Büyük tartışmalarla başlayan Cenevre 3 görüşmeleri 25 Şubat’a kadar askıya alındı. Yani başladığı gibi bitti. BM öncülüğünde yapılan görüşmelerde Birleşmiş Milletler’in Suriye Özel Temsilcisi Staffan de Mistura her ne kadar görüşmelerin çökmediğini söylese de Suriye genelinde uygulanması hedeflenen ateşkes çabalarının çöktüğünü söylemek yanlış olmaz. Sorunun çözümüne ilişkin girişimlere başlanması ise henüz ufukta görünmüyor.
Suriye’de 5 yıllık iç savaşta kimilerine göre 200 bin, kimilerine göre ise 250 bin insan yaşamını yitirdi. 11 milyon kişi evsiz kaldı. Savaşın ne zaman sonlanacağına dair ise hiçbir umut yok ve bu rakamların artma ihtimali çok yüksek.
Suriye ve Irak’ta DAİŞ’e karşı mücadele amacıyla ABD’nin öncülük ettiği koalisyon güçleri (40 aşkın ülke yer alıyor, lojistik, silah yardım, asker gönderme ve fiili savaşa katılma gibi değişik düzeylerde yer alıyorlar), Rusya’nın öncülük ettiği İran, Suriye, Çin ve Irak gibi ülkeler; yine en son ‘teröre karşı İslam ordusu’ adıyla bir araya gelen sünni cepheyle (35 ülke yer alıyor. Bunların bir kısmı koalisyona da katıldığını açıklamıştı) yaklaşık olarak 80 ülke yer alıyor. İrili ufaklı bu devletler DAİŞ’e karşı mücadele adına bölgeye müdahale ediyor ve bu devletlerin tek amacının DAİŞ’le mücadele olduğunu söylemek safdillik olur. Suriye çoktan, Suriye olmaktan, dolayısıyla Suriye savaşı da iç savaş olmaktan çıktı. Suriye’de tam bir bölge ve hatta uluslararası savaş yaşanmakta. Suriye halkının talepleri ise çoktan gerilere itilmiş durumda.
Bir yandan tarafları bir araya getirme gibi çabalar olduğu iddia edilse de öte yandan Türkiye, Suudi gibi ülkelerin Suriye’ye askeri müdahale etme hazırlığı olduğuna dair iddialar da dolaşmaya başladı.
Belli ki bu çok uluslu savaş daha devam edecek ve fiili olarak savaşa katılan ülkelerde artış olma ihtimali de var. Anlaşılan halen Suriye’de savaşan taraflar askeri anlamda istediklerini elde etmiş değiller. 'DAİŞ’e karşı yürütüldüğü iddia edilen savaş çoktan farklı mecralara taşınmış. Düşünün ki 80’e yakın ülke DAİŞ’e karşı ayrı cephelerde savaştığını iddia ediyor, öte yandan DAİŞ ve versiyonları mantar gibi ürüyor veya ‘üretiliyor’.
Gerçekten bölgesel ve uluslararası güçlerin DAİŞ veya versiyonlarıyla savaşma amaçları olsaydı DAİŞ bu kadar direnebilir miydi? Nitekim Rojava’da YPG’nin DAİŞ’e karşı mücadelesinde bunu somut olarak gördük. Yani yenilmez bir güç yok karşılarında. Yine Rusya’nın bölgeye müdahalesi ilk dönemler sonuç verse de artık O’da ‘DAİŞ’le mücadele’ aracını amaçları doğrultusunda sürdürüyor.
Bölgeye müdahale eden devletlerin çok ciddi siyasal çözüm perspektifi veya projesi olduğuna dair de bir kanıt yok. Esadlı veya Esad’sız geçiş gibi ne olduğu tam da anlaşılmayan veri dışında da her hangi bir plan yok.
İnsanlar savaştan ve savaşın sonucu açlıktan ölüyor. Göç ediyor, göç yollarında, denizlerde katlediliyor. Bir yerlere tutunmaya çalışanlar insan tacirlerinin, kadın tacirlerinin eline düşüyor. Çocuk işçiler artıyor. Ucuz iş gücü artıyor. Kimin umurunda. Devletlerin ekonomik çıkarları Suriyeli insanların yaşamında daha önemli. Ya da uluslararası güçlerin bölgede hakimiyetlerini arttırması; binlerce insanın, tarihi yapıların, kültürel yapıların yok olmasından, demografik yapının değişmesinden daha önemli.
Suriye’de savaş ve yıkım dışında hiçbir şey yok. Artık DAİŞ’te, Esad’ta araçsallaşmış durumda.
Bölge ve uluslararası güçlerin Suriye’de demokratik bir çözüm üretme gibi öncelikleri olsaydı Rojava gibi ayakları yere basan, oldukça demokratik, halklarla ortak gelecek vadeden sistem bir model olarak Suriye çözümü olabilirdi. Bırakalım Rojava modelini Suriye’ye uygulamayı geçen yıldan beri yapılan Cenevre 1.2.3. toplantılarına Kürtler ve Rojava halkları davet bile edilmedi. Rojava’nın davet edilmemesinin iki temel sebebi var.
Birincisi; Türkiye başta olmak üzere bölge devletlerinin anti Kürt politikalarının devam ediyor olması. Ve 20.yüzyılda bölgeyi dizayn eden güçlerin de henüz bu politikalardan vazgeçmemiş olmasıyla ilgili.
İkincisi; Rojava’da halklar lehine demokratik bir sistem inşa edildi. Bu hem Kürtlere statü sağlayan, hem de halklarla ortak yaşamı geliştiren bir sistem. Ancak uluslararası güçlerin bölgeye dair çözümleri ulus-devletin yeniden restore edilmesi olarak yansımaktadır. Sınırlar kısmen veya tamamen değişse bile ortaya çıkacak çözüm modeli şimdilik ulus-devletin restorasyonu olarak yansımakta.
Her iki sebepte Suriye ve bölge de çözüm değil çözümsüzlükte ısrar anlamına gelecektir. Kürtlerin bundan sonra statüsüz olarak yaşamayı kabul etmeyeceği kesin. Nitekim Rojava heyeti Cenevre 3’e davet edilmemelerine karşılık ‘kararları bizi bağlamaz’ dedi.
Çok iyi biliniyor ki Kürtlerin olmadığı bir çözüm Suriye ve bölgede kalıcı çözüm yaratmayacaktır. O halde şu soruyu tekrar sormak lazım; Suriye’de gerçekten siyasi ve demokratik bir çözüm isteniyor mu?