Geçen hafta Kopenhag Eyalet Mahkemesi; ROJ, Nûçe ve MMC televizyonlarının lisans iptali ve bağlı oldukları şirketlerin kapatılması kararını verdi. Ayrıca 2 milyon Euro’ya yakın da para cezası verdi.

Kopenhag Eyalet Mahkemesi’nin aldığı bu kararın; bir televizyon kararını aştığını hatta AKP hükümetinin barış sürecine yaklaşımını da ifade ettiğini belirtmek mümkün.
Tarih 20 Mart 2013.
Türk Başbakanı Erdoğan’ın Danimarka yetkilileri ile yaptığı temasların sonuçları t24 sitesine şöyle yansımıştı; "Danimarka Başbakanı Helle Thorning-Schmidt, Başbakan Tayyip Erdoğan’a ROJ TV’nin yayın lisansının iptal edilmesine olanak sağlayacak yasal düzenlemenin önümüzdeki aylarda meclis gündemine alınacağı sözü verdi."
Bu görüşme ve sağlanan anlaşmadan aylar öncesinde Türk devleti Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile barış görüşmelerine başlamıştı. 9 Ocak’ta Fransa’nın başkenti Paris’te üç Kürt kadın devrimcinin katledilmesi de tam bu görüşmelerin olduğu döneme denk gelmişti. Yüz binlerce Kürdistanlı ve dostları barışa zarar gelmemesi için acılarını yüreklerine gömmüşlerdi. Çünkü Kürt halkı bu katliamı bir provokasyon olarak değerlendirmişti. Kürtler halen aydınlatılmamış olan bu katliamın Fransa ve Türkiye’nin ortaklığı ile gerçekleştirildiğini  günlerce yazıp çizmişlerdi.  
20 Mart öncesi yapılan görüşmeler önemli bir aşama kat etmiş ve silahların susup fikirlerin konuşacağı bir dönemin gelişeceğine dair karşılıklı mutabakat oluşmuştu. Yine ROJ TV’nin lisansının iptali için anlaşma yapıldığının ertesi gününde Kürt Halk Önderi Öcalan; Amed Newroz’un da Kürdistan ve Türkiye halklarını kucaklayan bir açıklama ile silahlı mücadele döneminin kapandığını, siyasi mücadelenin devam edeceğini ilan etti.
Bu tablo;
Danimarka ve Avrupa’nın Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözümüne yaklaşımını ifade etmektedir. Yine hukuki dayanakları çöken bir davanın geriye siyasi ve ekonomik yanları kalmaktadır. Nitekim 20 Mart’ta yapılan anlaşmanın arka planında ekonomik, siyasi pazarlıklar ve getirisi anlaşmalar olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Bu tablonun sadece Kürt yanını görmek de eksik olur. Danimarka’nın bu kararı sadece Kürtlere yaklaşımı göstermiyor; Ortadoğu'nun diğer halklarını da ilgilendiriyor. Çünkü, ROJ, Nûçe ve MMC tıpkı daha önce kapatılan Kürt televizyonları gibi, başta Kürt halkı ve Ortadoğu’nun ötekileştirilen halklarının, mezheplerinin kendisini ifade ettikleri basın kurumlarıdır. Özellikle Türkiye gerçeğinde ötekileştirilmiş olan farklılıkların tümünün yansıdığı, seslerini, sözlerini duyurabildikleri medya organlarıdır.
İşte tam da bu noktada Danimarka’nın demokrasi anlayışı devreye girmektedir. Ötekileştirilmiş, kimliksiz kılınmış, toplumdan dıştalanmış, baskılanmış olan halkları; Kürt, Süryani, Ermeni, Alevi, Ezidi, kadınlar, gençler, emekçiler gibi kesimlerin ifade özgürlüklerinin Danimarka demokrasisinde yeri olmadığını da bu kararlarda görmek mümkün. Yine Türk devletinin 90 yıllık Kürt sorununun demokratik barışçıl yöntemlerle çözümüne yaklaşımını ifade eder. Yıllardır barış ortamını geliştirmek için büyük bedeller ödemiş Kürt halkının, yine Türkiyeli halkların barış kararına ne denli ortak olduğunu gösterir. Danimarka’nın demokrasi sınırlarını, ifade özgürlüğüne yaklaşımını, halkların demokrasi talepleri karşısındaki tutumunu anlatır. Kısacası Danimarka, bu kararı ile barışa olan karşıtlığını göstermiştir.    
Diğer önemli yan ise; Türkiye’nin bu barış sürecine yaklaşımıdır. Kürt Halk Önderi Öcalan ile devlet arasındaki görüşmelerin önemli bir aşamaya geldiği, Newroz açıklaması arifesinde varılan anlaşma, AKP Hükümetinin süreç karşısındaki samimiyetini gösterir.  
Dolayısıyla ROJ TV kararı bir televizyon kanalına yönelik alınan karardan fazlasını ifade etmektedir.
Türk yetkililerin anlamamakta ısrar ettiği; Türk-Kürt çatışmasından halen medet umanların olmasıdır. Lozan’da dört parçaya bölünerek kızıl ve beyaz soykırımlara mahkum edilen Kürtler, bu gerçeğin farkında.
Ve bu gerçeği hem Türkiye, hem de Ortadoğu hakları açısından aşma çabası içerisinde. Ancak Türk yetkililerin son kırk yıldır yaşanan onca acıya rağmen halen bu politikalarda ısrar etmesi sonuç alamayacaktır. Bu yöntemler Türkiyeli halkların barış ve demokrasi ihtiyacını bas bas bağırdığı bir dönemde sadece iktidar sahiplerinin sonunu hazırlayacaktır.
Günlerdir süren Gezi Direnişi bir kez daha göstermiştir ki; Türkiye’nin demokratikleşmesi, barışı inşa etmesi kaçınılmaz olarak kendini dayatmaktadır.