Rojava Devrimi Ortadoğu’da iki bin yıldır din, inanç ve mezhebe dayalı yaşanan boğazlaşmayı halkların kardeşliği temelinde sonlandıracak ve ortak bir gelecek inşa edecek tek seçenektir. Öncülüğünü Kürtlerin yaptığı Asurilerin birçok Arap, sosyalist ve demokratlarında destek verdiği Müslüman ve Hıristiyanların içinde yer aldığı Sünni-Alevi (Nusayri), diğer etnik ve inançtan değişik kesimlerinde destekleyip birlikte hareket ettiği Rojava Devrimi; demokratik, modern bir Ortadoğu inşa etmek için son alternatif olarak görülmektedir.

İsa Mesih’in Hıristiyan dinini insanlara tebliğ etmeye çalışırken çarmıha gerilmesiyle başlayan ve daha sonra Hıristiyan olanlarla olmayan arasında sürüp giden kin ve intikama dayalı çatışmalar Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlığı benimseyip resmi din olarak kabul etmesiyle Hıristiyanlık dünyada büyük bir güç haline geldi.
Roma imparatorluğu Hıristiyanlığı yayma adı altında bütün dünyaya hâkim olmak istedi. İmparatorluk bu amaçla büyük savaşlar, korkunç katliamlar, işgal ve istilalara girişti. Hâlbuki Mesih İsa’nın yaymaya çalıştığı dinin temeli barış ilkelere dayanıyordu. Mesih’in kendisi çarmıha gerilirken bile kendi tebaalarına ve kendisi için kendilerini feda etmeye amade olan arkadaşlarına sabırlı olmalarını tellaki ediyor, kimse ile çatışmamalarını öneriyordu. Ancak Hıristiyanlık roma imparatorluğunun resmi dini olarak erk sahiplerinin tekeline girdikten sonra imparatorluk fetihlere girişerek dünyanın birçok bölgesini istila etti. Bu arada Hıristiyanlık dini dünyanın birçok bölgesinde ilahi din olarak kabul gördükten sonra Hıristiyanlar arası iktidar ve mezhep çatışmaları baş gösterdi. Hıristiyanlar arası mezhep çatışmaları öyle bir duruma ulaştı ki mezhep mensuplarından biri diğer bir mezhebin mensuplarını yenmek için Hıristiyan olmayanlarla bile savaş ittifakları yapmakta tereddüt etmediler. İsa Mesih’ten bu yana iki bini aşkın bir süre geçmesine rağmen hala Hıristiyanlar arası mezhep sürtüşmeleri ve küskünlükleri devam etmektedir.
Dünyada Hıristiyanlıkla ilgili tartışma ve kargaşalar devam ederken ortadoğuda Muhammed Resul; karanlık sanem (put) perest cahiliye dönemine karşı İslam dinini tebliğ etme sürecini başlatıyordu. Resul Muhammed’ in tebliğ etmeye başladığı İslam dini; barışçıl olup tanrısal hukukun yanında toplumsal ve aile hukukunu da kapsayan geniş bir perspektif içeriyordu. İslam dini; mal, can ve namusa saldırı olmadığı sürece savaş (kital) ve çatışmalara karşı bir yaklaşım ihtiva etmektedir. Muhammed Resul, Medine mukavelesiyle barışı esas aldığını deklare ederek zulme karşı mazlumun yanında olduğunu kesin hükümlerle belirtmiştir. Buna rağmen Muhammed Resul’un vefatından sonra önce en yakın dört arkadaşı (sahabe) olan Ebu Bekir, Ömer, Osman ve damadı Ali arasında Halifelik tartışması başlatılmıştır. Hilafet tartışması ve hırsı öyle bir boyuta ulaştı ki; camii de namaz esnasında bile birbirlerine suikast yapacak kadar boyutlandırıldı. Son halife Ali’yle Resul’un dostu Muaviye arasındaki iktidar mücadelesi birbirleriyle savaşacak kadar derinleşti ve bu mücadele her ikisinin çocukları arasında da devam etti. Öyle ki; insanlıktan nasibini almayan yezid, kendi iktidar için katliam yapmaktabir an bile tereddüt etmedi. Ali ile Muaviye arasındaki çatışma İslam âleminin şia ve Sünni olarak iki ana mezhebe bölünmesine neden oldu. Her iki mezhep arasındaki tarihi sürtüşme ve çekişme günümüze kadar sürüp gelmektedir. İslam dininin geniş kitleler tarafından ilahi din olarak benimsenmesiyle birlikte bir taraftan iç iktidar çekişmeleri diğer taraftan mal ve ganimet elde etmek için fetihler başladı. Resul Muhammed kendi döneminde fetih için hiçbir savaş emri vermemesine rağmen kendinden sonra gelen İslam hükümdarlarının çoğu güçlü ordular oluşturarak İslam dinini yayama bahanesiyle fetih ve işgal yaparak toprak elde etmeye çalıştılar. İslam orduları fetihler sırasında Hıristiyan ordularıyla karşı karşıya gelerek asırlarca süren Müslüman-Hıristiyan çatışmaları günümüzde de değişik şekillerde devam etmektedir.
Özünde her ikisi de barışçıl ilkelere dayanan İsa Mesih’in Hıristiyanlık dini ile Muhammed Resul’un İslam dini muktedir ve egemenlerin çıkarları doğrultusunda birbirine düşman kılındı halbuki ne mahlûkların rabbı ne de her iki dinin (Müslüman-Hıristiyan) elçileri savaşı ve kitalı emir buyurmuyorlardı. Her iki dinin temel amaçları; yeryüzünde kötülüklerden arınmış, sevgiye dayalı adil bir nizamın oluşmasıydı.
Hıristiyanlar arası mezhep ve iktidar mücadelesi batıda başlayan aydınlanma süreci, sanayi devrimi, kapitalizmin gelişmesi ve ulusal devletlerin ortaya çıkmasıyla büyük oranda yerini uluslararası iktidar savaşı ve sermaye sınıfı ile işçi, emekçi sınıfları arasındaki sömüren ve sömürülen kavgasına bıraktı. Ancak İslam âleminde yukarıda bahsettiğimiz aydınlanma dönemi ve sanayi devrimi yaşanmadığından çarpık ve zoraki kurulan ulusal devletlerinde kendi iç dinamikleriyle şekillenmediğinden inanç ve mezhebe dayalı sürtüşme ve çatışmalar günümüze dek sürmektedir. Bugün bu sürtüşme ve çatışmalar öyle bir noktaya geldi ki taraflar acımasızca birbirlerini kimyasal silahlarla yok edecek kadar gözü dönmüş durumdadır.
Ve bu katliamlarda devletin rolü; Sümer Rahip Devletleri döneminde temelleri atılan ve günümüze kadar nice katliamlar ve soykırımlara imza atan devlet hep kendini güçlendirerek kutsallaştırdı. Dili, dini, cinsiyeti olmayan vampir devlet kendi varlığını ve iktidarını sürdürebilmek için atom bombası dâhil hiçbir kitle imha silahını kullanmaktan çekinmemiştir. Devlet; sivil-asker bürokrasisiyle iktidarı için bütün enstrümanları kullanmaktadır. O devlet ki; halkların inancını, etnik ve kimlik yapısını, bilimi, sanatı ve her şeyi kutsal iktidarını ayakta tutup sürdürebilmek için devreye sokmaktadır. Devlet; Halklar ve inançlar arası çatışma-savaş çıkarmakta hiçbir an bile tereddüt etmemektedir.
O Devlet ki; kutsal iktidarı uğruna sosyalist felsefenin piri, ünlü filozof; Marks’ın devlet sönümlenecek tezini boşa çıkarmayı becermiş ve nice bedeller ödenerek kurulan sosyalist ülkelerde bile sosyalizmin içeriğini boşaltarak, sosyalizmi puçlaştırmayı becerebilmiştir.  Öyle anlaşılıyor ki; kutsal devlet iktidarı var olduğu sürece dünya halkları huzur ve mutluluğa erişemeyeceklerdir.
Devleti hedeflemeyen, halkların kardeşliği temelinde; halkın kendi kendini yönetme esasına dayanan, din, dil, ırk ve cins ayrımı gözetmeyen, her kesimi kapsayan Rojava Devrimi Ortadoğuda binlerce yıldır din, inanç ve kimliklere dayalı sürüp gelen kanlı boğazlaşmayı sonlandıracak demokratik barışçıl ilkelere dayalı tek alternatif olduğu görünmektedir.
* DEHAP Eski Genel Sekreteri