Mezopotamya medeniyetinin en kadim halkı…

Yer yüzünün ilk aydınlanmalarından Mazda ve Zerdüşt öğretilerinin ışıklı kültürünü içselleştirmiş toprakların mazlumu…
Ana yurdu, Moğol sürülerince talan edilmiş, Osmanlı entrika atları koşturmuş, en son, emperyal vandallık tarafından doğranıp, hizmetkarlarına armağan edilmiş…
Kürdün adı, kendisine ait bütün değerleri, dağ, ova, köy ve insan isimleriyle baştan başa yurdu çalınmış. Kuzeyde varlığı "Türk varlığına armağan" edilmiş, Suriye’de, bireyleri rakamdan bile sayılmamış…
Ama, dünya çarkını, "böyle gelmiş, öyle gidecek" formülünde sabit tutan güç henüz yok; keşfedilmemiştir. Buna karşılık, binlerce yılın derinliklerinden süzülerek gelen doğru tesbit olan "doğan günle, dünya her gün yeniden kurulur" sözü, yer yüzünün değişmez hakikatıydı.
Her sabah, yeni başlangıçların ışıltısıydı. Tıpkı, Rojava Kürdistan’da yaşandığı üzere…
Baştan alırsak, Kürdistan parçalarının tek tek kurtarılması, bütün Kürtlerin büyülü hayalidir. Gerçekçi olmak gerekiyorsa eğer, Rojava, bu hayalde son sıralarda, öncelik başka parçalardaydı.
Ama güneşin doğuşu işte…
Mehmet Akif Ersoy’u rehber tutup, El Kaide, merkezi Mısır olan "Müslüman Kardeşler" çizgisine savrulmuş TC’deki AKP rejiminin "Pan İslamizm" tutkusu, sonunda Kürtlerin "doğan günü" olacaktı.
Suriye’de, Alevi geleneğinden gelme birinin Cumhurbaşkanlığı, Mehmet Akif "Pan İslamizm" rüyasına engeldi. AKP rejimi, Suudi Arabistan, Katar’la kafadarlıktan sonra, Amerika'yı da yanına çekince, rejimi hedef alan terör şırınga edildi. Kanlı gırtlaklaşma başladı.
Eski Kürtler olsaydı, taraflardan biri "dost ve kardeşten de ileri din kardeş" ötekini "düşman" seçerek, sonunda arada, ayak altında kalıp ezilen olacaktı.
Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Güneyde ve Kuzeyde böyle oldu. "Din kardeşini kurtarma" adına Britanyaya, Rusya, Fransa’ya silah çekip, savaştı Kürtler. Sonra kurtardığı "din kardeşleri"nin ayakları altında kaldılar. Yurtları bütün olarak elden gitti. İsimleri, dilleri dahil, insaniyet adına neleri varsa kaybettiler.
Ama bu kez, örgütlü bir Kürt gücü, "dünya her gün yeniden kurulur" gerçeğini gören, yetişmiş kadroları vardı.
"Bu bizim kavgamız değil" diyerek, onu bunu kurtarma yerine, üçüncü yolu izleyip, yurtlarının savunmasında mevzilendiler…
Ve garip değildir. Hep karşılaşa geldikleri üzere, bir kere daha, TC duvarına çarptılar. TC, onlara karşı El Kaide'yi silahlandırıp, besleyerek vekaletten savaşa girmişti.
"Allah” naralarıyla insan kesip, söktükleri kalplerini çiğ çiğ yiyen El Kaide’ye  giden silah yüklü TIR filoları suç üstü yakalayınca, "biz Türkmenlere yardım ediyorduk" yalanına saptılar.
Ülkede Türkmenler, ötede de akrabaları vardı. Onlara yardım, insani duygu bakımından iyi hoş ama, yasalarına göre yurttaş sayılan ve genel nüfusun üçte birine denk 25 milyon Kürt de yaşıyordu, TC rejiminde.
Vergi öderken hoş, askerlik angaryasına koşturulurken güzel, en ucuz iş gücü olarak kullanılırken birinci sınıf vatandaş Kürtler…
Başlarını kaldırıp, "insani ve toplumsal haklarım nerede?" dediklerinde, insandan da sayılmıyarak yurdu, barınağı yakılan, katliamdan geçirilen, ordusuna sivil katliamla zafer gerektiğinde çocukları Roboskî’de paramparça edilmişler…
 Türkmenlere silah iyi de, oy vaktinin "öz kardeşler"i Kürtlerin de orada amcaları, dayıları, ana, babaları bir kardeşleri, genel anlatımla soydaşları vardı. Türkmenleri yardımı hak eden, 25 milyonluk akraba kitlesine rağmen Kürtleri öldürecek silah sevkiyatı, hangi "din kardeşliği"ne uyuyordu?
Yer yüzündeki bütün Kürtleri düşman gören, onlara toplama kamplarını reva görüp, evrensel düzeyde ırkçılıkla onlara zindan bekçiliği yapmak değil miydi, bu?
Dahası, Kürtleri dayanışma bilincinden yoksun avanak, geri zekalı yerine koyup, aşağılama değil miyd?..
Ve Kürtler örgütlü güçleriyle, Rojava'da ırkçı vandallığı yenip, önceki gün özgür hayatın ilk adımı olarak; o topraklarda yaşayan bütün halkların ağırlıkları oranında temsili ile Cizîrê Kantonu'nda özeklik ilan ettiler.
Halkların temsil, kanton yöneticilerinin yemininde, herhangi bir soya, ırka aidiyetinin ön plana çıkarılmaması, insanlığın önde tutulması ise ırkçı vandallığa insanlık dersiydi.  
 "İnsan oğlu, umutsuzluktan umut yaratandır" der, koca Kürt Yaşar Kemal. Kürtler, umutsuzluktan umut yaratarak, bunu başardılar.
Ötekiler parçalar, kurtuluş sıralarını bekleye dursun, Rojava’da insanlık baharıdır, şimdi.