Rojava devrimi ve kültür-sanat
Forum Haberleri —

Kültür Sanat
- Kuşkusuz ortaya çıkan sanatsal üretim ve yaratımların daha fazla değerlendirilmeye, daha güçlü eserlerin açığa çıkması ve devrimin ruhunu yansıtması için eleştirel gözle ele alınmasına da ihtiyaç var.
Rênas BÊRÎTAN
Rojava Devrimi; toplumların tüm renklerini bağrında taşıma özelliğine sahiptir. Bu devrimi diğer devrimlerden ayıran kimi yönler ve özellikler vardır. Kurdistan’da yaşanan devrimsel süreci yakından takip eden herkes öncelikle Bakûrê Kurdistan’da devrimin gerçekleşeceği düşüncesindeydi. Ortadoğu merkezli yaşanan Üçüncü Dünya Savaşı ve bununla paralel yaşanan büyük konjonktürel gelişmeler öncelikle Rojava’da bir zeminin yaratılmasına yol açtı.
2012 yılından beri Rojava Devrimi’nin çok yönlü saldırılara maruz kaldığını görmekteyiz. Birincisi; TC devletinin yönlendirdiği ve El Nusra adı verilen yapılanma başta Serêkaniyê olmak üzere Rojava Devrimi’ne saldırdı veya saldırtıldı. İkincisi; bir öncekinin devamı niteliğinde uluslararası güçler ve bölge gericiliğinin yönlendirmesiyle gelişen ve geliştirilen DAİŞ, yine TC’nin yönlendirmesiyle başta Kobanê olmak üzere Rojava Devrimi’ne saldırdı. Üçüncüsü; El Nusra ve DAİŞ gibi yapılanmalarla istediği sonucu elde edemeyen TC, bu kez vekalet savaşlarını bir kenara bırakarak doğrudan Rojava Devrimi’ne kendisi saldırmış oldu. Dördüncüsü; daha başından beri Suriye rejimi Rojava’da gelişen bu devrimi kabullenmedi, içine sindiremedi ve her fırsatta bu devrimi darbelemek için çeşitli girişimlerde bulundu. Rojava ve Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin sunduğu bütün çözüm önerilerine soğuk yaklaştı ve geçmiş statükoyu olduğu gibi sürdürme eğiliminden vazgeçmedi. Beşincisi; Rojava ve Suriye’de uluslararası güçler adeta satranç oynarcasına güç ve paylaşım savaşı içerisine girdi. Güç ve hegemonya savaşımlarını yerel unsurlar ve güçler üzerinden sürdürmeye yöneldi. Özellikle Kapitalist Modernite güçleri Rojava’da gerçekleşen devrimi özünden boşaltmak, Önder Apo’nun paradigmasından koparmak, ana çizgisinden saptırmak için sürekli uğraş içerisinde oldu ve bu uğraşlarını da sürdürmektedirler.
Tüm bunlara rağmen Rojava Devrimi ayakta kalmayı başardı. Rojava Devrimi bir kadın devrimi biçiminde gelişim gösterdiği için sadece Ortadoğu’da değil, tüm dünyada dikkatleri üzerine topladı. Rojava Devrimi; ulus-devlet yapılarının tekçi, renksiz, kendini dayatan, tüm ulusal ve toplumsal zenginlikleri sadece bir ulus veya etnisitenin potasında eriten, asimilasyonist ve soykırımcı devletlere karşı Demokratik Ulus perspektifiyle bütün ulusal, toplumsal ve inançsal yapıları kucaklayan duruşuyla da dikkatleri üzerine topladı. Demokratik konfederal, kolektif ve komünal bir yaşam anlayışının giderek gelişme göstermesi de bölge gericiliğini daha fazla rahatsız ederken ilerici insanlığın ilgi yumağı haline gelmeyi başardı. Aslında Rojava Devrimi’yle ortaya çıkan çözüm projeleri ve formülleri başta İsrail-Filistin olmak üzere Ortadoğu’daki bütün sorunların nasıl çözümlenebileceğini de hem teorik hem de pratik bağlamda bizlere göstermiş oldu.
Elbette bu devrimin kültür ve sanat alanına yansımaları da oldu. Rojava’nın her yerinde kültür ve sanat kurumları açıldı. Daha önceleri kendi öz değerleri adına açıktan kültür ve sanat faaliyetlerini gösteremeyen Kürtler ve diğer ulusal yapılar kendilerini ifade etme imkanı buldu. Tarihi ve kültürel miras ve değerlerin koruma altına alınması için adımların atıldığını gördük. Folklorik değerlerin korunup gelişebilmesi için müzelerin açıldığına tanık olduk.
2015 yılıyla birlikte Şehid Yekte Herekol Akademisi’yle sanatın; müzik, tiyatro, sinema, folklor, resim ve edebiyat gibi dallarında akademik eğitimlerin başladığına, ilk mezunlarını verdiğine şahit olduk. Her ne kadar 2017 yılıyla birlikte faşist ve soykırımcı TC devletinin saldırılarıyla bu süreç dumura uğratılmaya çalışılsa da farklı yol ve yöntemlerle Rojava Devrimi, bir Kültür Devrimine dönüştürülmeye çalışıldı. Artık 27 Mart Dünya Tiyatro Günü’ne denk gelecek şekilde yapılan Şehit Yekta Herekol Tiyatro Festivali, Orkêş Müzik Festivali, Şehid Ronahi Bawer Govend Festivali, Kobanê, Hesekê ve Rimêlan gibi yerlerde yapılan Çocuk Festivali gibi festivaller giderek gelenekselleşmeye başladı. Sinema alanında yapılan Rojava Sinema Festivali ve Kobanê Film Festivali gibi festivaller çeşitli nedenlerle aksa da bunların da önümüzdeki süreçte yeniden ve daha güçlü bir şekilde geliştirileceği görülüyor. Geçenlerde yapılan 3. Mardutu Süryani Kültür ve Sanat Festivali, Raqa ve Mınbıc gibi yerlerde yapılan Arap halklarının kültürel ve sanatsal değerlerini yansıtan etkinlikler, resim ve heykelciliğin gün geçtikçe daha fazla gündem olması “Kobanê”, “Gava Şitil Mezin Dibe” gibi ve irili ufaklı yapılan kısa, orta ve uzun metraj filmler, yapılan belgeseller, yeni ve yaratıcı müzik ve klipler her geçen gün daha fazla ilgi toplamaya devam ediyor.
Kısaca devrimle birlikte Rojava’da ve Kuzey Doğu Suriye’de bir kültür ve sanat patlamasından bahsetmek mümkündür. Hem de bu kültürel ve sanatsal etkinlikler normal koşullarda gerçekleştirilmiyor. Bir yandan TC devletinin ve ona bağlı çete gruplarının günü birlik saldırıları sürerken ve yaşanan yoğun savaşta birçok şehit verilirken diğer yandan ise kültürel ve sanatsal anlamda bu etkinlikler gerçekleştiriliyor.
Kuşkusuz ortaya çıkan sanatsal üretim ve yaratımların daha fazla değerlendirilmeye, daha güçlü eserlerin açığa çıkması ve devrimin ruhunu yansıtması için eleştirel gözle ele alınmasına da ihtiyaç var. Ama bu haliyle bile artık Kürt halkının dirildiği, uyandığı, direniş ve mücadeleyle yaratıcı ve etkileyici bir pozisyon kazandığı söylenebilir. Rojava’da yaşanan bu uyanış moral ve güç veriyor. Bu nedenle her kesin Rojava Devrimi’ni göz bebeği gibi koruması bu umudun büyüyüp yaygınlaşmasına yol açacaktır.







