“Büyük doğrularınız olacak,
büyük doğrularla yaşayacaksınız.
Bunun önünde dünya dursa da başarıyı engelleyemez.“ A.Öcalan
Kürtler büyük ideolojik-paradigmasal doğrularıyla sadece kendilerini değil, kendileriyle ilişkilenmiş ve ilişkilenmemiş herkesi etkiliyor ve değişime zorluyor. Rojava direnişi, bu direnişin Kobanê’de zirveleşmesi ve sonrasında devrimsel inşa dönüşümüne yönelmesiyle Ortadoğu tarihinde yepyeni bakış açısı oluşturmaya başladı. Öyle ki, Arap toplumunun kadına yaklaşımı bile bu demokratik-devrimci rüzgardan etkilenerek kendi ilk askeri birliğini kurdu. Burada çok önemli bir gelişme de A. Öcalan’ın sadece Kürtlerin değil, artık bölgesel ve giderek evrensel bir önderliğe doğru bir sıçrama yapmasıdır.
Rojava’daki Arap aşiretlerinin sayın Öcalan’ın „Kürt halk önderi“ olarak tanımlanmasını eleştirerek, Öcalan’ın kendilerinin de önderi olduğunu belirtmeleri de bunu göstermektedir. Bilindiği gibi Arap toplumu çıkış döneminde İslamiyetin başka halklar tarafından da benimsenmesine karşı, Peygamberin Arap olması ve İslam dininde öncelikle bu topluma gelmesini delil olarak göstererek, diğer halklardan Müslümanlara karşı milliyetçi bir yaklaşım sergilemişlerdi. Fakat Hz.Muhammed, „Arap’ın Aceme üstünlüğü yoktur“ diyerek, bu tutuma karşı çıkmıştır. Şimdi devran döndü; aradan bin dört yüz yıl geçti. Ve Rojava’daki Arap toplumu etkilendikleri Öcalan’ın paradigmasından dolayı, kendi kalıplarını ve zincirlerini kırmaya başlamıştır.
Elbette ki bütün bunlar, doğal toplumun tarihi olduğu kadar eşitlik ve özgürlük arayışçılarının da mücadele tarihi olan demokratik uygarlık tarihinin Aryen halklarıyla, Semitik halkların binlerce yıl sonra buluşması anlamına da gelmektedir. Kapitalist uygarlığın barbarlarının Sümerlerden beri toplumları parçalayan, düşmanlaştıran ve kendine yabancılaştıran çabaları, binlerce yıl sonra Rojava’da yeniden bir karşı direnişle karşılaşmıştır. Bu bağlamda Rojava Devrimi, zalimlerin uygarlığıyla tarihsel bir hesaplaşma ve halkların tarihsel buluşması demektir. Yine bu devrim, halkların tarihsel farklılıklarının ayrılık değil, artık tarihsel birliğinin mümkün olduğu anlamına da gelmektedir. Yani insanlığı kökeninden koparan ve kendini tanımaz hale getiren kulluğa dayalı tarih anlayışı Rojava özgülünde mahkum edilmiştir. Ve bulaşıcı bir devrim rüzgarı olarak dünyanın üzerinde esmektedir. Bu rüzgarı yüzünde hissedenler Rojava’ya koşmakta ve Enternasyonalistlerin Taburu’nda yoldaşlığı yaşayarak görmektedirler. Çünkü bu tarih, demokratik uygarlık anlayışıyla toplumsal gerçeklikle bağ kurabiliyor ve herkesi kendi hakikatine çağırıyor. Ve biliniyor ki gerçek tarih, toplumsal doğa halimizin milyonlarca yıl öncesindeki durumunu hesaba katarak anlam bulur. Onurlu insanlık işte bu hakikatin aşkına koşuyor. Yani Rojava Devrimi herkesi kökleriyle buluşturuyor. Buna anlam verenler, kendi köklerindeki ilk insanın çığlığına, ilk kelimelerine ve cümlelerindeki kök hücrelerine ve özündeki hakikatine-toplumsallığına koşuyor ve kendi döl yatağına aşık oluyor.
Rojava’da kendini tanıyarak; anlamını bularak evreni, kendindeki evren kadar evrendeki kendini de bilince çıkartıyor ve kendini buluyor-biliyor. Bugünde gizli olan tarihi ve tarihin başlangıcında gizli olan kendi sırrına ulaşıyor. İşte Rojava Devrimi’nin en derin etkisi insanı kendi hakikatiyle buluşturan bu özelliğidir. İnşası da bu temelde gerçekleştiğinden dolayı, artık yenilmezdir. Çünkü, Aryenlerin ırmağında ağlayarak, gizlenerek, göçerek, hakka yürüyerek ama özgürlük şarkılarını hep söyleyerek Rojava’ya kadar gelen analarımızın-atalarımızın acılı sesi, artık halkların büyük bir sevinç çığlığı olarak tilili çekmekte ve evrenle semah dönerek hakikatin zengin sofrasında Kürtlerin armağanını paylaşmaktadır. Çünkü Rojava’da artık Halil İbrahim bereketiyle donanmış ve Xızır’ın bastonuyla güçlenmiş Doğal Toplum Paradigması’nın gökyüzü sofrası kurulmuş ve insanlığa sunulmuştur. Bu lokmadan tadanların o sofrayı terk etmeyeceği bir devrimdir Rojava Devrimi.
Yiğit kadınların estirdiği özgürlük rüzgarı artık herkesin yüzüne çarpmaktadır. Şimdi insanlar dışındaki bütün canlılar da ekolojik denge içinde daha güvenli ve özgür yaşamaktadırlar. Ama Gılgamış’tan beri pusuda yatan canavarlar hala kan isteseler de, komünal değerlerle var olan, etnisite, kadın, dinler, ezilen sınıflar vb… verdikleri mücadeleyle ve yarattıkları özgürlüksel değerlerle demokratik uygarlık ırmağında özgürce akmaya devam etmek için direnecek ve doğal toplumun temel formu dediğimiz komünal ve demokratik öz olan kök hücre yaşamını sürdürecektir. Kapitalist Modernite’nin kullaştırıcı sisteminde köle olarak onlara ait “düzeni yaşamaktansa, devrim ateşi içerisinde yanmak daha değerlidir.” (A.Öcalan)