir. Çünkü yapılan blöf değil, ardından pratiği gelen tehdit ve saldırıdır. 

Bütün dünya, Avrupa siyasetinden gereken tutumu almasını beklemektedir. Özellikle Kürtler, yüz yıldır nasıl bir faşist terör sistemi yaratarak Kürt halkı üzerinde faşist-soykırım uygulanmasına yol açtığını Avrupa siyasetinin görmesini ve özeleştiri yaparak, insanlığın başına bela haline gelmiş bu faşist saldırganlığa karşı çıkmasını beklemektedir. Avrupa siyasetinin ne kadar tutarlı ve demokratik olduğu bu konuda alacağı tutum ve yapacakları ile belli olacaktır.