Tecavüzün sadece kadın bedeni üzerinden değerlendirilemeyeceğine dikkat çeken Figen Aras, "Tecavüz el koyma, gasp etmektir. Mesela anadilimiz yasaklanıyorsa, doğamız gasp ediliyorsa bu bir tecavüzdür. Kadın bedeninin bir erkek tarafından gasp edilmesi de tecavüzdür" diyerek, bu kültürün Şengal'de Êzidî kadınlara tecavüz eden, pazarlarda satan DAİŞ çeteleri ile doruğa çıktığını söyledi.


Beden namus değildir

Kadın bedeninin dinler aracılığıyla, şiddet yoluyla bir 'namus' olarak öğretildiğini belirten Aras, erkekliğin sürdürülebilmesinin gerekçesi olarak, kadın bedeninin bir nesne olarak kullanıldığını dile getirdi.
Kadınlar olarak, bedenlerinden 'utanmaları gereken bir nesne' olarak büyütüldüklerini ifade eden Aras, bu nedenle bir erkeğin tecavüzüne uğramanın 'namusu kaybetmek' anlamına geldiğini, bu algının kesinlikle kırılması gerektiğini söyledi. Aras, "Evet bu çok ağır bir travmadır. Ancak şunu bilmek lazım, tecavüz edilen şey bedendir. Zihniyete, yüreğe, duyguya, inanca tecavüz edilmedikçe bedene olan tecavüzün anlamlandırılması daha güçlü yapılmalıdır. Kadının 'namusu' bedenidir, bedenine tecavüz edilen kadın 'kirlenmiştir' türünden algıları kırıp, bedeni namus olmaktan çıkarmak gerekiyor. Çünkü bu bir zihniyet meselesidir" diye konuştu.

Anadil yasağı, doğa gaspı da tecavüzdür

Tecavüz kültürünün ideolojik olduğunu belirten Aras, "Ha bir erkek bir kadına tecavüz etmiş, ha devlet anadilimi yasaklamış, Hasankeyf'e tecavüz etmiş. Yüzyıla yakın bir süredir Kürt halkının dilinin yasaklanması, bu uğurda ölümlerin yaşanması da bir tecavüzdür" diyerek, aynı şeyin kadın bedeni üzerinde de gerçekleştiğini kaydetti.
Toplumsal kodlamaların kadın bedenini 'namus' olarak algılattığı için ağır travmalara yol açtığını yineleyen Aras, "Tecavüzün gizlenmesi, anlatılmaması yerine, kadınlarla bunu paylaşıp mücadelesi verilmeli. Tecavüzcü teşhir edilip cezalandırıldığı durumda inanıyoruz ki, kadınlar o cins bilinci ile çok daha güçlü hareket edecektir. Paylaşmak ve mücadelesini doğru vermek önemli. Tek bir erkeğin tecavüzü değil, faşizan bir zihniyet olarak algılamak lazım. Binlerce yılın erkekliğinin kadın kimliğine saldırısı olarak değerlendirdiğimizde travma, travma olmaktan çıkacak ve mücadeleye dönüşecektir. Bunun da intikamı; kadın örgütlenmesi olarak olacaktır.

Toplum cinsellikle yozlaştırılıyor

Sömürgeci iktidarın Kürdistan'da toprağı, dili, kültürü işgal ederek herşeyi ele geçirmeye çalıştığını dile getiren Aras, sözlerini "Toprağı, dili, kültürü işgal edemediği noktada asimile ederek, yozlaştırarak katlediyor. Kadın bedeni üzerinde ise evliliklerde ve sokakta da gördüğümüz gibi erkeğin kadın bedeni üzerinden tekil bir tahakkümü var. 40 yıllık savaş sürecindeki devletin özel savaş politikaları var. Kürt kadını bu tecavüz kültürünü aşmaya çalıştıkça baskılanıyor. Kürdistan'da kadının gücü, örgütlülüğü çok belirgin. Ve tam da bu örgütlü ve özgürleşen kadın kültürününü yok etmek için küçük yaştan başlayarak fuhuş besleniyor. Ve cinsellik üzerinden toplum yozlaştırılarak, bitirilmek isteniyor" diyerek sürdürdü.

Öz savunmaya geçilmeli

Erkek zihniyetinin kadın üzerinde yürüttüğü savaş karşısında, öz savunmaya geçilmesi gerektiğinin altını çizen Aras, bu konuda yapılması gerekenleri şu cümlelerle özetledi: "Öncelikle cins bilincinin ortaya çıkarılması lazım. Bu açıdan kadınların, tecavüz kültürüne karşı yaratılan özgür yaşamın farkına varması çok önemli. Rojava halkının işgalcilere karşı ortaya koyduğu öz savunma gücü gibi, biz kadınlar da erkek zihniyetine karşı öz savunmaya geçebiliriz. Öz savunma, sokakta bir tacize karşı bir araya gelip müdahale ederek de olabilir. Meclisler kurarak tacizlere, tecavüzlere karşı ortak kararlar da alınabilir. Bu zihniyetin aşılması için çocuklara, kadınlara bunun eğitimi verilmeli. Yaşatılan eylemin kendisini teşhir etmek, buna dönük refleksler geliştirmek ve toplumsal örgütlülüğü güçlendirmek öz savunma gerekçesidir."

DİHA/AMED