Seçim boyunca konuşma ve açılışlara doyamayan Erdoğan, şimdi iftar açılışlarıyla devam ediyor. Sabah, akşam o yuvarlak masa senin bu bardaklar benim deyip duruyor. Bir cumhurbaşkanı olarak şuan ilgilendiği tek şey yuvarlak masanın üzerine çiçeğin nasıl konulduğu anlatmak. Sınırda savaş mı var, dış politika mı çökmüş, ortada hükümet mi yok, ülke yan batıp gidiyor mu? Ona ne? Önemli olan insanların o masanın ortasına konulan çiçeği sormamasıdır. Yine öyle kendini kaybettiği bir iftar açılışından “Yabancılar geldiği zaman bu saraya hayran kalıyor” dedi. Her bir hücresini yerleştirdiği o bin odalı saraya hayran kalıyormuş yabancılar. Oysa tam o anda sarayın ışıltılı camlarından yansıyan gerçekler öyle demiyordu. Camı aralayınca Roboskî’de köylülere saldıran askerler, gaza boğan askeri araçlar ve HDP Şırnak vekili Ferhat Encü’yü aralarına alıp döven bir avuç faşist görünüyordu. Yabancılar ona, oda bu duruma hayran olduğundan sesini etmiyordu. Edemez de.
Roboskî bu ülkenin, özellikle de AKP’nin azap sarayıdır. Buradan asla çıkamayacak. O zengin sofralarında israfın dibini boylayan sahte müslüman yöneticilerin peşini çirkin derileri altında kan pompalayan çürük kalplerini asla rahat bırakmayacak gece aç kalan Roboskîli çocukların ahı. Ekranlar yine “Roboskî’de neler oluyor?” haberleriyle dolu. Oysa “Neler olmadı ki?” deseler daha doğru olur. Hala bir iki aileden canını bu devlete vermeyen var! Hala sağ insanlar var. Roboskî’de katledilenler hala devletten özür dilemedi. Oysa Beşir Atalay gidip hudud komutanına sarılmış acılarını paylaşmamış mıydı? Ferhat Encü dayak yerken ona inen eller acımamış mıydı? Böyle duyarsızlık gerçekten görülmedi...
Napolyon “Coğrafya kaderdir.” der. Bu kadere hükmetmeye çalışan devlet, hudud namustur yazıları altında iki gram namus örneği gösteremiyorken ve hele hele vicdan namına yapılan otopside kendilerinde hiçbir şey bulunmadığı tescillenmişken, şimdi kalkıp birilerinin kaderini küçük bir köyde nihai yok edişe götürüyor. Askerler sınıra tampon yok sınıra girme naraları atıp savaşı Roboskî’de çıkarmaya çalışıyor. Çünkü Roboskî’ye dokunmak herkese dokunmak herkesi incitmektir. Bunu iyi biliyorlar. O askerlerin taşıdığı matarada su yerine bol milliyetçilik zehri, bol Kürt nefreti ve bol kan sosu var. Çıldırmışlıkları ondan ötürüdür.
Asla cevap verilmeyecek olan soru çok basit: Ne istiyorsunuz Roboskî’den?
Yine asla söylemeyecekleri cevap da çok basit. Bir sınırdan yaşadıkları cehennemi, inkar yoluyla başka bir sınırda mutlak sadist bir yönelim ile bastırmak. Arzuladıkları görsel tatmine ulaşmak.
Erdoğan yarın bir başka iftar açılışında su bardağı diyecek. Saray diyecek. Sarayın camlarından yine çok ötede, Roboskî’de su bardaklarının kırıldığı görülecek. Herkes görecek o görmeyecek.