Yarın Roboskî katliamının birinci yıldönümü. 28 Aralık 2011 kanlı bir tarih olarak hafızalarımızda hala yerini koruyor, korumaya da devam edecek… Roboskî’yi bilmeyen aklı evveller varsa biraz hatırlatalım. Hani şu başbakanın "Uludere” diye ısrar ettiği yer, hani yine başbakanın katliamı yapan generale teşekkür ettiği olay. Hani o katliamı yapan generalin ödüllendirilerek madalya aldığı mesele. Hani şu, katır sırtlarında, battaniyelere sarılı çoğu çocuk olan 34 cansız bedenin taşındığı katliam…

Evet, Roboskî katliamının birinci yılı doldu. Ortada henüz şüpheli dahi yok. Koca bir yıl savcılık ile devlet kurumları arasındaki yazışmalarla geçti. 34 sivilin TSK’ye ait F-16 savaş uçakları tarafından bombalanarak öldürülmesi, soruşturmaya bakan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı kaynakları, soruşturmanın bir yıldır neden tamamlanmadığı eleştirilerine, "Genelkurmay, olayın nasıl gerçekleştiği ile ilgili sorulara cevap vermek yerine ölenlerin aleyhinde iddialarda bulunuyor” dedi.
Acaba neden? Genelkurmay’ın masum olmadığını zaten biliyoruz. Başbakan’ın ve Genelkurmay’ın açıklamaları, bombalayanları değil, bombalananları suçlar niteliğinde, bunu anlamak için müneccim olmaya da gerek yok. Durum bu kadar açık ve netken hala yazışmalarla kimi kandırıyorlar?
Olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen, savcılığın bugüne kadar hiçbir şüphelinin ifadesini almadığı da ortaya çıktı. Savcılığın, şüpheli tespiti ve ifadelerinin alınması için yazışmaların tamamlanmasını beklediği belirtildi. Yani dalga geçiyorlar. Yazışmaya cevap verecek makam Genelkurmay, onlarda zaten işin muhatabı ve cevap vermeyecekler, ya da olayın üzerini kapatmak için, "yok onlar terörist, yok kaçakçı” diyerek, kendilerince haklı olduklarını söyleyecekler, böylelikle bu katliam da, Türkiye Cumhuriyeti’nin daha önceki katliamları gibi tozla raflarda yerini alacak…
Erdoğan’ın, "Terör örgütünün mensubu da sivildir. Ama o sivil görüntü altında teröristtir. Bunu da görmemiz lazım. Burada 34’te 34’ü böyledir, kanısına varmak için müsaade edin yargı kararlarını bekleyelim. Bakalım askeri ve sivil yargı ne karar verecek. Meclis Araştırma Komisyonu’nun çalışmasını görmeden, ilk günden itibaren hep sivil, sivil, sivil” ifadelerini kullanması, yine savcılık kaynaklarına göre Genelkurmay Başkanlığı’nın, "öldürülen kaçakçıların arasında teröristler olduğu, olay sonrası kaçtıklarını” iddia ediyor. Gerek Erdoğan’ın, gerekse de Genelkurmay’ın bu açıklamaları, katliamın bizzat devlet eliyle yapıldığını, sadece katliamı meşrulaştırmak için zaman kazanmaya çalıştıkları ve gerçekten sivil olan bu insanları, onların deyimiyle "terörist” ilan etme ifadeleri beyhude çabadan başka bir şey değildir.Soruşturmanın özelikle geciktirildiği aşikâr, hiçbir takvim verilmiyor. Erdoğan’ın, "Her kürtaj bir Uludere’dir” söylemi de aslında katliamda ölenlerin hiçbir öneminin olmadığının başka bir ifadesidir. Yarın bir gün savcılığın görevsizlik veya takipsizlik kararı vermesine hiç şaşırmayalım…
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bugüne kadar, Türk ve Kürt halkıyla "kardeşçe yaşamıştık” söylemlerinin sahteliği, riyakârlığı bir kere daha yüzümüze tükürüldü. Bugün neden kardeş değiliz? Artık kardeş olma şansımız var mı? Gerçi kardeş olmakta gerekmiyor ya! Hoş, Kürtler de artık "yarabbi şükür” demiyor…
Roboskî devletin elinde patladı, bu katliamın üzerini örtemediler. Çünkü Roboksi’yi hiç kimsenin unutması ve unutturması mümkün değil. Az buçuk konuşmayı çözmüş bugünkü çocukların bile ömür boyu hafızasında yerini alacak. Tıpkı, Dersim, Maraş, Sivas ve daha nice katliamlar gibi…Gerçi Erdoğan, bir televizyon programında, "gerekirse özür dileriz” dedi, biz de o gerekli günün ne vakit olacağını bekleyerek zaman mı geçireceğiz? Devletin istediğini yaparak, Roboskî’yi unutursak; şunu da unutmayalım ki; gün gelir toplum olarak hep birlikte zaman aşımına uğrarız…  
***
Kürt siyasetçi Şerafettin Elçi mücadele ettiği kanser hastalığına yenik düştü. Ailesine ve tüm Kürt halkına sabırlar diliyor, saygıyla anıyorum.