
Şimdi PKK kalksa “Biz Güney Kürdistan’ın federasyonunu tanımıyoruz” dese bu kabul edilmez. KDP’nin mevcut tutumu da kabul edilebilir değildir. KDP bu tutumuyla başta Türkiye olmak üzere Rojava Devrim düşmanlarına hizmet etmektedir. Rojava Devrimine saldıranlara meşruiyet kazandırmaktadır. Türk devleti yıllarca KDP’nin tutumuna dayanarak “PKK Kürtleri temsil etmiyor, Kürtler de PKK’ye karşı” diyerek yaptığı tüm saldırıları meşrulaştırmıştır. Hatta 1992, 1996 ve 1997 yıllarında Türk ordusuyla birlikte PKK’ye saldırmışlardır. Uzun yıllardır Kürtler arası bir çatışma yoktur. KDP’nin Rojava devrimine hasmane tutum içinde olması ve devrimin meşruiyetini tartışması Kürtler ve Kürdistan tarihi açısından büyük bir talihsizliktir
KDP’nin bu tutumuna KDP’nin her dediğine sessiz kalacaklar dışında hiçbir Kürt anlam vermemektedir. Yurtsever duygulu Kürtlerin anlam vermesi de mümkün değildir. Eğer demokratik karakter ölçü olacaksa Rojava’da Güney Kürdistan’daki demokratik düzeyden çok ileri bir düzey vardır. Toplum bizzat devrimin içinden tüm yönetim işlerine katılmaktadır. Demokrasi ve özgürlüğün ölçüsü olan kadının siyasal ve toplumsal yaşamda yer alma düzeyi dünyanın başka yerlerindekinin çok çok üstündedir. Farklı siyasal kesimlerin demokratik zeminde kaldıkları ölçüde örgütlenme ve siyasal yaşam içinde kalma hakları vardır. Eğer KDP’ye bağlı partiler Rojava’da hakim olsaydı PYD ve diğer örgütler KDP’ye bağlı örgütlerin yüzde biri gibi bir olumsuzluk içine girselerdi orada bırakalım örgütlenme imkanı, yaşama imkanı bile bulamazlardı. Rojava Devrimci güçleri Kürtler arasında bir sorun çıkmasın diye KDP’ye bağlı güçlere tahammül etmekte ve sabırlı davranmaktadır. Her yerde devrim düşmanlığı yapıyorlar, ama Rojava’da da siyasal yaşam haklarını kullanıyorlar. Bu, dünyanın hiçbir yerinde görülmeyecek bir durumdur. Bir devrim ortamında, hem de her gün saldırı altında olan bir devrime böyle yaklaşmak kimin haddine olabilir!
Bunlar bile KDP’nin Rojava devrimine karşı nasıl bir kötülük ve hasmane tutum içinde olduğunu kanıtlar. Belki okuyucular ilk önce “Rojava’da devrim yoktur” diyen, şimdi de “Kantonları tanımıyorum” açıklamasında bulunan bir siyasi güçten başka ne beklenebilir diyebilir. Ancak böyle yaklaşılamaz. Çünkü söz konusu olan bir Kürt siyasi partisidir. Hem de Güney Kürdistan’daki yönetimin koalisyon ortağıdır. Hükümetin politikalarının şekillenmesinde belirleyici etkisi olan bir partiden söz ediyoruz.
Şu anda Rojava halkının yüzde sekseni kanton ilanını coşkuyla karşılamıştır. Bu kanton yönetimlerini desteklemektedir. Ama KDP pervasızca Kürt düşmanları gibi “Bu kantonun ilanını tanımıyoruz” demektedir. Zaten KDP’ye bağlı yayın organlarının işi gücü Rojava Devrimini küçük göstermek ve itibarsızlaştırmaktır. Türkiye bile bu düzeyde kara propaganda ve yalan üretmemektedir. Rojava Devrimi o kadar çarpıcı ve etkili ki, Türkiye klasik söylemler dışında bir şey söyleyememektedir. Ama KDP güdümlü basın, Kürtlük maskesi altında Rojava Devrimine karşı tam bir psikolojik savaş yürütmektedir. KDP’ye bağlı bu basın yayın organı bir zamanlar TRT’nin Anadolu’dan Görünüm programlarına taş çıkartan durumdadır. Öyle ki, pusuya düşüp şehit düşen 15-20 YPG ve YJA’lı savaşçıyı teşhir etmişlerdir. Kendilerine Kürt basını diyenlerin bu görüntüleri Kürtlerin onurunu zedeleyecek düzeyde teşhir etmeleri, bu kanalların sadece Rojava Devrim düşmanlığını değil, kalitesini de göstermektedir. Kürtlere düşman istihbarat örgütleri ya da psikolojik savaş merkezine bağlı bir TV bile bunların yaptığını kesinlikle yapmaz.
Belki Türkiye’nin ya da başka bir gücün Rojava Devrim düşmanlığı geçiştirilebilir, ama KDP’nin bu yaklaşımları KDP’ye bağlı basının tutumu ve Rojava’da KDP yandaşı partilerin tutumu görmezden gelinemez ve geçiştirilemez. KDP yapmıştır diye normalleştirilemez. KDP geçmişten bu yana Doğu Kürdistan başta olmak üzere Kuzey Kürdistan devrimci yurtsever güçlerine kabul edilemez saldırılar yapmıştır. Türkiye ya da İran’la birlikte devrimci güçlere karşı imha saldırıları yürütmüştür. Hadi bunlar geride kaldı diyelim! Bugünkü tutumlarına karşı çıkmamak, bundan sonra daha kötü tutumlar içine girmesinin önünü açmak olur. Bu nedenle Kürt kamuoyu bu tür konularda bir tutum almalıdır. Yoksa yurtsever ve vicdanlı bir Kürt kamuoyu yaratamayız. Eskiden herkes kendine yakın gördüğü partinin yanlışlıklarını görmezden geliyordu. Ama Kürt kamuoyu artık eskisinden farklıdır, farklı olmalıdır. Kürt kamuoyunun da temel ilkeleri olmalıdır. En azından Kürt siyasi güçlerinin birbirine yaklaşımlarında belirli ilkeler olmalıdır. Eğer KDP Rojava Devrimine her düzeyde yanlış bir tutum içindeyse ve ona karşı Kürt kamuoyu bir tutum koyamıyorsa, o zaman hala gerçek anlamda yurtsever bir kamuoyu oluşturulmamış anlamına gelir.
KDP dokunulmaz bir güç değildir. Tabii ki Güney Kürdistan’daki kazanımlar savunulacaktır. Ancak KDP bir yanlış yapıyorsa buna karşı da bir tutum gösterilecektir. Şu anda KDP Güney Kürdistan yönetiminin önemli bir gücü diye sessiz kalmak genel olarak Kürdistan çıkarlarına aykırı bir durum olur. Kim, hangi siyasi güç yanlış yaparsa yapsın buna Kürt kamuoyunun bir duruşu olmalıdır. İster KDP, ister YNK, ister PKK olsun; hatta Kürdistan geneli açısından sorumlulukları daha fazla olan bu partilerin her açıdan daha sorumlu davranmaları gerekir. Yanlış yaptıklarında tutum alınması gerekir.
Ulusal Kongre tıkanmıştı. Kürt Halk Önderi Mesud Barzani’ye mektup göndererek Ulusal Kongre konusunda sorumluluk almasını istemiştir. “Günümüz Ortadoğu koşullarında Ulusal Kongrenin tam zamanıdır; bu zamanda yapmayacağız da ne zaman yapacağız” demiştir. Bu çağrısını da uzun süreden beri yapmaktadır.
Bir Ulusal Kongrenin tüm parçalara karşı sorumluluk duyması gerekir. Zaten Ulusal Kongre de bunun için yapılmaktadır. Hatta şimdi toplanacak bir Ulusal Kongrenin en önemli tartışması, kararlarından biri bu devrimin başarıya götürülmesi ve güvenceye alınması olmak durumundadır. Çünkü Kürdistan halkının Özgürlük Mücadelesindeki en sıcak ve somut gündemi şimdi Rojava’dır. Ancak KDP’nin ve yandaşlarının yaklaşımı dikkate alındığında bu zihniyet ve yaklaşımla bu kongre nasıl sağlıklı yürütülür, sağlıklı karar alır ve sağlıklı sonuçlanır diye kaygı duymamak mümkün değildir.
Cenevre’ye ortak heyetle gidilecek konusunda anlaşıldığı halde Rojava Devrimci güçlerini atlatarak tek başına muhaliflerin içine bir sığıntı gibi girilmesi KDP’ye bağlı güçlerin zihniyetini ortaya koymaktadır. Yapılan görüşme ve alınan kararları anlamsızlaştıran bir zihniyetle nereye kadar gidilir? Cevaplanması gereken bir sorudur. Eğer Cenevre sonuçsuz kaldıysa bunun bir nedeni de Kürtlerin ağırlığını koyamamaları ve bu toplantılarda bir sığıntı gibi kalmalarıdır. Kürtler birlik olarak ve ortak hareket ederek hem mevcut Baas iktidarını hem de muhalifleri hizaya getirirlerdi. Hem iktidar hem de muhalefet demokratik bir Suriye programında uzlaşmak zorunda kalırdı. Ama KDP ve yandaşlarının tutumu nedeniyle Kürtlerin gücü Suriye genel siyaseti üzerinde gerektiği kadar etkili olamamaktadır. Kürt kamuoyu bu gerçeğin üzerinde de ciddiyetle durmalıdır.