Rojava üzerine daha fazla tartışmamız ve tutumlarımızın giderek netleşmesi ve bilinir kılınması gerekir. Çünkü mevcut haliyle Rojava devrimi Kürtler ve siyasi yapılanmaları açısından turnusol kağıdı rolünü oynamaktadır.

Rojava’da Kürtlerin önüne tarihi bir fırsat çıktı. Kürtler de bunu değerlendirip yönetimlerini ellerine aldılar ve kendilerini kitlesel olarak örgütlemeye başladılar. Türkiye’nin kuşatma, çeteleri üzerine salmasına karşı silahlı olarak da örgütlendiler ve kendilerini savundular. Toplumun tümü şu veya bu şekilde direnişe, savunmaya ve örgütlenmeye katıldı. Bu anlamıyla gerçekten halka dayanan ve toplumsal dönüşümü başlatan bir devrim oldu.
Rojava devrimi tüm Kürdistan’da heyecan ve coşkuyla karşılandı. Halkta büyük bir moral ve özgüvenin gelişmesine katkı sundu. Genelde tüm Kürdistanî güçler tarafından olumlu karşılandı, desteklendi. Bu destek ve heyecana uzak veya mesafeli duran parti KDP oldu. KDP ağırlıklı olarak çekiç güç ve Saddam’ın ABD tarafından devrilmesinden sonra ancak Güney’de ayakta kalabildi ve federasyona gidebildi. Bu dünyanın gözü önünde oldu.
ABD’nin Saddam’ı devirmesi ve Güney’de federasyon ilan edilmesiyle Kürt halkının mevzi kazanmasından rahatsız olan Kürt hareketleri olmadı. Farklı görüşler ve karşılıklı tartışmalar, eleştirler olsa da federasyona gidilmesine kimse karşı çıkmadı, egemen güçlerle aleyhine çalışılmadı.
Rojava devrimine ve Kürtlerin kendilerini örgütleyip statü oluşturmalarına KDP karşı durdu. Ne ulusal ne de uluslararası alanda sahiplenmedi. ABD dahil birçok devletle resmi ilişkileri vardı. Normalinde bu ilişkileri ve gücünü Rojava’daki direnişin ve kazanımların arkasına koyması gerekirdi. KDP bunu yapmadı. Nedeni ise PYD’nin oradaki kitlelere ve direnişe öncülük yapmasıydı. PYD’yi de bir Kürt hareketi olarak kucaklaması ve dostluk kurması gerekirken dışlamaya ve etkisizleştirmeye baktı.
PYD sayın Öcalan’a ve hareketine daha yakın diye onları zorlamaya, sınır kapısını kapatıp zayıflatmaya, cezalandırmaya çalıştı. Rojava’da gücü ve direnişi olmayan El Parti ve Azadi gibi güçleri öne çıkarmayı ve finanse etmeyi görev edindi. Bu hareketler de tamamen aile çevrelerine dayanan, gerçek anlamda siyasi bir karekteri olmayan yapılanmalardı. Bunlar KDP’nin eli altında olan ve ona ters düşme gücü olmayan çevreler. KDP bunları El Kaide uzantısı güçlerin saldırıları karşısında direnişe davet etmedi. Rojava’yi sahiplenme ve koruma yerine kendi çizgisinde ve kontrolünde olmasını kendisi için öncelikli bir sorun olarak gördü.
Daha önceki bir yazımızda diğer parçalarda KDP’ye dayanarak ve onun desteğinde gelişmiş bir hareketin olmadığını belirtmiştik. Tüm Kürt hareketlerini güdükleştirmeye ve kontrollerine almayı öncelik olarak bellemişler. Öyle olmasaydı Kürtlerin önüne gelen bu tarihi fırsatı böyle riske etmezlerdi. Kendileri için federasyonu hak olarak görüyorlar. Ancak Rojava için bir statüyü de çok görüyorlar. Tüm Kürtlerin ortak bir yönetim altında, kendi statüleri adına Cenevre konferasına katılma imkanı varken, kendilerine yakın duran bazı örgütlerin Arap muhalefetiyle ortak katılmalarını benimsediler. ABD ve Türkiye’nin de istemleriyle Kürtlerin kendi adlarına katılmalarına engel olmaya çalıştılar.
KDP’nin bu tutumuna Kürdistanlı aydınlardan, örgütlerden ve basından da yeterince tepki gelmedi. Bu tarihi fırsat kaçırılır, Kürtler süreçte zarar görürse bunun hesabını kim, nasıl verecek? Kürdistanî güçlerin bu konularda daha duyarlı olmaları ve tarihi firsatların kaçmaması için kıyameti koparmaları gerekirdi. Güneydeki federasyona methiye dizenler, destekleyip sahip çıkalım diyenler Rojava için neredeler? Rojava Kürdistan’a ait değil mi, o da Kürt halkının bir kazanımı değil mi? Bu sessizlik ve ilgisizliğin sorgulanması gerekir.
AKP’li Kürtlerden demokratik ve Kürdistan’a sahip çıkacak çıkışlar beklemiyoruz. Ancak Kürdistanî olduğunu söyleyenlerin Rojava üzerine oynanan bu oyunlara böyle suskun ve seyirci kalmaları da anlaşılır değildir. KDP hayranlıkları olabilir ama tarihsel sorunlara tarihsel kaygılarla yaklaşılır. KDP’nin siyasi çizgisi aslında herkes tarafından az çok biliniyor. Sorun bu değil. Sorun siyasi çevrelerimizin ve aydınlarımızın devrime ve demokrasiye ne kadar bağlı olup olmadıklarıdır.
Türkiye, Rojava’da Kürtlerin bir statüye sahip olmalarına karşıdır ve önünü kesmeye çalışıyor. KDP’nin de oradaki statüye karşı tutum almasına ve Türkiye ile aynı pozisyona düşmesine sessiz kalanlar bu karşı ittifakin bir parşası olacaklardır. Sonuçta da Kürt halkı direnişiyle hakkı olan kimlik ve statüsüne kavuşacaktır.