Türkiye Ekonomi ve Sosyal Etüdler Vakfı'nın (TESEV) "demokratikleşme programı" kapsamında, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Levent Köker tarafından hazırlanan "Yeni Anayasada Temel İlkeler ve Hükümet Sistemi Tercihi" adlı rapor, Conrad Otel'de düzenlenen panel ile açıklandı. AKP tarafından gündeme getirilen başkanlık sistemi, bu sisteme yönelik BDP, CHP ve MHP'nin önerileri ile dünyadan örnekleri karşılaştırmalı olarak ele alan rapora ilişkin düzenlenen panele, raporun hazırlayıcısı Köker, BDP Eşbaşkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, AKP Ankara Milletvekili ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi Ahmet İyimaya, CHP İzmir Milletvekili ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi Rıza Türmen ile MHP Konya Milletvekili ve Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi Faruk Bal katıldı. Moderatörlüğünü yazar Etyen Mahçupyan'ın yaptığı panelde açılış konuşmasını TESEV Yönetim Kurulu üyesi Bekir Ağırdır yaptı. Raporun sunumunu yapan Köker, temel hak ve özgürlükler açısından üzerinde uzlaşılabilecek ilkeleri şöyle sıraladı: "Kanunlardaki ve uygulamadaki çelişkilerin ortadan kaldırılarak uluslararası hukuk hükümlerinin hukuk düzenin en üstün normları olarak esas alınmasını öngören bir düzenleme getirilmesi. Diyanet İşleri Bakanlığı'nın özerk ve çoğulcu, çok kültürcü bir hale getirilmesi. Vatandaşların anadilde eğitim hakkının bilfiil tanınması. Vatandaşlığın ırk üzerinden tanımlanmak yerine bir hak olarak görülmesi. Yasalarda, hak ve özgürlüklerin kısıtlanabileceği durumlar ile ilgili düzenlemelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle uyumlu hale getirilmesidir."


Özerklik şartı hükümleri
Devletin örgütlenmesi açısından da, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı hükümlerinin tümden benimsenerek uygulanması gerektiğini kaydeden Köker, "Toplumun karar alma süreçlerine katılım mekanizmalarını güçlendirmeden ve uygulama ile sonuçlarını denetleme konusundaki rolünü arttırmadan sadece mevcut parlamenter sistemi revize etmek yetersiz kalır" diye belirtti. Yeni anayasa ile birlikte Türkiye'de uygulanabilecek olan başkanlık sisteminin benimsenmesi halinde bu sistemin adem-i merkeziyetçi bir anlayışla hayata geçmesi gerektiğini  ifade eden Köker, "Daha çok özgürlük, daha sınırlı devlet ilkesini hayata geçiriyor olması gerekir. Oluşturulacak olan senato farklılıkların eşit temsiline olanak tanımalı, ayrıca başkanın yürütme erki için bir denge ve denetleme işlevi görmelidir" diye konuştu.

Sert kuvvetler birliği
Anayasa Uzlaşma Komisyonu üyesi Rıza Türmen ise, parlamenter sistemin demokrasi ile sonuçlanması olasılığının, başkanlık sisteminden çok daha fazla olduğunu ifade ederek, sistemin kilitlenmesi durumunda başkanın mutlaka diktatör olduğunu ifade etti. Türmen, "AKP'nin önerisinde başkan çok geniş yetkilere sahip. Bir taraftan parlamentoyu feshetmesi öbür taraftan yasama yetkisine sahip olması, bütün bürokratları atama yetkisine sahip olması, kanunlara karşı veto yetkisi olması ve veto edilen kanunun yeniden kabulünün çok güç olması gibi şeyler aslında AKP önerisiyle getirilen sistemde kuvvetler ayrılığı değil, sert bir kuvvetler birliği sistemine geri dönüş olacak" değerlendirmesinde bulundu.

Demokratik Özerklik esas
BDP Eşbaşkan Yardımcısı Beştaş da, anayasa yapım yönteminin, yürüme şeklinin, katılımcı ve şeffaf bir tarzda olmamasından ötürü memnuniyetsiz olduklarını belirterek, "Toplum sözleşmesi olan anayasanın toplumdan azade bir şekilde yapılmasının sıkıntılarını görüyoruz" dedi. Beştaş, BDP olarak anayasa taslaklarında sadece Kürt halkının değil bir bütün olarak dil, kimlik ve inançların; Alevilerin, eşcinsellerin, kadınların temsil edilmesi gerektiğine inandıklarını belirterek, şunları dile getirdi: "Biz Cumhurbaşkanı'nı halkın seçtiği parlamenter sistemi önerdik. Biz parlamenter sistemi merkeziyetçi bir öneri olarak değil, demokratik özerkliğin temel alınacağı, bölgeli, yerinden yönetimlerin önem kazandığı bir öneri olarak sunduk. Biz demokratik özerkliği sadece Kürtlere de önermiyoruz."
Açıklanan 'demokratikleşme paketi' ile birlikte anadilde eğitimin özel okullarda verilecek olmasına ilişkin de konuşan Beştaş, "Önceden Kürtçe konuşunda para ödüyorduk, ceza olarak. Bugün ise Kürtçe'yi öğrenmek için para ödeyeceğiz. Bunun bir farkı yok" dedi.

DİHA/İSTANBUL