Kader Erten, yüzbinlerce çocuk gelinden sadece biri. 12 yaşında evlendirildi, iki çocuk doğurdu ve 14'ünde öldü/rüldü. Adından türetilen başlıklar okuyucunun ilgisini çektiği için mi  anlayamadım ama tüm medya bu olayı konuştu. Yaşını, kendi isteğiyle evlenip evlenmediğini tartıştı. Yalandan ‘ah vah’ etti. Sonra, sonrası bir şey değil. Her zamanki gibi soruşturma açılacak ve bir şekilde kapanacak. Ama çocuk gelinler dramlarını yaşamaya devam edecekler. Üstü örtülü bir şekilde cinsel istismara onay verilecek ve hiçbir şey değişmeyecek. Çünkü kurulu çarkı değiştirecek bir irade yok ortada.

Kader akıllara düştüğünde sohbete bir misalle devam edilecek çoğu kere. "Misal, benim annem Kader’in öldüğü yaşta evlenmiş, sene 1954. Hemen hamile kalmadığı için kadınlığından şüphe etmiş kocasının ailesi ve eziyet görmüş bu nedenle. Nihayet hamile kaldığında çocuklarını ahırda, kapı önünde, tarlada doğurmuş. Bu gün karnındakini yarın sırtında götürmüş tarlaya. Hiç doktor yüzü görmemiş ne kendisi ne bebeleri. Bir buçuk yaşında kaybettiği ilk bebeği, geldiği gibi sadece annesini acıtarak ayrılmış dünyadan. Mezarı bile kalmamış sonraya…"
Bu hikayeler, bu coğrafyanın hikayeleri evet. Ve milyonlarca anlatılabilir. Ancak, otuz, kırk, elli yıl öncesine ait hikayeler bu günün karşısına normalleştirme malzemesi olarak çıkartılıyorsa, dün o eziyeti yaşayan anneler bugün çocuklarına aynı yazgıyı reva görüyorlarsa, "biz daha nelerini yaşadık, şimdikiler nazik" diyerek, kadınların insanca yaşama isteklerini yine kadınlar hor görüyorlarsa, "bilmeyerek" yaptıklarını söylemek mazeret olabilir mi? Bu bir kıskançlık demek de yetmez elbet. Konuyu kapitalizme de, devlete de, gerici erkek egemen kültüre de götürmeden yapılacak açıklamaların ve çözüm önerilerinin ayaklarının havada kalacağı da.  
Öte yandan, çocukların cinsel istismara maruz bırakılmaları çocuk yaşta evlendirilmeleri ile de sınırlı değil. Birkaç gün içinde olanlara bakın: Afyonkarahisar’da çocuk evinde kalan kız çocukları taciz ve tecavüze maruz kaldıkları için soruşturma ve tutuklamalar oldu. Yine Şırnak, Diyarbakır ve Van’da bir fuhuş operasyonu yapıldı birkaç gün önce. İki kız çocuğu fuhşa zorlayan bir çete yakalandı ve 8’i asker 28 kişi tutuklandı. Tutuklanmayanlar arasında polisler ve resmi görevliler de var üstelik… Bu olaylar sayılamayacak kadar çok, bunu da biliyoruz.
Hemen N.Ç olayını hatırladınız eminim. Utanç davası olarak kayıtlara geçen N.Ç davasında Yargıtay tarafından verilen kararı da hatırlarsınız zannımca. 12 yaşında bir çocuğun fuhuş için rızasını tartışan bir Yargıtay ve toplum varken, bu olayların önlenebileceğine inanmak mümkün olabilir mi?
Toplumun ikiyüzlü bakışını bir kenara bırakarak diyebiliriz ki, kadınlara ister zorla evlendirilmek yoluyla, ister fuhuş yoluyla dayatılan şey aslında aynı. Her ikisinde de cinsel istismar ve çalınan bir hayat söz konusu. Ve milyonlarca hikayeden pek azı çekebiliyor medyanın dikkatini.
Özellikle belli bazı kültürlere ya da sınıfa mensupsanız, bu cenderelerden kurtulmak da, özgür bir hayat sürmek de zor. Kader gibi ölüp "kurtulmak" ya da işkence bir hayatı sürdürmek  dışında tercihlere ulaşmaksa mucize gibi. Ve özgürleşme mücadelesinde, hayata katılmada erkek şiddetini geçseniz, devlet şiddetine takılıyorsunuz. Başarılamaz mı derseniz, elbet başarılabilir. Hem tarihe kaydolarak, hem de tüm ezilenlerin sevgisini ve saygısını kuşanarak, hem de hayın ölümlerin  söndüremediği bir ışık olarak… İşte, Sakine Cansız… İşte 15 Ocak 1919'da katledilen Rosa Luxemburg.