Türk devleti dünyanın her yerindeki Kürde düşmandır. Kürt halkına yönelen tüm tehditlerin altında Türk devleti vardır. Tüm kötülüklerin kökü Türk devletine uzanmaktadır. Kürt halkına bir kötülük yapıldığında arkasına bakın Türk devleti çıkacaktır. Türk devletinin rüşvetle, şantajla, büyük çıkarlar sunarak, Türkiye’yi peşkeş çekerek yürüttüğü Kürt karşıtlığı vardır.
İçinden geçtiğimiz süreçte Kürtler Rojava’da bir devrim yapıyor. Temel karakteri sosyal devrim olan bir özgürlük devrimi gerçekleştiriyor. Barışçıl, siyasal yöntemlere dayanan, devlet hedefi olmayan bir yaklaşımla Kürtler kendi demokratik, adil, eşitlikçi sistemini kuruyor. Demokratik Özerklik’i inşa ediyor. Sınırları sorun yapmıyor. Çatışma ve savaş seçeneklerine başvurmuyor. Devlet yıkmak ve devlet kurmak için uğraşmıyor. Devlet+demokrasi formülüne uygun olarak devleti kendi varlığını kabule çağırıyor. Suriye sınırları içinde Arap ve diğer halklarla eşit ve özgür birliğin temelini döşüyor. Çatışmasız, kalıcı ve adil çözümün yolunu gösteriyor. Buna saygılı yaklaşan tüm siyasi güçlerle dostluğa açık olduğunu belirtiyor.
Bu sadece Rojava’daki Kürtlerin değil, Kürdistan’ın tüm parçalarındaki Kürtlerin de talebi ve özlemidir. Sadece Rojava değil, Kürdistan’ın tüm parçaları bu taleple kaynamaktadır. Irak’ta ABD desteğiyle bir Kürt Federe Yönetimi kurulmuştur ama halkın daha demokratik, daha adil ve eşitlikçi bir yaşam talebi sürmektedir. Federe yönetime karşı bu talepler temelinde güçlü bir halk muhalefeti gelişmektedir.
Tüm parçalardaki Kürtler dinamik bir şekilde demokrasi, adalet, eşitlik için ayaktadır. Bu Kürtlerin ortak bir ulusal demokratik ruha ulaştığını göstermektedir. Yaklaşık iki yüz yıldır Kürtler ilk defa bu düzeyde bir ulusal bilinç ve ulusal ruh yakalamıştır. Bunu kimse ortadan kaldırabileceğini düşünmemelidir. İki nedenle düşünmemelidir. Bir; bu sadece çatışma ve savaş ortamını daha da derinleştirecektir. İki; bir tek Kürtler değil tüm bölge halkları kaybedecektir
Kürt halkı onlarca yıldır dört parçada özgürlük ve demokrasi mücadelesi vermektedir. Bu mücadele içinde politikleşmiş, örgütlenmiş ve çok güçlü bir demokratik değişim yaşamıştır. Ortadoğu’da en acil ihtiyaç demokratik değişimdir ve bu Kürtler olmadan düşünülemez bile. Çünkü bölgemizdeki hiçbir halk Kürtler kadar derinlikli bir demokratik değişim yaşamamıştır. Ortadoğu’da demokratik dinamizmin ve değişimin öncüsü Kürt halkıdır. Bunu bölgeyle ilgili tüm güçler dile getirmektedir. Önder Apo’nun ortaya koyduğu düşünceler Kürtlerde büyük bir değişim enerjisi ortaya çıkarmakta ve Kürt toplumunu değiştirmektedir.
Bu değişim sürecinde Kürtler hiçbir küresel ya da bölgesel gücün desteğini almamışlardır. Destek bir yana, küresel ve bölgesel güçlerin yoğun bir baskısı söz konusudur. Kürt halkının demokratik yürüyüşü bu baskılara rağmen, büyük bir direniş ve bedel ödeme temelinde sürmektedir. Bu da bölgedeki gerici rejimlere korku, halklara umut vermektedir.
Türk devletinin saldırganlığı Kürt halkının yaşadığı bu büyük demokratik değişimden ve yenilenmeden duyduğu korkudandır. Zira Kürtler yaşadıkları muazzam değişimle büyük bir değiştirici güç haline gelmişlerdir. Tüm komşu ve kardeş halkları etkilemektedirler. Tüm gerici rejimleri değişime zorlamaktadırlar. AKP faşizmi şimdi Türkiye’nin tüm enerjisini Kürtlerin bu demokratik yürüyüşünü engellemek için harcamaktadır.
Rojava’da son günlerde ortaya çıkan provokasyonlar, Kürt köylerine saldırılar, adam kaçırmalar, rehin almalar Türkiye ile bağlantılıdır. Bu gün gün ortaya çıkmaktadır. AKP faşizmi ilişkide olduğu tüm güçleri Kürt halkına karşı kışkırtmaktadır. Finanse ettiği çeteleri, silahlandırdığı çapulcuları, eşlerini ve çocuklarını rehin aldığı Arap muhaliflerini, Suriye’deki Türkmenleri Kürtlere karşı kullanmak istemektedir. Herkes bunun büyük bir yanlış olduğunu, Türkiye’nin bu biçimde hiçbir sonuç alamayacağını, Türkiye’nin kirli oyunlarına alet olmanın büyük kaybettireceğini görmelidir.
Rojava’daki Kürtler tüm parçalardaki Kürtlerden daha politik ve daha dinamiktir. Tarihinde sert bir politik mücadele süreci yoktur. Ancak tüm parçalardaki direnişlerle en fazla ilgili ve ilişkili olan Rojava Kürtleridir. Kendi kurtuluş ve özgürlüklerini her zaman diğer parçaların kurtuluşunda ve özgürlüğünde görmüşlerdir. En başta da Kuzey’deki mücadelede görmüşlerdir. Bu temelde hem büyük güç vermişler, hem de büyük güç almışlardır. Bu nedenle Rojava’da özgürlük ruhu sürekli dinamik ve canlı kalmıştır. Bu açıdan bütün Kürdistan’da en politik olanlar Rojava Kürtleridir.
Rojava Kürtlerinin devrimi ve potansiyeli küçümsenmemelidir. Kürdistan’ın genelini kapsayan bilinçli, örgütlü, tarihsel arka planı olan bir demokratik uluslaşma sürecini yaşamaktadır. Bu açıdan her türlü saldırıya, provokasyona, komploya direnecek gücü vardır. Başlattığı büyük sosyal ve siyasal devrimi başarıya götürecek ve savunacak potansiyeli bulunmaktadır. Belki tarihinde sert mücadele pratiği olmamıştır; ancak diğer parçaların tecrübelerine de uzak durmamıştır.
Rojava Kürtleri bütün parçalar için can vermiş, emek vermiş, kan vermiştir. Hala da vermektedir. Bu yüzden Kürtlerin yüreği şimdi Rojava için atmaktadır. Bunu her Kürt bir yurtseverlik görevi, bir onur ve namus borcu olarak görmektedir. Tüm Kürtler buradaki kazanımları sahiplenerek gerektiğinde kendini siper edecek, başta Türkiye olmak üzere düşmanlık yapan her güce tavrını en keskin biçimde koyacaktır.
Türk devleti ya da başka güçler Rojava Kürtlerini tehdit edebilir; provokasyonlar ve komplolar yapabilir. Hatta işbirlikçi-teslimiyetçi Kürtleri de yanına alabilir. Ancak bunlardan bir sonuç alamaz. Çünkü Rojava Kürtleri sosyal, politik, kültürel, ekonomik ve askeri olarak tüm saldırıları ve komploları boşa çıkaracak güce sahiptir. Bu tür saldırılardan ürkerek geriye çekilecek bir halk değildir. Her türlü saldırganlığa karşı kendini koruyacaktır. Sistemini koruyacak, iradesini kimsenin ipoteği altına koymayacaktır. Bunun için genç yaşlı, kadın erkek, her yaştan Kürt direnecektir. Türkiye neyle uğraştığını, ona alet olanlar nasıl bir belaya bulaştıklarını çok geçmeden anlayacaklardır.
Kürtleri eskisi gibi görmek gafletten öteye cehalettendir. Tayyip Erdoğan ve faşist rejimi Kürtlere 50 yıl önceki Kürtlermiş gibi yaklaşmaktadır. 50 yıl öncesinin kafasıyla bakmaktadır. Bu kaynağını ırkçı-şoven Türkçülükten almaktadır. AKP, “Hepimiz Müslümanız, hepimiz aynı ümmetteniz, kardeşiz” dese de İslam dinini ırkçılığın hizmetinde kullanmaktadır. Kendinden önceki partilerden ırkçılıkta daha ileridir. Fakat ırkçılığını İslam dinini kullanarak örtmeye çalışmaktadır. Kürtleri de, tüm bölge halklarını da İslam’ı kullanarak kandıracağını sanmaktadır. Ne Ortadoğu halkları AKP’nin bu sahtekarlığına kanacaktır, ne de Kürtler bu oyuna gelecektir. Bölge halkları uyanmış; ağlayan, sızlayan ve her söylenene inanan Kürt de ölmüştür. Eskide kalmıştır. Yarım asırlık mücadele içinde pişmiş, her türlü baskıya direnen, bilinçli, örgütlü bir Kürt gerçekliği vardır. Rojava Kürtlerine yönelik her saldırı tüm Kürtlere yapılmış sayılmaktadır ve bu saldırılar sürerse tüm Kürtler her yerde ayağa kalkacaktır.
Bu açıdan Tayyip Erdoğan ve faşist rejiminin komploları ve saldırıları beyhudedir. Kürt devrimi yenilemez. Türk devleti Kürt düşmanlığında attığı her adımda daha fazla battığını yakında görecektir.