Bu grubun saldırılarına karşı Irak ordusunun hiçbir direniş göstermeden kenti onlara teslim etmesi, bu grubun arkasındaki güçleri açığa çıkardığı gibi özgür Kürt ve Kürdistan’a yönelik var olan planı da gösterdi.
Bu saldırılarla çete grubunun arkasındaki güçlerin en başta ABD ile Rusya ve İran, Irak, Suriye Türkiye’nin olduğunu artık tartışma götürmez bir gerçek olarak gün yüzüne çıkardı. (Bu ülkelerin çeşitli konularda çatışsa da, IŞİD'i kullanma konusunda ortaklaşıyorlar.)
Bu saldırılarla aslında IŞİD'in ABD ile Rusya’nın operasyon gücü olduğu gerçeği ortaya çıktı. ABD ile Rusya’nın bu gücü Kürtlerin birliği, beraberliği ile bölgenin istikrar ve özgürlüğüne karşı ulus devletçi güçler ile Kürdistan’ın sömürgesinde tutan İran, Irak, Suriye ve Türkiye’ye pratik uygulama planını verdikleri de ortaya çıktı.
Aslında Musul hattında yaşanan gelişmeler Kürdistan’ın yeniden işgali anlamına geliyor. Zira uluslararası güçler artık eski yöntemlerle işgali sürdüremeyeceklerini anlamış durumda. Bundan dolayı da yeni işgal yöntemleriyle işgali sürdürme planlarını yaptılar. Bu planın baş aktörü olarak ise yarattıkları IŞİD çete grubu oldu. Çete grubunun işgal girişimi Rojava’dan başladı. O yüzden bu çete grubunun saldırıları 2013 yılı boyunca Rojava’nın birçok kenti, köyü, kasabası ve bölgesinde görüldü. Birçok yerde katliamlar gerçekleştirdi. Ama başarılı olamadı. Çünkü Rojava halkı, halkları savunma güçleriyle birlikte devrimlerini büyük bedeller ödeyerek savundu. Çete grubunun başarılı olamamısının yanında ağır darbeler de bu gruba verdirildi.
Bu saldırıların başladığı dönem de önemlidir. Kürtler açısından ulusal birlik çalışmalarının en üst düzeyde başlatıldığı bir dönemde IŞİD Rojava üzerinden aktifleştirildi. Asıl yapılmak istenen Rojava Devriminin boğdurularak planın başarılı olmasıydı. Tabii bununla da Kürt ulusal birliği de darbelenmiş olacaktı. Ancak ne yazık ki KDP gibi -aslında KDP’nin tamamı değil bazı yönetici ve sorumluları- küçük iktidar hesaplarını yaparak bu planı görmediler. Basit iktidarları için AKP ile alabildiğine bir işbirliğine gittiler. Aslında hesap tüm Kürdistan'ın özgürlüğü üzerine olmasına rağmen sadece Rojava üzerindenmiş gibi bir hava yaratıldı. Ve KDP’de bu plana dahil edildi. Bunun için petrol anlaşmaları yapıldı. ABD yapılan anlaşmayı kabul etmediğini, tanımadığını söyledi. Bu anlaşamaya karşı Irak merkezi hükümetini desteklediğini söyledi. Türkiye ise bir yandan KDP ve yöneticilerini bu anlaşmalarla oyalarken öte yandan Iran ve Irak ile bu planın uygulamaya geçmesi için görüşmeler, anlaşmalar yaptı.
Yapılan anlaşmalara karşılık İran onlarca Kürdü idam etti. Irak ise Maliki hükümeti Iran ile ortak çalışarak Rojava Devriminin boğmak istedi. Til Koçer sınır kapısının açılmaması buna somut bir örnekti. KDP bütün bu kirli planları görmediği gibi -belki de görmek istememiştir- uluslararası güçlerin bu planlarının uygulanmasının hizmetine giren adımlar attı. Kürt ulusal birliğini yaratacak ulusal kongrenin yapılmaması için elinden geleni yaptı. Böylelikle onun cenahından başarı kazanan uluslararası güçler daha fazla Rojava’ya IŞİD çete grubuyla yüklendi. Ulusal birliği sağlayacak olan kongre çeşitli bahanelerle iptal edilmişti. Rojava kanton özerk yönetimleri yürütülen kirli diplomasi ise Suriye bölge sorunu için çözüm modeli olmasına rağmen neredeyse kuşkuyla bakılan bir duruma getirilmişti. Bir yandan bu çalışmalar ki özellikle AKP ve oyununa getirdiği KDP tarafından sürdürülürken öte yandan Kürdistan’ın yeniden işgalinin planlarının yapılıyordu ABD, Rusya, İran, Irak, Türkiye ve Suriye tarafından.
Rojava üzerinden yürütülmek istenen bu kirli plan Kobani direnişinden sonra Rojava'da uygulamaya konulamayacağını, başarı kazanmayacağı ispatlandı. Bu arada Rojava'ya saldıran güçler KDP’den yararlanılacağı kadar yararlanıldı. O yüzden plan artık direk Kürdistan’ın kalbi olan Musul, Kerkük’ten uygulanmaya başlandı. Önceki gün Musul’a yönelik IŞİD çete grubu tarafından gerçekleştirilen ve Irak ordusunun hiçbir direniş göstermeden çekilerek bölgeyi çetelere bırakmasının nedenleri bundan başka bir şey değil.
Bu saldırı en fazla KDP ve onun sözüm ona kendi bölgesi olarak gördüğü Güney Kürdistan için büyük bir tehlikedir. En fazla da KDP için bir tehlikedir. Dolaysıyla yapılması gereken KDP’nin artık hiçbir gerekçe göstermeden ulusal birliği daha fazla ertelememesidir. Bununla birlikte onur, gurur meselesi yapmadan Güney Kürdistan'ın çetelere karşı savunulması için tüm Kürt güçlerine olumlu yaklaşması gerekir. Zaten Kürdistan’i güçlerin hepsi Kürdistan ve Kürtleri savunma için peş peşe açıklamalar yaptı. Ve şimdi Kürtler için gerçek seferberlik günleri başladı. Burada olması gereken KDP’nin olumlu yaklaşmasıdır…
Böylelikle Kürdistan’ın yeniden işgaline karşı ulusal birlik ruhuyla bir direniş sergilenerek bu saldırılar ulusal birliğin sağlanmasının vesilesi olur.
Rojava-Musul hattı ve ulusal birlik
IŞİD çete grubunun Musul’a yönelik gerçekleştirdiği saldırı, Irak güçlerinin hiçbir direniş göstermeden çekilip kenti ve bölgeyi çetelere teslim etmesi, Rojava-Musul hattında olup bitenleri anlamak için herkesin düşünmesi ve buna göre bir yol izlemesi gerektiği gerçeğini açığa çıkardı. Bu saldırılar bir yandan bu gerçeği açığa çıkarırken öte yandan da IŞİD çete grubunun arkasındaki güçlerin kimler olduğuna dair önemli gerçekleri bölge halklarına sundu.