O halde her şey artık açık. “Ne yapmalı?” sorusunun yanıtı verilmiştir.
AKP iktidarıyla mücadelenin merkezi Rojava’dır.
Ne olup bitecekse bilelim ki, Rojava’da olup bitecektir.
Sonucu belirleyecek mücadele Rojava’nın şehirlerinde, kasabalarında, köylerinde verilmekte.
Kime karşı?
Suudi Kralı’nın, Katar şeyhinin ve Türk Başbakanının silahlandırdığı, donattığı, beslediği çetelere karşı… “Allahü Ekber” diyerek kelle kesenlere, kurbanının ciğerini, kalbini söküp dişleriyle parçalayanlara karşı…
YPG’nin kadın ve erkek taburları Rojava’da “gökyüzünü fethe” koşmakta. Bu bir destan. Hiçbir “gerilla” taktiğine izin vermeyen bir coğrafyada inanılmaz bir mücadele sürüyor. Dümdüz ova…Küçük yerleşim birimleri… Doğusunu “kardeş Barzanı” kapatmış. Kuzeyi’ni Türk tutmuş. Batısından rejimin askerleri. Güneyinden El Nusra çeteleri… Ve içerde de “ihanetçilerle”, “kaçanlar”…
ABD neden Suriye’ye müdahale etmiyor? Neden Esad rejimini devirmiyor? Neden AB sessiz? Neden Rusya rejime kol kanat geriyor?
Çünkü bunların hepsi Esad rejiminin yıkılmasından sonra Suriye’ye tarihin görüp işitmediği canavarlıkları yapabilen fundamentalist dinci unsurların egemen olacağından korkuyor.
Ve işte bunların “korktukları” bu güçlerle küçücük Rojava’nın devrimci güçleri ve onların saflarında yer alan Serkanlar savaşıyor. Dünyanın “korktuğu” bu güçleri şu ana kadar onlar durdurdu.
Bu destan değil mi?
Bizim kuşağımız Vietkong savaşçılarını bilirdi. Filistin savaşçılarını da. Latin Amerika gerillalarını da… Tupamaroları bilmeyenimiz yoktu. İkinci Dünya savaşı yıllarında Ukrayna ormanlarındaki partizanların Zoyalarını da… Ve Fransız mukavemet hareketinin öykülerini ve İspanya iç savaşının “non pasaran”ını da…
O kuşağın manevi zenginliği bu büyük mücadelelere duyulan coşkulu yakınlıktı. Bu yakınlık onları arındırdı.
Şimdi yeniden arınmak gerek.
Neden bir “Rojava 100’ler Komitesi” yok? Bu ülkenin Russell’leri nerede? Nerede Türkiye’nin Sartr’ları?
Arkasında “Stalinci” diye yerden yere vurulan Sovyetler Birliği’nin olduğu Vietnam’la dayanışma yapanlar, arkasında PKK’nin var olduğu iddia edilen Rojava’ya neden, nasıl, niçin uzak duruyorlar?
Devrimci doktorlar, hemşireler, eczacılar neden Rojava’nın imdadına koşmuyor? Mimarlar, mühendisler neden çetelere karşı dayanıklı bunkerler, beton siperler, sığınaklar inşa etmek için kolları sıvamıyor? Ya makine mühendisleri? Neden hiçbir mesleği olmayanlar, elde kazma kürek Rojava’ya koşmuyor?
Sabahtan akşama kadar toplantı üstüne toplantı yapanlar; hemen hemen her konuda karar alanlar; karar aldıktan sonra bir kere daha kararların kararını almak için yeniden bitmek tükenmek bilmeyen toplantılarda bir ömür tüketenler… Neden Rojava’ya gitmiyorlar?
Elbette Türkiye’yi “boşaltın” denmiyor… Serkan’ın da arkadaşları Türkiye’yi boşaltmıyorlar. Gezi ile Lice arasında “köprü” kuranlar, bu eylemlere katılanlar, aralarında Rojava devrimine yabancı nice unsur olsa da, nesnel olarak Rojava devriminin bir parçası. Çünkü Türkiye’yi yöneten AKP, Rojava’ya karşı “dolaylı” savaş açmış bulunuyor.
Mesele nicelik meselesi değil. Değeri büyük, çarpıcı simgesel adımlar atmak… Dikkatleri Rojava’nın üzerinde toplamak. Böylece oradaki vahşete karşı uluslararası bir duyarlılık yaratmak. Ve bunları yaratma sürecinde merkezi Rojava’da olan devrimci sürecin organik bir parçası olmak…
Yani “devrim yapmak…” Serkan gibi…
Ve bizim medyamız… Yalnız Kürtlerin değil… Birgün’den, Evrensel’e, Hayat TV’den İMC’ye ve elbette Atılım’a kadar…Bizim medya… Ve Sol Gazetesi…Taraf…Radikal’deki demokrat “köşeler”… İşten atılan gazeteciler…
Rojava devrimini “içerden” tanıtmak için elden gelen her şeyi yapmalı… Gazetecilikte “savaş muhabirliği” savaşa karşı büyük bir “silah”… Ernest Hemingway gibi, nice “savaş muhabiri” daha sonra “savaşlardaki insan trajedilerini” anıtlaştıran büyük yazarlar haline geldi.
“Savaş muhabirliğinin” sihirli yanı, “savaşı, cepheleri, kayıp sayılarını, silah mukayeselerini” anlatmak değil. Savaştaki “silahlı ve silahsız insanı” anlatmak. Adıyla, hayatıyla, o andaki ruhsal halleriyle, hayalleriyle, zayıflıklarıyla… Ve kahramanlıklarıyla…
Şimdi içerden yazanlar artıyor. En son ANF’de Arzu Demir Êfrîn’den yazdı. “Bu bir kadın devrimi” başlıklı yazısında Rojava’daki kadın savaşçıları anlatıyor. Okuyun. Umarım, devam eder ve bu kadınların bireysel öykülerinden çarpıcı ne varsa bunları bize anlatır…
Rojava bizimdir.
Rojava devrimi için kazma kürek başına
Demek ki Rojava devrimini ölümüne sahiplenenler de varmış… Bunu anlamamız, duymamız, birbirimize anlatmamız için MLKP militanı Serkan Tosun’un Serêkaniyê’de, devrimin barikatlarında can vermesi lazımmış!