Baktığın zaman gözlerinde hüzün akar. Yüreğini gerilerde bırakmışsındır. Paramparçasındır. Kolay değil köklerinden kopmak. Tuba ağacı gibisindir. Dalların yere doğru, köklerin ise havaya asılıdır. En ufak bir esintiyle darmadağın olursun. Ruhen kopamazsan toprağından, daha sağlam yere basarsın. Ses sanatçısı Çağdaş Toprak’ın ataları da Elbistan’dan kopup Hatay’a yerleşmişlerdir. Dil anlamında bir gerileme yaşasalar da, ruhen Kürt kalmayı başarmışlardır. Çünkü dil, din ayrımından uzak bir yaşam kurmuşlar kendilerine. Kürt yurdunun da ana özelliklerinden biridir ayrım yapmamak.


Mezopotamya ve Anadolu semaları

Babası, amcası ve dedesi de saz çalıp şarkı söylüyorlarmış. Onlardan etkilenmiş. İnanmış halkların ve dillerin kardeşliğine. Çünkü yaşadığı Hatay da dillerin ve dinlerin birer renk cümbüşüdür. Yalnız Ermeniler yok edilmişlerdir. Hatay Samandağ’ında tek bir köyleri kalmıştır. O güzelim köyün ismi Vakıflı’dır. Dünyaya örnek teşkil edecek kadar da bakımlı ve güzel bir köydür.
Çağdaş Toprak’ın ‘’Renkler’’ adlı albümünü dinliyorum. Ağzından dökülen sözcükler ahenkle dans ediyorlar adeta. Enstrümanlar tam bir uyum içerisinde. Albümün büyük bir emeğin ürünü olduğu anlaşılıyor. İnsanı Mezopotamya ve Anadolu’nun semalarında dolaştırıyor. Albümünde birçok halkın ezgilerine yer vermiş; Ermenice, Kürtçe, (Kurmancî, Kurmançkî-Dimilkî) Türkçe ve Ermenicenin bir lehçesi olan Hemşince.

Yürekler ağladı renklerimize

Çünkü o toprakların üzerinde halklar ve inançlar kardeşçe yaşadı uzun yıllar. Nifak tohumlarıyla birlikte ya yok oldular ya da yaşam mücadelesi içerisinde dönenip durdular. Her halkın ve inancın bir renk olduğunu unutturmaya çalıştılar. Onların yarattıkları değerler yok edildi ya da değiştirip kendilerine mal ettiler. Kanadı bu coğrafya. Ve her yaşayanın yüreği bir çığlık oldu. Söze dökülüp şarkı oldular. “Siyah beyaz bir tutkuydu/ Bütün renkler sende soldu/ Öylesine giderken sen/ Kelimeler ağlıyordu…
Sadece kelimeler değil, yürekler de ağladı yok edilen en güzel renklerimize. Ermeniler de olduğu gibi. Dedelerimizin kederle onlardan söz edilişini hatırlarız. En çok da akıllarını ve becerilerini anlatırlardı. “Onlar gitti. Ve bereket bitti.” Son sözleri de bu olurdu. Hatay Samandağ’ını görenler bilir, dağı taşı ilmek ilmek işleyip berekete kavuşturan Ermenilerin yarattıklarına, getirilip yerleştirilenler bir taş bile ekleyememişlerdir. Ve ondandır ki, o topraklar birer çığlığa dönüşmüştür. Farklı olanlar birbirlerini sahiplenememişlerdir. Ermeniler katledilirken, Kürtler seyirci kalmıştır. Kürtler katledilirken, Rumlar seyirci kalmışlardır. Yerleşik halklar, öylesi bir hale gelmişlerdir ki nefessiz kalmışlar. Dağılmışlardır dünyanın dört bir tarafına.
Vahşi sistem cirit atmıştır dört bir yanda. Cellatlarına yeni cellatlar eklemişlerdir. Çarşıda Türkçenin dışında dil konuşanlar linç edilmişlerdir. Bu topraklar zulmün mekanı oldu.
Albüm güzellikler üflüyor insanın kalbine. Birliği, dirliği ve hoşgörüyü öğütlüyor. Albümün eksik yanı ise Süryanice ve Rumcaya yer vermemesidir. Türkçe okunan şarkılar fazla gibime geldi.

MEHMET SÖÐÜT