15 Temmuz darbe girişimini püskürten Erdoğan ve AKP’nin karşı darbe yaptığını, kurtulmak veya cezalandırmak istediği herkesi ve her kesimi bertaraf etmeye yönelik bir cadı avı başlattığı yazıldı, çizildi. Erdoğan/AKP’nin son birkaç yılda işlediği veya işlenmesine ortaklık ettiği birçok cinayet, katliam, tutuklama ve şiddet pratiğini “darbeciler” veya “FETÖ” yaptı diyerek kendi sorumluluk ve kusurunu örteceği de sıkçı dile getiriliyor. Belli ki Sur’un tarumar edilmesi, Cizre’de insanlarımızın yakılması, Hrant Dink cinayeti, Paris Cinayeti ve daha birçok meseleye de bu şekilde yaklaşacaklar. Erdoğan’ın damadı ve Enerji Bakanı Berat Albayrak ilk fişeği yakarak, Roboskî katliamında “darbecilerin” parmağı olabileceğini iddia ederek, konunun tekrar inceleneceğini söyledi.

Roboskî katliamı yapıldıktan sonra hükümetiyle, muhalafetiyle, ordusuyla, medyasıyla devletin yaklaşımını hatırlayalım.

28 Aralık 2013 tarihinde Roboskîli 34 can, o dönem Başbakan olan Erdoğan’ın bilgisi dahilinde ve o dönem Genelkurmay Başkanı olan Necdet Özel’in emriyle katledildi. Birkaç gün sonra kibrinden mi korkusundan mı bilinmez, Erdoğan’ın kendisi gidemediği için eşi Emine Erdoğan’ı Roboskî’ye gönderip çocukları katledilen ailelerle görüşmesini ve onlara susma parası teklif etmesini istedi. Acılarının parayla satın alınamayacağı cevabını alan Erdoğanlar, Roboskîli aileleri şımarıklık ve hatta siyasete alet olmakla suçladı. 

İkisi de Kürt olan o dönemin bakanları Mehdi Eker ve Beşir Atalay, Roboskî’ye gidip ailelerle görüştü. Samimi olmadıklarını bilsek de, kendilerinden ailelerin acısına ve yasına ortak olduklarını gösteren rol icabı bir mahcubiyet pozu beklenirken, onlar binbir çeşit yemekle donatılmış bir sofrada yemek yerken poz vermeyi tercih ettiler.

Katliamdan birkaç gün sonra AKP Hükümeti adına açıklama yapan, kendisi de Kürt olan Hüseyin Çelik, “TSK, 'Biz onları terörist zannıyla bombaladık' diyor. Kasıt varsa, hata varsa, ihmal varsa gereğini yaparız. Kimsenin yanına kalmaz. İster istihbarat hatası deyin, ister beceriksizlik deyin. Bu tür kazalar geçmişte de yaşandı.” dedi. Oysa sonraki günlerde katliamda payı olan askerler ve komutanlar bizzat hükümetin eliyle taltif edilip ödüllendirildiler.

Devletin o an Roboskî’ye en yakın temsilcisi olan kaymakamın, köye gittiğinde aileler tarafından yuhalanması üzerine Beşir Atalay, “Roboskî'de kaymakama tepki gösterenlerin köylüler olmadığını, Cizre'den getirilen militanlar” olduğunu iddia etti ve “askeri operasyonların tam hız devam edeceğini” söyledi. Sonrasında kaymakama tepki gösteren Roboskîliler gözaltına alındı. Atalay’ın “militan” dediği kişiler, katliamda kardeşleri, yakınları öldürülen Serbest Encü, Nihat Encü, Nezir Encü, Mehmet Altürk, Faris Kaya, Ferdi Alma, Faruk Encü ve Özcan Encü idi ve "Kasten adam öldürmeye teşebbüs" suçlamasıyla yargılandılar. Bu da yetmedi, kardeşleri, çocukları, yakınları katledilen aileler susmadıkları ve adalet taleplerini bağırmaktan geri durmadıkları ve yakınlarının vurulduğu yere giderek yaslarını tuttukları için Erdoğan hükümetinin emriyle “sınır ihlali yaptıkları gerekçesiyle” 3 Bin TL para cezasına çarptırıldılar.

O dönem hükümetle ve Erdoğan’ın şahsı ile büyük bir savaşın içine girmiş olan ve savaşlarının önemli bir kısmını hem Kürt meselesi yüzünden hem de bu meselenin üzerinden yürüten Cemaat’in önderi Fethullah Gülen'in Roboskî katliamı ile ilgili "Güvenlik güçlerinin terörle mücadelede topyekûn mücadele ettiği ve şekâvete aman verilmediği bir dönemde bu ahengi baltalamak isteyen odaklar boş durmuyor" dedi.

MHP lideri Devlet Bahçeli gayet açık ve net bir şekilde devlet aklına ve diline tercüman olarak “Devlet Uludere’de devlet olmanın gereğini yapmıştır” dedi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun hükümetin hesap vermesi gerektiğini söyledi. Ardından katliamı soruşturmak için mecliste bir komisyon kurulmasına aktif destek verdiler. Ancak sonraki süreçlerde CHPli vekiller ve parti sözcüleri Roboskî katliamına her değindiklerinde bunu hükümete karşı bir “malzeme” olarak kullandı. Hükümetin istifa etmesi gerektiğini söyleminin ötesine geçmedi. 

Anaakım medyadan Türkiye gazetesi “Doğalgazda Çifte Zafer” başlığı attı, Haber Türk gazetesi “Hedef Menzil 2500 KM” manşetiyle çıktı, Sabah gazetesi “Parmak Yalanını Polis Yutmadı” başlığını dünyanın en önemli meselesi(!) olarak öne çıkardı, Yeni Şafak ise “Başörtülülere Bozulan BMWler Toplatılsın” diyerek dünya yıkılsa tek dertlerinin kendi mağduriyetleri olduğunu tekrarladı. Katliamın artık görmezlikten gelinmesinin imkansız olduğu andan sonra olayı haber yapan yandaş medya, “kaza”, “aralarında terörist olma şüphesi”, “Amerikan (veya yerine göre İsrail) istihbaratının bilinçli yanlış bilgi vermesi”, “PKK’nın istismar edecek bir malzeme yaratmak için bilinçli olarak yanıltması” ve benzeri söylemler yaydı. Tamamen tahrif edilerek de olsa katliamın haber yapılmasına kızan ve “terörist bir grubun geçişi bilgisi aldıkları” için saldırıyı yaptıklarını söyleyen Necdet Özel, Erdoğan’ın "medyaya rağmen Genelkurmay'a teşekkür ediyorum" sözleriyle hükümetten tam destek aldı.

Kürdistan’da bir daha asla geriye döndürelemeyecek bir öfke ve keder biriktirilirken, “Fıratın batısında” yeni yıl kutlamaları, eğlenceler ve diğer gündelik rutinler devam etti. Şimdi çıkıp “Roboskî’yi şu yaptı, bu yaptı” diyenlerin hiçbir sözüne inanacak kimse yok. Zira herkes oradaydı!