Selma Akkaya / Paris


Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün yapmış olduğu basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasından 154. sırada yer alan, basını sansürlenmiş bir ülke. Son bir yıl içerisindeki uygulamalar, kapatma cezaları ve tutuklamalarla bu sıralamada daha da gerilere doğru gidildiği açık. Türkiye’deki gazeteci örgütleri ya da sendikalarının yöneticilerinin neredeyse  insan hakları derneğine döndüğü ve aylardır her gün adliye önlerinde oldukları bir süreç yaşanıyor.   Her gün bir gazeteci ya gözaltına alınıyor ya tutuklanıyor. OHAL’den önce de bu böyleydi. Geçtiğimiz günlerde buna Fransız gazeteci Mathias Depardon da eklendi ve Batman’da gözaltına alındı. 8 Mayıs’ta ‘karakolun fotoğrafı çektiği’ iddiasıyla gözaltına alınan gazeteci 21 Mayıs’ta başlattığı açlık grevine konsolosluk yetkilileriyle görüşmesi ardından 27 Mayıs’ta sona erdirdi. 

Basın örgütleri ne yapıyor?

Türkiye’de gazetelerin bombalandığı, gazetecilerin ve dağıtımcıların kurşuna dizildiği, işkence edildiği, öldürüldüğü bir ülke tarihine sahip. Bu ülkede basın ve ifade özgürlüğü zaten problemliydi. Basın ve ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması, gözaltındaki ve tutuklu arkadaşlarımızın serbest bırakılması için günlük çağrılar sürekli yinelenirken, en büyük gazeteci örgütü Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü RSF ve diğer uluslararası basın örgütleri ne yapıyor? 

Rapor var gerisi yok

Türkiye ve dünyanın değişik coğrafyalarında yaşanan hak ihlalleri ve tutuklanan gazeteciler hakkında rapor tutma konusunda hiçbir örgütün problemi yok. Başta da RSF’nin. Basın-yayın alanında hak ihlallerine maruz kalmış olan basın emekçilerinin durumlarına dair veriler raporlara yansırken, RSF başta olmak üzere basın örgütlerinin en etkin harekete geçiş süreçleri daha çok yine popüler isimler üzerinden oluyor. 

Popüler mi olmak lazım!

RSF’in dünya medya çalışanlarına seslenmesi için ya Can Dündar, Erol Önderoğlu olacaksınız ya da edebiyat dünyasının tanıdığı Aslı Erdoğan. Sorun bu kişilere dair yürütmüş oldukları kampanyalarda değildi elbet. Basın yayın dünyasında adınız duyulmamış bir gazeteciyseniz ya da devrimci basının emekçileriyseniz raporlarda istatistiki veri dışında adınızdan söz eden olmuyor. 

Eutelsat’a karşı neden sessiz?

Örneğin RSF gibi Eutelsat’ın merkezi de Paris. Eutelsat şirketi ikinci kezdir Kürtlere ait olan televizyon kanallarını tam da RSF’nin raporlarında 154. sırada yer alan Türkiye’nin talebi üzerine kapatma kararı alıyor. RSF, durum karşısında sessizliğini koruyor. 

Çifte standart doğallaşıyor

Aynı RSF, Türkiye’de tutuklu bulunan Fransız gazeteci Mathias Depardon için kendi hükümetine çağrıda bulunurken, anında internet üzerinden bütün üyelerini harekete geçirmeye çağırıyor. Söz konusu basın örgütleri uluslararası devlet fonları ve büyük medya organlarının köşe taşları tarafından finanse edildiğinde bu çifte standardın uygulanması doğallaşıyor. 

‘Kameralarınızı yere indirin’

Genel anlamda gazeteci örgütlerinin faaliyetlerine bakıldığında ise çağımızda rapor yayınlamak ve sosyal medya ağları üzerinde açıklamaların yayınlanmasıyla sınırlı bir hal almış bulunuyor. Oysa dünyanın birçok ülkesinde baskılar had safhaya yükselmiş Türkiye gibi bir ülkede basına yönelik tam bir soykırım uygulanıyor. 

Fransız uydu şirketlerine kadar müdahale edecek bir pervasızlığa ulaşılan bir ortamda, Sınır Tanımayan Gazetecinin anlamı, her gün olmasa da bile bir kez dünyanın birçok noktasında çalışan gazetecilere “kameralarınızı yere bırakın ve meslektaşlarınız için alanlara inin” diyecek bir cesaret gerektiriyor. 

Örgütlü duruş şart

Bu yapılmadığı sürece, bu örgütlü duruş sergilenmediği sürece, sadece Türkiye’de Kürt ve Türk basın yayın emekçileri ve  gazetecileri tutuklanmaz, oraya adım atmış gazetecilere kadar bu durum uzanır.