
HDK Heyetindeki milletvekilleri bu saldırıyı yapanların içinde AKP’lilerin de CHP’lilerin de olduğunu söyledi. Her ne kadar iki parti de “biz işin içinde yokuz” deseler de “bize oy verenlerden ve partimize üye olanlardan katılmış olanlar olabilir” diyerek, dolaylı olarak itirafta bulunmuşlardır.
Bu saldırıları yapanlar birden bu hale gelmemişlerdir. Hiç kimse “hadi dışarı çıkın, saldırın” denildi, diye bu saldırıların içine hemen balıklama atlamaz. Bu saldırılara katılanlar yıllardır televizyon ve gazetelerle yönlendiriliyorlar. Bunun sonucu da insanlar Kürt siyasetçiler, Sosyalistler, Aleviler ya da diğer etnik ve dinsel topluluklara düşman oluyorlar. Bu düşmanlığı yaratan devlet ve hükümet politikalarıdır. Bunların izledikleri eğitim politikalarıdır.
Son yıllarda Başbakan sabah-akşam oturup kalkıp Kürtlere, BDP’lilere küfür etmektedir. Kendisi dışında herkesin ne kadar kötü olduğunu vaaz ediyor. Özellikle BDP’lilerin neler söyledikleri hala hafızalardadır. Yandaş basının bugün saldırıya uğrayan BDP milletvekillerini nasıl hedef gösterdiği bilinmektedir. AKP, Başbakan, Bakanlar ve yandaş basın yıllarca öyle bir dil kullandılar ki, BDP’liler bir numaralı düşman haline getirildiler. Bir zamanların Komünizm düşmanlığının yerini BDP’liler aldı, Kürtler aldı. Şimdi HDK’liler aynı biçimde hedef olmuştur. Başbakanın danışmanları HDK’nin KCK gibi olduğunu söyleyerek hedef göstermişlerdir. Bu açıdan HDP Heyetine saldırının düşünsel temelini en başta da AKP oluşturmuştur. MHP’yi saymıyoruz. Çünkü MHP bunu kendine görev bilmiştir. Bunu da açıktan her gün yapıyor.
BDP’yi dünyanın en kötü insanları ilan et, sabah-akşam en ağır şeyleri BDP için söyle, bunlar Türkiye’nin düşmanıdırlar, her türlü kötülüğün kaynağı bunlardır de, sonra da kalk onlar seçilmiş milletvekilleridir, toplantı yapmaları haklarıdır, bu nedenle bunu kabul edeceksiniz, demek yaman çelişkidir. Amiyane deyimle “bu ne perhiz bu ne lahana turşusu”. Böyle bir Başbakan ne kadar inandırıcı olabilir? Bir süre önce idamdan söz etti, şimdi ise heyetleri Kürt Halk Önderinin ayağına gönderiyor. Tüm bunlar AKP’nin inandırıcılığını ortadan kaldırmıştır. Başbakanın her söylediğinde bir oyun var algısı ortaya çıkmıştır.
Türkiye’de her işi karmaşıklaştıran AKP’nin bu politikalarıdır. Hiç kimse AKP’nin ne dediğinden bir şey anlamıyor özel olarak kafa karıştırmak için politika izlendiği, kafa karışıklığı yaratmak için konuşulduğu akla geliyor. Son yıllarda AKP ve Başbakan o kadar zehirli dil kullandı ki, en yakınında olanlar bile eleştirdiler. Liberallerin önemli bir kısmı AKP saflarından uzaklaştı. Başbakan öyle şeyler söylüyordu ki, duyanlar kulaklarına inanmıyorlardı. Bu düzeyde kirli bir dil kullanıyordu. Şimdi ise Baskın Oran’ın dediği gibi yakında omuzlarında melek kanatları çıkarsa şaşırılmayacak. Çünkü bu kadar ikiyüzlü, gerçek yüzü belli olmayan bir politika izliyor. Aslında biz bu söylem tarzını bir yerlerden tanıyoruz, tüm faşist liderler böyle bir tarzı izlemişlerdir.
Bize göre Karadeniz’de HDK’ye saldırıların bir numaralı faili Başbakan ve AKP Hükümetidir. O söylemlerden ve izlenen politikadan başka bir sonuç beklenemezdi. Çünkü en azından Türkiye’nin yarısı Başbakanı dinliyor. Onun söylediklerine inanıyor. Dolayısıyla da ona göre hareket ediyor. Aslında şuanda geçmişte Sağın kalesi olarak bilinen ve MHP’nin en fazla oy aldığı yerlerde şimdi AKP en fazla oy alıyor. Erzurum, Kayseri, Çankırı, Yozgat gibi yerlerde en fazla AKP’ye oy veriliyor. Çünkü AKP’nin söylemleri onlara uygun geliyor.
Kuşkusuz Sinop’taki saldırıdan CHP de sorumludur. Ulusalcı denen CHP’lileri dinleyenler, en az MHP kadar Kürt düşmanı olurlar. Kürtlere dostluk besleyenleri de düşman görürler. Onur Öymen gibi Türkiye’nin Kürtlere uyguladığı her şeyi savunan, Kürtleri eritmeyi ulusalcılığın ve CHP’nin birinci görevi görenlerin zihniyeti bu tür saldırganları yetiştirmektedir. Sinop’ta Belediye Başkanlığını CHP kazanmıştı. CHP’nin Kürt düşmanı zihniyeti Kürt sorununun çözümünü isteyen HDK’yi de düşman hale getirmiştir.
CHP’liler de AKP’yi suçluyor. Bunlar da samimi değildir. CHP Kürt sorununa nasıl yaklaştığını sorgulamadan bu saldırılardan kendisini sıyıramaz. Çünkü Türkiye’de hala Kürt sorununda bu kadar şovenist yaklaşımın varlığından ve Kürtlerin hak istemesinin bölücülük olarak görülmesinden birinci derecede CHP sorumludur. 1970’li yıllarda olduğu gibi CHP klasik politikalarından biraz uzaklaşsa da, devletle karşı karşıya gelen durumlar yaşasa da hala kendisini devletin bir numaralı savunucusu görmesi, Kürtleri asimilasyon ve kültürel soykırımla yok etme stratejisini savunması, Sinop’taki gibi saldırılara ideolojik temel oluşturmaktadır. Bu açıdan bu konuda şuanda hükümet olan AKP’den bir farkı yoktur. CHP, AKP ile ruh ikizidirler. AKP’nin söylemleri ne kadar BDP karşıtlığı ve düşmanlığı yaratıyorsa CHP’nin ideolojik ve politik duruşu ve söylemleri de Kürt düşmanlığı yaratmaktadır. CHP’nin bir kısım tabanının böyle olmaması bu gerçeği değiştirmez. Çünkü CHP’nin genel politikası hala Deniz Baykal politikasıdır. Özellikle başta Karadeniz olmak üzere bazı yerlerde tabanı şekillendiren bu zihniyettir.
Bu nedenle ortada yeni bir CHP yoktur. Hatta Türkiye’de gerçek bir demokratik hareketin ortaya çıkmasının önündeki temel engel CHP’dir. Anlaşılıyor ki, CHP aşılmadan, CHP’nin bu zihniyeti değişmeden AKP ve MHP gibi güçlere karşı da etkili bir demokratik mücadele yürütülemez. CHP herhalde devletin ve derin devletin Sol ve Demokrat bir muhalefetini ortaya çıkmasını engellemek için yaşattığı, desteklediği bir partidir. Bu nedenle özel savaş devletinin en önemli dayanak noktalarından biri de CHP’dir.