
19 Temmuz direnişinin yani Rojava Devrimi’nin ilk adımı Kobanê’de atıldı. Varlık mücadelesinin ilk kıvılcımı Kobanê’de tutuşmuştu. Varlığın özgürlüğe dönüştüğü bu yolculuğun son durağı da yine Kobanê oluyordu. İlk adım burada atılmıştı ve devrim burada gelişiyordu.
Süreç zamandan daha hızlı ilerliyordu. Siyasal dengeler ve statükoların altüst olmuştu. Suriye’nin her tarafında Baas rejiminin baskısına karşı muhalefet kabarmıştı. Rejime karşı ayaklananlar her yerde yeni direnişler geliştiriyordu. Rojava ve Kobanê’de artık bunların bir parçasıydı.
Halk devriminin başlangıcı sayılan 19 Temmuz 2012 bir yaratılış anı idi. O kısa anlarda yaşanan değişimler, alınan kararlar Rojava halkının geleceğini tamamıyla değiştirecekti. Öncelikle halk Baas rejiminin tüm unsurlarına karşı serhildana kalkıyor, rejimin tüm kurumlarına el konuluyor ve son artıkları da Rojava’dan çıkartılıyordu. Onların oluşturduğu sistem ve askeri kuruluşların tüm yönetim merkezlerine halk adına el konuluyordu. Coşkun sel gibi akan halk rejimin zulüm ve işkence kalelerini yerle yeksan ediyordu.
Herşey önceden planlanmıştı. Cereblus ve Şexlerin ÖSO’nun eline geçmesiyle birlikte, kaçınılmaz olarak Kürt halkı artık sahneye çıkmak zorundaydı. YPG gücü hızla Şehit Jinda komutasında yerel direniş timleri ve takımlarını harekete geçirerek, küçük bir grupla fakat halkın büyük katılımıyla bütün alanlarda Baas rejimine son verecekti. Her tarafa baskın yapılıyor; rejimin başlıca kalelerini kuşatılıyor ve buradaki düşman güçleri teslim alınıyordu. Düşmanın tüm silahları ve halka ait olan tüm yerler alınıyordu. Esir alınan rejim güçlerine “İşte görün, biz sizler gibi değiliz. Biz güç olmamıza, yönetimi ele geçirmemize rağmen size herhangi bir kötü muamele yapmadık, yapmayacağız da” denildi. Herhangi bir zulüm yapılmadı, insan onurunu rencide edecek bir davranış içerisine girilmedi, hatta yemek ve çay ikram edildi. Düşman askerleri “Kürdistan topraklarında işgalinize artık son veriyoruz. Siz Baas rejimi yıllarca Kürdistan’ı sömürdünüz. Artık Kürdistan’da barınamayacaksınız, sizi istemiyoruz” denilerek, Kobanê topraklarından kovuldu. Rojava’da ilk özgürlük bayramı böyle gelişti. Kürdistan özlemiyle yanıp tutuşanlar kesk u sor u zer bayrağı her yerde göndere çekti. Özgürlük ateşini tutuşturan bu kıvılcım artık Kobanê’den tüm parçalara, Kürdistan’a yayılıyordu.
Rojava küçük bir alandı ve fazla hesaba katılmıyordu. Ama Kobanê’deki bu devrimsel çıkış çok görkemliydi. Öncelikle kimsenin beklemediği bu hamle kısa sürede başarılı olmuş ve yeni bir dönem başlamıştı. Bu, bir halkın özgür yaşam uğruna insanlık ailesinde yerini bulmak için gerçekleştirdiği bir çıkıştı. “Tarihte zamanın ruhunu doğru okuyanlar kazanır“ sözünün karşılık bulduğu bir süreçti. Bir rüya gerçekleşmişti...
Tarihte böylesi zamanlarda incecik bir hatta yürümesini ve koşulları değerlendirmesini, kendi lehine çevirmesini bilenlerin kazandığı söylenir. Kürdün özgür yaşam hedefinin o güne dek devrimin arka bahçesi olarak bilinen Rojava’da somutlaşması bekleniyor muydu, bu konuda bir öngörüye sahip olanlar var mıydı. Belki halkın öncüleri nezdinde böyle bir öngörü vardı ancak genel olarak başka parçalardan beklenen bu çıkışın Rojava’da gerçekleşmesi şaşkınlıkla karışık bir sevinç dalgası oluşturmuştu. Sürpriz olmayan ise devrim hamlesinin Kobanê’den başlamasıydı. Bu kadim kent Kürt özgürlük mücadelesinin hazırlık sürecinde olduğu gibi devrimsel aşamasında da stratejik bir rol oynadı.
Somut koşullar Rojava’da taktik önderlikçe doğru tahlil edilmişti. Tarihin “şimdi tam zamanı“ dediği bir andaydık. Bu, bugünlerin özlemini çeken yılların vahşetine, katliam ve baskılarına katlananlar için çok daha anlamlıydı. Bu özlemin uğruna onca bedel vermiş Kobanê halkı, şimdi bunun gerçekleşmesine ramak kalmışken bedel ödemekten çekinir miydi? Halkın gözünü kırpmadan öne atılması bu sorunun en açık cevabıydı. Bir düş uğruna onca bedel ödemiş insanların şimdi onun gerçekleşmesi karşısında duyduğu mutluluk nasıl tarif edilebilirdi ki! Bu anı seksenlik bir çınarın sözlerine sığınarak anlatmak en iyisi galiba. Şöyle demişti: Bugünleri de gördüm ya, artık ölsem de gam yemem...
Devrim böyle başlatıldı. Ama özgürlük büyük ruh istiyordu. Bu ruh yaratıldı mı artık verilmeyecek hiçbir bedel yoktu. Halk özgürlük için her türlü bedeli vermeye, bu uğurda her türlü fedakarlığı yapmaya hazırdı. Artık yola girilmişti; ‘ya özgür yaşam ya ölüm’ deniyordu. Tek seçenek özgür bir yaşam için direnmekti. Asla teslimiyete ve ihanete geçit verilmeyecekti. Tarihin akışını ezilenler lehine çevirmenin zamanı gelmişti. Temmuz direnişi ve devrimi özgürlüğü, yeni bir yaşamı yaratmanın zamanı idi.
Devrimle birlikte ulusal ve toplumsal inşa da başlıyordu. Demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü toplum paradigması ile doğru bilinç yaratılıyor, sıradanlaşan kişilikler ayağa kalkıyordu. Birey, özgürlük ruhu ve bilinciyle kuşanarak, büyük bir irade ve nefs savaşçısı oluyor, devrimle yeniden ulusal bilinç edinen klan, kabile ve aşiretler giderek demokratik uluslaşmanın çekirdek yapısı haline geliyordu. Özgürlük eğilimi ve yurtseverlik her alanda gelişiyordu. Tüm aşiretler; Baraziler, Ketikiler, Sexan vb tüm toplumsal yapılanmalar Kürt uluslaşması için birlikte hareket ediyordu. Bu temelde özgürlük ve eşitliğe dayalı yeni toplumsal ilişkiler yaratılıyordu.
Kadın özgürlüğü öncülüğünde örgütlenirken, kendini yeniden var eden üretken bir gençlik yaratan devrim, kendi etrafında yeni bir kültür şekillendirdiği gibi dejenere olmuş, kendine yabancılaşmış toplumu da aydınlatıyor, deyim yerindeyse kültürü ayakları üzerine oturtuyordu. Kültürel mirasa sahip çıkılıyor, kaybedilen hazineler geçmişten günümüze, geleceğe taşınıyor, ortaya çıkan kahramanlar, öncüler devrim şarkılarına, ağıtlar ve destanlara konu edilerek yaşama rengini veriyordu. Bu politik, kültürel ve ahlaki değerlerle ortaya çıkan şey yeni özgür toplumsal yaşamdı.
Kısacası devrim toplumsal tarihsel tüm hafızanın yeniden kazanılmasına, tarihle yeniden bütünleşmeye yol açıyordu. Hakikate ulaşmanın sevinci ve coşkusuyla varolmak, önceki tüm yaşantıların sahteliğini, ikiyüzlülüğünü dışa vuruyordu. Küçük damlalar kaynaklara, kaynaklar büyük nehirlere dönüşüyor ve okyanuslara ulaşıyorlardı. Özgürlük ruhu kendi yatağına sığmayan, bentleri aşan ve kendine bir yol bulan bir nehir akışı gibi Rojava’yı sarıyordu. Dil, sözler, yüzler yeniden bir ifadeye, anlama kavuşuyor, hakikat savaşında cenge girmek isteyenlerin sabırsızlığı yüzlerinden okunuyordu. Ve elbette devrim yeni bir ahlaktı; yozlaşan tüm yapıları, toplumsal çürümüşlükleri ortadan kaldırıyordu.
İşte böyleydi devrim süreci...