21 Ocak 2012'de bir grup arkadaşla yaptığımız taziye ziyaretinde ve birinci anma yıldönümünde, içlerindeki sessiz çığlıkları dünyanın vicdanları kararmış insanlarına haykırdıklarında bir söz verdim annelere. Ayşe Teyze ve Felek Abla şahsında bütün anneleredir sözüm. 'Bu çığlığınızı taşıyabildiğim, götürebildiğim her yere ulaştıracağım' dedim. Türkiye'deki politik iktidarın ve şamaroğlanına dönen medyanın etkisini kırmak ancak bağımsız sinemacıların bireysel ilişkileriyle oldu. Bu yılın sonunda annelere verdiğim sözü yerine getirmek için, bir nebze olsun vicdani sorumluluğumuz adına, filmimizi gösterecek salonlar ayarladık. 26 Aralık'ta Antep'te başlayacak gösterimler Ankara, Roboskî, İstanbul, Bursa ve İzmir'le devam edecek. Filmin gösterimiyle amaç, elbette duyarlılık yaratmak ve unutulmaya çalışılan bir siyasi katliamın yeniden sorgulanmasını sağlamak olacak. Bu anlamda kamuoyu vicdanında küçük bir sızı bile bırakabilirsek annelere verdiğimiz sözü yerine getirmenin buruk mutluluğunu yaşayacağız.
Ölümleri ve haksızlıkları normalleştirmeye çalışan iktidara ve onun medyasına karşı, Roboskî Katliamı'nı yeniden hatırlamak ve acısının vicdanlarda yeniden filizlenmesini sağlamak insanlık borcudur. 28 Aralık 2011 yılında katledilen 19'u çocuk 34 Kürt köylüsü, yüz yıllık devlet politikasının ve son on bir yıldır iktidarda olan AKP zihniyetiyle dışa vurulan siyasetin ve Kürtlere tahammülsüzlüğün bariz bir örneğidir. İsmimize bile tahammül edemeyen zalimlere kurban edildi çocuklarımız.
Özcesi, Kürtlere verilen bir gözdağıdır Roboskî. Nitekim katliam sonrasında hükümetin 'asker gereğini yapmıştır' açıklamaları, hükümet kanadından hiç kimsenin istifa etmemesi, aksine ölen çocukları 'terörist' ilan etmesi, bir çavuşun bile yargılan(a)maması, medyanın on yıllardır kimliğini ve dilini yok saydığı halkın bu sefer de ölülerini yok sayan yayın politikası, Kürtlere verilen gözdağının ne kadar iğrenç bir organizasyonla yapıldığının kanıtıydı.
Roboskî'yi yeniden hatırlamak, yaşamını yitiren insanlarımızın ölümlerini soğuk sayılarla ifade etmek değildir elbet. Hiroşima'da, Ermeni Jenosidi'nde ölenler ile Roboskî'de ölenlerin sayı farkı neyi değiştirebilir ki? Bir annenin yüreğine düşen evlat acısı aza çoğa bakar mı? Çünkü her insan bir candır, nefestir. Her nefes bir umut; umut da yaşamın ta kendisidir. Ve her yitirilen canın bir hikayesi vardır. Giden her insanla birlikte bir hikaye de gider. İnsanın kıyameti, aslında hikayesinin ölmesiyle kopar.
Siyasetçi olmadığım için açıkça itiraf edeyim: Türkler kıyametimizi kopardı aslında bizim. Kürdistan'da taş üstünde taş kalmadı, aileler dağıldı, binlerce köy yakılıp yok oldu. Dünyanın birçok yerine sürüldük. Binlerce yiğit gencimizi yitirdik. Bize sadece ve sadece küllerimiz kaldı ki ondan kendimizi yeniden diriltelim. Haksızlığa ve hakarete uğrayan her Kürt gencinin PKK saflarında yer alması tesadüf olabilir mi? Ama yüreğime bir nebze olsun su serpen bir şey var ki, bu uğurda mücadele etmek onur borcudur.
Evlat acılarını yüreklerine gömerek aşitî(barış) sloganları atan nice anne ve Kürdistan uğruna şehit düşen nice yiğit gerilla, aydın ve sanatçı var. Bunları hatırlamak bile insana fazlasıyla mücadele hırsı veriyor. Roboskîli bir annenin bir taraftan evladının parçalanmış cesedini toplayarak bir taraftan 'artık çocuklarımız ölmesin' diye barışı haykırması, yaşamı kutsamanın ta kendisidir.
Roboskî, Türkiye halklarının vicdanlarında kara bir leke olarak durmaya devam ediyor. İkinci anma yıldönümü yaklaşırken bu katliamın kamuoyu vicdanını ne kadar rahatsız ettiği yükselecek tepkilerle ölçülecektir. Sanatla, siyasetle hiçbir şey yapılamıyorsa insani bir tepkiyle bu kara ve zalimane katliam kınanmalıdır. Adalet için, barış için ve annelerin sessiz çığlıklarına cevap olmak için en azından faillerin yargılanması ve yüzleşme şart görünüyor.
Roboskîli annelere bir sözüm vardı!
Roboskî'ye en son geçen yıl, anma yıldönümüne gitmiştim. Belgesel filmimizi çekerken ordaki annelerin dinmeyen acılarına, giderek büyüyen isyanlarına, yaralı yürekleriyle haksızlığa karşı yürüttükleri mücadeleye ben de tanıklık etmiştim.