Suriyeli mülteciler, dünyanın en önemli gündemlerinden biri... Türkiye gibi bölge ülkeleri içinse sorunun bir başka önemi var. Özellikle Türkiye, göçmenleri bir siyasal koz olarak uluslararası güçlere karşı kullanıyor. Sorunu gündemleştirmesinin tek gerekçesi de bu çıkar ilişkileri ve pazarlıklar oluyor. Soruna tamamen insani eksende yaklaşan Rojava’daki, nüfusun yüzde otuzuna tekabül eden göçmenleriyse kimse görmüyor; ihtiyaçları yalnızca, olanakları son derece kısıtlı özerk yönetim tarafından karşılanıyor.


Pazarlık konusuysan gündem de olursun!

Suriye’deki kriz, ülke hakkındaki çıkarlar ve pazarlıklara ilişkin bir soruna dönüştürülmüş durumda. Ülkeye bakan herkesin aklına, egemenlik ve paylaşım mücadelesinde nasıl pay alacağı düşüyor. Ülke halkının gerçek sorunları, hayat hikayeleri, yoksulluk, göç, çocuk ölümleri ise ancak pazarlık masasında koza dönüşebilirse gündem olabiliyor. Bu yaklaşımla kriz derinleştikçe derinleşiyor, halk her geçen gün daha büyük zararlarla karşı karşıya kalıyor, göç artıyor.


Kimi su altında, kimi sınır boyunda...

İnsan Hakları Gözlemevi Örgütü’nün (Human Rights Watch) 2015 yılında hazırladığı rapora göre Suriye’deki krizin başlangıcından bugüne kadar 100 binden fazlası sivil olmak üzere 250 binden fazla insan yaşamını yitirdi. Ülkede 7 milyon 600 bin insan Suriye’deki daha güvenilir bölgelere yerleşti; 4 milyon iki yüz bin insan ise yurtdışına göç etti. Göçün en yoğun gerçekleştiği ülke 2 milyonu aşkın göçmenle Türkiye iken, onu bir milyondan fazla göçmenle Lübnan, 650 bin göçmenle Ürdün ve 250 bin göçmenle Irak takip ediyor. 440 bin Suriyeli ise Avrupa ülkelerine göç yoluna düştü; ancak bunların 4 bininden fazlası (tam sayıyı bilmenin imkanı yok) insan tacirlerinin kaçak yollarında can verdi. Kiminin cenazesi sınır boylarında bulundu, kimininki 50 başka cenazeyle birlikte bir kamyon kasasında; kimilerinin cansız bedeni, Ege’nin tatil köylerindeki sahillere vurdu; belki geride bir fotoğraf bile bırakmamış daha fazlasının cenazesi ise Ege derinlerinde, kıyıya vuracağı günü bekliyor...


Türkiye’nin ‘alçaklık hikayesi’

Eh, insan bu kadar büyüyen, artık onca fotoğrafa, onca belgesele, duyarlı şiirlere konu olan, beyaz adamın tüylerini diken diken eden bir sorun haline geldiğine göre çözümünün de konuşulduğunu düşünüyor, değil mi? Hiç yanıltmayın kendinizi... Uluslararası ve bölgesel güçlerin gözü, sorunu çözmekte değil. İki milyondan fazla Suriyeli yoksulu Türkiye’nin insafına terk eden uluslararası güçler için mülteciler, bir şekilde baştan savılması gereken bir nevi “alt-tür”.

Türkiye’nin göçmen sorunuyla ilişkili tavrı ise, ortaya tam bir “alçaklık hikayesi” çıkarıyor. Gazetelerin üçüncü sayfasında gerçek olamayacak kadar dehşet verici bir tecavüz, gasp, cinayet haberi okursunuz ya, işte öyle... İnsan canı hakkındaki bu yoğun pragmatizmi, aleni pazarlıkları, ancak kesif bir kötülükle açıklayabiliriz. Neden mi? Özetleyelim...

Türkiye, Suriyeli göçmenler için Avrupa’ya açılan kapı. Kolaylıkla tahmin edilebilir ki, aklı olan herhangi bir insan, hele de parası pulu yoksa, Suriye’den kaçıp Türkiye gibi bir dert ülkesinde yaşamayı istemez. Hepsinin gözü, Avrupa’ya nasıl gidilebileceğinde... Bu da Türkiye’yi, Suriyeli göçmenler için fevkalade önemli bir ülke haline getiriyor. Türkiye’ye de fırsat doğmuş oluyor.


Tampon bölge planı

Türk hükümeti bu “fırsatı”, başlangıçta “tampon bölge” planını hayata geçirebilmek için kullanmak istedi. Bilindiği üzere Türk devleti, “tampon bölge” ile birlikte vekaleten savaştırdığı cihatçılarla bağını hukuka kavuşturmak, hem de Rojava kantonlarının birleşmesini önlemek niyetindeydi. Fakat Türkiye’nin kirli angajmanlarının farkında olan uluslararası güçler, bu plana cevaz vermedi; Türkiye, bütün “Bir haftada Şam’da namaz kılarız” artistliğini de terk edip kuyruğunu kıstırmak zorunda kaldı. Bu dönemde Türkiye, uluslararası toplantılarda, “Terör grupları nedeniyle göçler gelişiyor, tampon bölge şart” dedi; kabul görmeyince, uluslararası güçlerden intikam almak ve planı uygulamak konusunda daha fazla baskı yapmak için DAİŞ‘i de daha fazla desteklemeye başladı.


Ege’deki ölümlerde Türkiye’nin payı büyük

Türkiye’nin elinde bir koz vardı: Göçmenlere Avrupa yolunu serbest bırakmak... Bunu yaptı da... Ege’de cenazesi gömülü olan yüzlerce mültecinin ölümünde, AKP’nin ve Türk devletinin parmağı var. Aylan Kurdî’yle sembolize olan bu “uygarlık katliamının” kötü kahramanı Türkiye. Avrupa’yla pazarlıklarında elini güçlendirmek için İzmir’den ikinci sınıf botlarla, beş para etmez can yelekleriyle denize saldı, binlerce mülteciyi. Ve Avrupa’ya bazı taleplerini kabul ettirmeyi de başardı sonunda... 

Almanya, pazarlıkların merkezindeydi. Suriye’deki bazı planlarını gerçekleştirmesi kaydıyla, Türkiye’ye bazı tavizler ve fırsatlar sunmayı kabul etti. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu çerçevede, Avrupa Birliği müzakerelerine katılmak üzere Brüksel’e gitti. Alman Şansölyesi Merkel de iki kez Türkiye’ye geldi. Masada “göçmenler” vardı; etrafında çatal bıçakları ve şık peçeteleriyle oturmuşlardı. Şansöyle Merkel, ortağı Erdoğan’a 3 milyar Euro teklif etti. Erdoğan, parayı az buldu, pazarlığı kızıştırdı, “Vallahi otobüslere doldurur göndeririz ha!” dedi. Bu “sohbet”, insan canı hakkındaydı; bu pazarlık, öncesi ve sonrasıyla, zaten binlerce insanın canını almıştı; dikkat buyrun...


Tablonun öbür yüzü: Rojava

Tablonun bir de, kimsenin görmediği bir başka yanı var: Rojava’daki göçmenler... Rojava Kürdistan, son 5 yılda can güvenliği ve sağlıklı yaşam için -tüm sorunlara rağmen- en iyi yer oldu. Bu nedenle de yüz binlerce Kürt ve Arap, Halep ve çevresinden, Rakka, Şam Siwêd gibi yerleşimlerden Rojava’ya göç etti. 

Demokratik Özerk Yönetim İnsani İşler Organizasyonu Bürosu’na göre, Suriye’nin çeşitli bölgelerinde yaşayan 800 bine yakın insan, Rojava kantonlarına göç etti. Bu göçmenlerden 290 bini Efrîn Kantonu’na, 310 bini Cizîr Kantonu’na yerleşti; 200 bini ise çete saldırılarından önce Kobanê Kantonu’nda kalıyordu.

Rojava’da göçmenlerin büyük bölümü kentlerdeki evlere yerleşti; ancak bir kısmı kamplara yerleştirildi. Özerk bölgede 2014-2015 yıllarında dört göçmen kampı düzenlendi. Şu anda ise yeni bir kamp daha inşa ediliyor.

Şimdi bu kamplara tek tek bakalım:


Newroz Kampı

DAİŞ çetesi, 3 Ağustos 2014’te Şengal’e saldırdığında yüz binlerce Êzîdî Rojava’ya göç etti. Rojava yönetimi, Êzîdî göçmenleri yerleştirebilmek için hemen, aynı ay içinde Newroz Kampı’nı oluşturmaya başladı. Bu kampta göçmenlerin hemen hemen tüm ihtiyaçları karşılandı.

Newroz Kampı’na ilk aylarda 125 bin Êzîdî yerleştirilmişti. Daha sonra Rojavalı yurttaşların desteğiyle kampta yaşayanlardan birçoğu Tirbesipiyê, Amûdê ve Hesekê gibi kentlerde, evlere yerleştirildi. Şu anda Newroz Kampı’nda yaklaşık 600 aile ya da 3 bin 400 Êzîdî ile 50 Arap yaşıyor.

Özerk Yönetim, kampın su, elektrik ve gaz gibi ihtiyaçlarını karşılıyor. Kampta okul ile sağlık ve kültür merkezleri açıldı. Ancak yönetimin tüm ihtiyaçları karşılama imkanı bulunmuyor.

Kamp sakinleri, birçok defa seslerini uluslararası yardım örgütlerine duyurmaya çalıştı. Fakat hiçbir konuda cevap gelmedi. Kamp sakinlerinden Nûrî Seîd, kampta durumların iyi olmadığını, kış mevsiminin ise tam anlamıyla bir çile olduğunu ve büyük zorluklar yaşadıklarını söyledi. Kinê Qasim, insani yardım malzemelerinin gönderilmesi talebinde bulundu.


Roj Kampı

Bu kamp, Dêrîk bölgesinde, Girê Reş köyünde, 24 Şubat 2015’te düzenlendi. Kampa ağırlıklı olarak DAİŞ çetesinin barbarlığından, Musul, Zumar ve Rabia bölgelerinden kaçmış Iraklılar yerleştirildi. Bazıları da Til Hemis, Til Berak, Dêr El-Zor ve Qoneytra bölgelerinden göç edenlerden oluşuyor. 

Kampta 2 bin 50 kişi yaşıyor. Bu kampın ihtiyaçları, Demokratik Özerk Yönetim tarafından karşılanıyor. 14 kişi de kamp hizmetleri için görevlendirildi. “Nrc- irc-save the children- mercy” isimli Avrupalı yardım kuruluşu, bazen kampa yardım malzemeleri gönderiyor.


Mebrûka Kampı

Mebrûka Kampı, 12 Aralık 2015’te Serêkaniyê’ye bağlı Mebrûka kasabasında, 3 kilometrekarelik geniş bir araziye kuruldu. Şimdiye kadar kampta açılmış 32 çadır var. Ancak 4 binden fazla Iraklı göçmen, kamp için adını yazdırmış durumda. Fakat henüz tam anlamıyla hazır hale getirilmediğinden 600 aile kampta kalabiliyor. 

Serêkaniyê Göçmen İşleri Organize etme Bürosu üyesi Elai Mecîd, şöyle diyor: “Her bir bölmede 60 çadırın açılabileceği şekilde kamp 4 bölmeden oluşuyor. Yeterli imkanların olmayışından ötürü sadece 32 çadır açabilmiş durumdayız. Münbic ve Rakka halkı özellikle yardım talebinde bulunuyor. O nedenle önümüzdeki günlerde kamptaki nüfus sayısı artacak. Kamptaki ihtiyaçların büyük çoğunluğu Özerk Yönetim tarafından yerine getiriliyor. Kamp yerinin hazırlanması için 8 milyon Suriye Lirası harcandı. Günlük olarak da kamptaki halkın yemek, mazot, su gibi ihtiyaçları için harcama yapılıyor.”


Rûbar Kampı

Ezaz’a bağlı Ixterîn ve Dodyan köylerinde çatışmaların şiddetlenmesiyle, Ağustos 2014’te, her iki köyde yaşayan halk Efrîn Kantonu’na göç etti. Efrîn Kantonu Toplumsal İşler Konseyi, 27 Eylül 2014’te Rûbar Kampı’nın inşasını tamamladı.

Son süreçlerde Şehba bölgesinde boy veren şiddetli çatışmalar nedeniyle binlerce aile, Efrîn Kantonu’na akın etti. Efrîn’e göç eden yurttaşların büyük çoğunluğu Rûbar Kampı’na yerleştirildi. Kamp tıka basa dolduğundan kimi aileler Raco’daki Qetmê ve Kefer Cenê köylerine yerleştirildi. Toplumsal İşler Konseyi’nin verdiği bilgilere göre, Suriye’de başlayan savaş sürecinden bu yana 290 bin kişi Efrîn’e göç etti.

Toplumsal İşler Konseyi Başkanı Arife Bekir, şöyle diyor: “Hiçbir yardım kuruluşu göçmenleri ziyaret etmedi. Efrîn Kantonu’na hiç destek verilmedi. Uluslararası yardım kuruluşlarına göçmenler adına yardım çağrısında bulunuyorum. Efrîn 3 yılı aşkın bir süredir kıskaçta ve yardım temin etme koşulları çok zor.”

Rûbar Kampı’nda, uzun süre önceye kadar göçmenlerin tüm ihtiyaçları Kanton Yönetimi ve yurttaşlarca karşılandı. Bazen de Kürdistani yardım kuruluşlarının yardımları bölgeye ulaştı. UNICEF ve diğer uluslararası yardım kuruluşlarına birçok kez başvuru yapıldı; ama hiçbirinden sonuç çıkmadı. Birleşmiş Milletler de şimdiye kadar Rûbar Kampı’nı resmi olarak kabul etmedi.


Nüfusun yüzde 30’u ama hiç kimse görmüyor!

Rojava’nın nüfusu, yaklaşık olarak 3 milyon. Bu süreçte 800 bin civarında göçmen de Rojava’ya yerleşti. Bu, Rojava nüfusunun yüzde 30’u gibi çok büyük bir rakama tekabül ediyor. Oranları karşılaştırdığınızda görülüyor ki, Rojava’da Türkiye’nin 12 katı göçmen bulunuyor! Şöyle düşünülebilir: Eğer Türkiye’ye 22 milyon göçmen yerleşseydi, işte o zaman şartlar eşitlenirdi!

Denilebilir ki, Rojava savaşa konu ülkenin sınırları dahilinde bulunuyor. Doğrudur; fakat gerçek, bununla anlaşılamaz: Rojava’nın tek başına bu yükle gerçekten başa çıkması imkansız görünüyor. Uluslararası yardımların Rojava’da bulunan göçmenlere de yöneltilmesi gerekiyor. Rojava bu sorunu pazarlık masasında bir şantaj unsuruna dönüştürmüyor, dönüştürmesi onun ilkelerine, insani ve ahlaki-politik duruşuna aykırı olur; ama dünya halklarının bu gerçeğe göre pozisyon alması, eylemlerde bulunması gerekiyor.

Rojava’daki dört kampın yetkililerinden aldığımız verileri bir araya getirdiğimizde anlaşılıyor ki, bu kampların ihtiyaçları için aylık en azından 200 milyon Suriye Lirası katkıya ihtiyaç var. 

Avrupa devletleri, sınırları dahilinde sosyal sorunlar (mesela göçmenlerin yaşam alanlarını daraltması gibi!) ortaya çıkmaması için azami dikkat gösteriyor, tel örgülerini yoğunlaştırıyor. Peki bu insanların, kamplarda yaşam mücadelesi verenlerin canını, yaşamını, kentini kim umursuyor? 


NESRİN EBDO/ANHA