Terörist Roboskî’yi teslim alabilmek için yapılmadık hile, savrulmadık tehdit, uygulanmadık alçaklık kalmadı Devlet katında. Roboskî intikam peşinde değildi ve suçlunun ilanını istiyordu yılmadan. Suçluyu çok iyi tanıyordu Roboskî, itirafını bekliyordu sadece, belki de nedametini. Yani büyük hayalleri vardı Roboskî’nin insanlığın kurtuluşu için. “Bin kat daha Kürt” Metiner kirliliği ulaşmamıştı Roboskî’ye. Çünkü şafak vaktiydi Roboskî’de. Şemzînan’da ışıltısı parlamıştı güneşin.
***
31 Aralık 2011’de yazmıştım. Değişen bir şey yok, yine tekrar edeceğim: “Vakit geç ama belki yine de denenebilir. Artık Kürt halkının tek beklentisi, her şeye rağmen, Tük halkının eylemli bir özeleştiri yaparak, bu savaşın bir an önce durdurularak yaranın daha da derinleştirilmesinin önünü kesmek olmalıdır. Bunu Kürtler için de değil, kendi çıkarları, kendi çocukları, kendi geleceği için yapmalıdır. Çünkü umutları bütünüyle tüketilmiş bilinçli bir halk, eskisi gibi yaşamayı kabul etmeyeceğine göre, umudu daha önce arayıp da bulamadığı dağların ardında aramayacaktır.
Artık gecikmelerin oynandığı bellidir. Türk halkının, işçi sınıfının, düşünürlerinin, yazar çizerlerinin, aydınlarının, yarı aydınının, yani bilcümle sokağın Roboskî katliamı karşısında ki tutumu, halkların geleceğe ilişkin kaderini belirleyecek tarihsel bir sınav olacaktır.
Gecikmelerin oynandığı bilinmelidir.”
***
Sultan’ın huzurunda kıpkırmızı kesilmiş suratıyla Metiner “bin kat daha Kürt”lüğünü kanıtlayamadı ama 28 Aralık 2000’de aktardığım düşünceler devletin kanlı operasyonlarıyla, bilinen gerçekliğini bir kez daha kanıtladı:
“1, Bölge halklarının bütününü kapsayan demokratik sosyalizm içerikli bir ortak yaşam projesi olan demokratik cumhuriyetin hiçbir hedefi, mevcut oligarşik cumhuriyetin yani Türkiye Cumhuriyeti’nin mayasıyla uzlaşamaz. Bu iki toplum ve devlet sistemi, birbirinin karşıtı olan anlayışlar üzerinden var olurlar. İşçilerin emekçilerin sınıfsal sömürüsüyle yaşam sağlayan bir sistemin, esas olarak bölge halklarının emekçilerinin ittifakı üzerine oturmuş bir egemenlik sistemiyle kan uyuşmazlığı içinde olacağı açıktır. Bu nedenle bu iki modelden birinin var oluşu, ancak diğerinin yıkımı üzerinden gerçekleşebilir.
2, Türkiye ya da benzerlerinde olduğu gibi, oligarşik cumhuriyete kan veren sistem, esas olarak kapitalizm ve onun küresel ifadesi olan emperyalizmdir. Çağımızda sömürgecilik bu sömürü sistemiyle bütünleşerek dünya halklarına kan kusturmaktadır. Yeni Dünya Düzeni (ya da BOP) adıyla ortaya atılan düşünce, dünya halklarının ve emekçi sınıfların yüzyıllardır sürdürdükleri ve büyük bedeller ödeyerek elde ettikleri kazanımlara yönelik, dünya emperyalist güçler ittifakının toplu saldırısından başka bir şey değildir. Hangi isimle ya da görünümle ortaya sürülürse sürülsün, Yeni Dünya Düzeni, dünyanın yoksul halklarına ve emekçi sınıflarına yönelik ideolojik ve fiili toplu saldırıya geçen emperyalist-kapitalist sistemin günümüzdeki adıdır. Sömürünün araçlarında ya da metotlarında ortaya çıkan değişimler, çağdaş emperyalizmin demokratikleştiği, insan hakları savunuculuğunun da öncüsü konumuna geldiği anlamına gelmemektedir.
3, Dün olduğu gibi bugün de devlet, egemenlik-bağımlılık sisteminin devamını sağlayan politik aygıttır. Egemenlik-bağımlılık ilişkisi, üretim araçlarının mülkiyeti ilişkisinden, üretim araçları karşısındaki konumlanıştan başka bir anlama gelmemektedir. Bu tanımların içeriksel düzeyde değişimi, ancak ve ancak bu sistemleri sürdüren üst politik araçların (devletlerin) içeriğe ilişkin yapısal özelliklerinin değişimiyle mümkün hale gelebilecektir.
6, “Hiç kimse devletten ya da emperyalizmden hiçbir şey dilenmesin; halkların ve emekçi sınıfların örgütlü mücadelesi bizi sosyalizme götürecek olan tek gerçek yoldur” önerisi, sistemin temel mücadele anlayışını özetleyen bir girişin güzel bir formülasyonudur. Bu sömürü sistemini, bu zulüm devletini kendi çukuruna gömerek, halkların özgürlüğünü, emekçi sınıfların kurtuluşunu gerçekleştirecek olan tek güç, halkların mücadele birliğinin kendisidir”. (28 Aralık, 2000).
***
Yeni yılınız Roboskî yılı olsun! Roboskî’de insan kazansın, insanlık kazansın.
Roboskî yılına girdik
‘Uludere’ inkarcılığına inat, yazımın bütününü sadece Roboskî, Dersim ve Aghtamar sözcüğüyle doldurmak istedim. Çalınan kimliklerin, çalınan isimlerin, çalınan canların aşkına Roboskîii, Roboskîii diye bağırdım kendi halımca. Teröristin sivili mivili olmaz, ben de sivilim ama bal gibi de teröristim diye yazmak istedim başbakana. Mehmet Metiner gibi devletlilerin dışında bütün Kürtler birer teröristtir bilirim. Diyarbakırlı çocuk polise taş atarken öyle açıklamıyor muydu eyleminin anlamını: “Polisi, bizim teröristlerin cenazelerini bize teslim etmediği için taşlıyorum!”