Rojava Devrimi henüz yeni yeni örülürken, Berçem de ikincilikle kazandığı Marmara Üniversitesi Gazetecilik bölümünde öğrencidir. Kürt, Kürtlük ve Kürdistan hakkında bir fikri vardır ama hazır İstanbul'da üniversite kazanmışken keyfini de çıkarır bir yandan. "Tamam, üniversiteli olmak, sevdiğim bölümü okumak ve Amed'ten gelip İstanbul'da yaşamak kulağa güzel geliyordu da bir taraftan da Kürdistan'ın bir parçasında 16-17 yaşında genç kadınlar, kadın, doğa ve insanlık düşmanı bir örgüte karşı savaşıyordu. Ve benim içim içimi yiyordu bir yandan" diyerek anlatıyor, yaşadığı çelişkiyi 24 yaşındaki Berçem. "O gencecik kadınlar kendini yeniden yaratıp dünyanın en vahşi güruhuna karşı savaşırken ben; okulda, evde, annemin dizinin dibinde konforlu bir hayat sürdürmeyi ne ahlaki ne de vicdani buluyordum" diye ekliyor, YPJ'ye katılımının gerekçesinin devamında. 

Zaten kısa bir süre sonra da, "Bu kadınların içinde olmalıyım ve savaşmalıyım" diyerek kararını verip Rojava'nın Cizîrê Kantonu'na geçer Berçem. Mebruka ve Til Hemis Hamlelerinde yeni savaşçı olduğu için sıcak çatışmaların yaşanmadığı geri cephelerde yer alır ve daha sonra da DAİŞ çetelerinin sınırına dayandığı Kobanê'ye yoğun dayatmaları sonucu geçer. Çünkü komutanları Berçem'i, gazetecilik okuduğundan YPG Basın Birimi'ne aldırtmayı düşünüyordur esasında. Berçem, "Ben savaşçıyım, savaşmaya, cephede olmaya geldim. Bu yüzden katıldım yoksa zaten okulumu okur ve gazetecilik yapardım" diyerek Kobanê'ye savaşçı olarak geçer. Kobanê kent direnişinde çok istediği gibi savaşçı olarak yerini alır.

Sürekli gülen yüzü var Berçem'in; çetelerin sızma haberini verirken de, ağır bedeller verilerek düşürülemeyen Kobanê direnişini anlatırken de... "Katılım yapmadan önce yaşamın, mücadelenin, kadın olmanın pek bir karşılığı yoktu bende. Ama Rojava'da hakikat öyle bir çarptı ki yüzüme; başta çok zorlandım aslında. Savaşmak, sürekli kendini yeniden yaratmak zorluyordu ilkin. Bu da ideolojimin zayıflığımdan geliyordu. Katılımım vicdani olmuştu çünkü. Bir süre sonra insan her şeyi anlamlandırmaya başlıyor. Her şeye mana yükleyebiliyorsun. Sonra fark ediyorsun ki, ideolojin güçlendikçe savaşma nedenin de güçleniyor. İdeolojiyi güçlendirmezsen eğer, ne buyur ettiğin savaşa ne de mücadeleye anlam veremezsin. İdeolojin güçlendikçe sözün, kelimenin kıymetini, güzelliğini keşfediyorsun. Bazen gitmek istediğim oluyor. Yaşadıklarımız, tanık olduklarımız ağır gelebiliyor. Gitmek derken öyle eve gitmekten söz etmiyorum. Gitmek işte..." diyor. 

"Sonra aklına burada kadın düşmanı çetelerin şehit ettiği kadınlar geliyor. Onlara olan bağlılığın ve sözün aklına düşüyor ve sonra ayağa kalkıp yürüyorsun tekrar. Şehadetleriyle kendini yeniden yaratıyorsun" derken de gülüyor. Kahkahası bol kadınlardan Berçem ve devam ediyor: "Kendimi hiç olmadığım kadar özgür hissediyorum mevzideyken. Evdeyken, gece oldu mu dışarı çıkamazdım. Toplumsal baskı, namus algısı yüzünden. Çıksam da yanımda mutlaka bir erkek olmalıydı. Ne kadar büyük bir çelişki değil mi; bir erkekten gelebilecek tehlikeden korunmanı başka bir erkek sağlıyor. Birinden kaçarken diğerine sığınıyorsun." 

Cümleleri, Berçem'in İstanbul'da okuyan genç bir kadınken, Rojava'da savaşan bir kadına dönüşmesinin onu nasıl yeniden yarattığını da gösteriyor. Emekçi kadınlara onurlu ve kadınca devrimci selamlarını gönderirken de, "Bizi unutmasınlar, YPJ gerçekliğini unutmasınlar, araştırsınlar, devrimi ancak böyle yaşayabiliriz" derken de yine o sıcacık gülümseyişiyle bizi uğurluyor.