Kasımpaşa gecekondularının etrafa “racon" kesen “zıpkın" çocuğu, sokaklarda, “mani söyler" gibi bir bağırtıyla müşteri kızıştırıyor, sussuzlara su, açlara simit satıyordu.

Bu tabii ki, yıllar içinde yerinde durmadı. Boy attı. Büyüdü. Sokak sokak dolaşıp bardak bardak su satıcılığı ve simitçilik kifayetsiz kaldı.

Bunun üzerine, su ve simit sattığı salonlardan birinin sahnesinde, günün birinde siyasi “Şovmen" olarak görüldü. Konuşmacı, sahneye çıkana kadar kalabalığı oyalayıp eğlendirmekle görevliydi.

Söyleyecek sözü, güldürecek yeteneği yok, ama mahalleli arkadaşlarının söylediklerine göre “soğuk su" ve “taze simit" diyen sesi şiirselliğe pek uygundu.

Arkadaşlarının bulup getirdikleriyle işe başladı. Bu işi sevmişti. Kendisiyle aynı kültür pınarından gelen kalabalıklar, onu pek sevmişti. Yeni şiirler ezberleyip haykırmaya başladı. Erbakan’ın takdimcisi olarak tanındı.

Haklının hakkı sahibine, Sezar’ın hakkı da Sezar’a teslim olsun, dinleyenleri memnun. Bunun üzerine “yola devam" kararı aldı.

Tam 40 yıldır, ondan, bundan, şundan araklayıp ezberlediği ırkçı, dinci, şoven manzumeler haykırarak, alabalıkların ruhunu havalandırıyor, kendisi de kazanıyor... Halkının takdir gücü, cebine servet olarak aktı. Takdir hissi, başının üstüne, paye olarak oturdu.

O, şimdi bir Saraylıdır. Öte yandan hesabı kimse tarafından bilinmeyen, sınırsız bir servetin de efendisidir.

Emrinde uşaklar, danışmanlar, yağcı, balcılar, yeyiciler, nimet ortakları…

Bütün bunlar, ondan bundan ezberleyip bağırdığı şiirler sayesindedir. Böyle bir “şov” talihlisi daha yoktur, yer yüzünde.

Kültürü, bilgisi, kavrama yetisi kimin umrunda, o, sokakların bıçkın kültürüyle, baş reistir. Bilgi, görgü ve fikriyatının enginlik ile zenginliği kendinden menkuldür. Reis sevenler ülkesinde baş reisdir.

Bu ülke, en çok adam asan, kan döken reisinin heykelini tapınak yaptı geçmişte.

Kürt kanı, “kutsanmış kurbanlıktan geride kalan teberik" diye, reislerin alınlarına sürüldü.

Yamalı donu, yalın ayak yoksullar, kırların ortasında koşan reislerinin beyaz trenine bakarak, mutlulukla kıkırdıyorlardı, “maşallah, bir Türk dünyaya bedel” diyerek…

Adamın teki, çok sevdiği reis için, oğlunu yere yatırıp kesmek üzereyken yakalandı.

Bir kısmının hırsız diye kovaladığı reis, sevenlerinin omzuna basa basa ömür boyu baş reislik çayırlarında semirdi. Gazoz parasını bulamayan Reis Ana dünya zengini olarak açların mutluluk ağacı oldu.

Hırsız reise hırsız demek, devletin temsilcisine hakaret tertibinden suç sayıldı.  

Her neyse geçelim, halkına şiirler fısıldayıp dümenine bakan reise dönecek olursak, onun ilk şiirsel kelimeyi haykırdığından bu yana 40 yıl geçti. Bu süre içinde, dünya kırk kere değişti. Ama, onu dinleyerek afyon yutmuşa dönmüş gibi etrafa bakan kuzucukları, asla değişmedi.

Onlar, ruhlarına yapılan aşıyla yerlerinde sayıyorlar. Reis ise ortalığa mutluluk serpen yeni şiirler haykırıyor.

Genç kadınlara “doğurun ha doğurun" bağırtısı bile şiirledir.  Ölüm ayinlerinde turnalar gibi gırtlağını havaya diyor. AVM açılışlarında şiir okurken kendinden geçiyor. Muhtarlara “beni sevmeyenleri ihbar din" derken, “duuuurmak yok, yola devaam!" nakaratına sarılıyor. “Tek devlet, tek bayrak demeyen Kürt teröristtir" emri, ağzında şiirsel mutluluğa dönüşüyor.

Savaş bir tutkuydu, onun için. Ağzında kan, ölüm, öldürme sözünü döndürüp savururken, ruh hali kendiliğinden şiirleşiyordu. “Bayrakları, bayrak yapan üstündeki kandır" diyerek kan dökücülüğü kutsuyor, sözünü, “bayrağımız kan rengindedir" çığlığıyla noktalıyordu.

İçerde, yurttaşlarıyla kesintisiz savaş halinde olması, savaş tutkusunu kesmiyor, dünyanın neresinde bir silah patlasa, “ben de gireyim, n’olur" yalvarmasıyla öne fırlıyordu.

Çünkü savaşı, filmlerdeki kurgudan ibaret sanıyordu. Kendisi her şeyi kurgulayacak zafer ayağına gelecekti.

Suriye fatihi olmak için, Rusya’ya rüşvet verdiği söyleniyordu. Rusya rüşveti doğrulamıyor, ama “savaşa girme izni bizden" diyordu.

Ancak, beklentilerinin boşa çıktığı gerçekti. Türk kamuoyu karanlıkta, haber alma gözü, kulağı kapalı, ama dünya ışıksız değildi. Kürt kaynakları, Türk tanklarının hurda halini yayımlıyordu. Öldürülen askerlerin sayısını…

Türk ordusu, askerlerini vuran hava aracını tesbit etme başarısıyla övünürken, IŞİD’in 40 kadar Türk askerini esir aldığı haberi geliyordu.

Yani savaş alanı, film kurgularına benzemiyordu.

Dün, İsrail Cumhurbaşkanına “siz öldürmeyi çok iyi biliyorsunuz" diyenler, bebek, ihtiyar, savunma gücü olmayan kadınların katili diye anılıyordu, dünyada…

Günümüz dünyasında öldürmeyi ve hırsızlığı (gasp) en iyi bilen olarak…

Kürtlerin seçimle kazanımları çalınmış, üstüne oturulup gasp edilmiştir.

Kürt şehirlerinde, hiç bir direnişçinin geçmediği semtler yok edildi. Kürt şehirleri talancılara, hırız ve soygunculara peş-keş çekildi. Şehirlerin yıkım ve soygunu, tarihte ilk defa TC’de, ihale ile hırsızlara verildi. Kürdistan’da 600 bin kişi yerinden, yurdundan kovuldu.

Bir kere daha her neyse dersek, “cephede ölen oğluna karşılık" ömür boyu maaşa konan anne, “Allaha şükür" diyordu.

Reis içerde savaş, dışarıda savaş tutkusuyla “kan ha kan" diyerek, ortalıkta dört dönüyordu.