
Her türlü şiddeti bizlere reva gören bir iktidar...
Her türlü yıkımı kendine görev bilen bir siyaset…
Her türlü zulüm ve baskı seviciliğine soyunmuş bir hükumet
Her türlü ahlaki rezaleti kendine hak gören bir politika...
Nerede kalmıştık?
Bilemiyorum ama beyaz perdeye düşen siyah bir gölge “o kadar siyah ki” hiçbir şey görünmüyor. Göremiyoruz. Görmüyoruz.
Her şeyi yok ettikleri gibi sinemayı da kendilerince yok etmek için ellerini, kolları sıvamışlar ve yola koyulmuşlar. Nereye baksan yağmalanan bir doğal güzellik ve yok olan moral değerler... Nerede dursa dipsiz kuyu...
İktidarın desteklediği ya da ısmarlayarak yaptırdığı onlarca sinema projesinin isimlerini sırasıyla yazmayı, gerekli görmüyorum. Tarih, kuşkusuz bu beyaz perde projelerine hak ettiği değeri verecektir. Ne yapsalar bir türlü tutmayan; “bir proje sineması.” Nereden bakılsa nafile. Nereden izlesen kof, çürük.
Kentler yakılıp yıkılırken, on binlerce insan yerinden yurdundan edilirken, zindanlar dolup taşarken...
Nerede bir Kürt siyasetçi var; yok et, sürgün et, işkence et, her türlü yaşam hakkını gasp et...
Emek dünyasında; hak arayanlara kelepçe, sürgün, işten at, sokak ortasında dayaktan geçir, aç bırak, iftira at, izi kalsın, intiharlarını izle...
Kadını yok say. Öldürt; izle. Dövdür; destekle. Yaptığın her şey gibi, kadın hakları konusunda da dünyaya madara ol...
Öğrenciyi kov, korku sal, sindir, dayaktan geçir, ceza evine at...
Sorgusuz sualsiz öldürülen çocukların davalarını yok say... Üstüne, ailelerine cezalar yağdır.
Akademisyenler “adalet” diyecek, sen ceza diyeceksin. Öğretmen “artık yeter” diyecek, sen işinden edeceksin. Öğretmen “barış” diyecek, sen savaş diyeceksin. Barış istemenin cezası, isten atılmak, adliye koridorları, kelepçe, işkence, yalıtılmış ve kıstırılmış bir hayat.
Hırsızlarınıza, devlet protokolü, bol ihale ve bol para, şahane bir hayat, mükafat üstüne mükafat. Belki de bu yüzyılda “barış” istemenin suç olduğu ender bir ülke, Türkiye.
Sinemacılar, “artık yeter, barış hemen şimdi” diyen akademisyenlerin seslerine, imzalarıyla destek verecek. Sen sinemacıları “kara listene” alacaksın. Beyaz perde emekçilerini dizayn etmeye kalkışacaksın.
Bilmelisin ki, sinema; iktidarların borazanı değil bir başkaldırıdır. Sinema; bir tutkudur. Sinema salonlarını tek tek kapatacaksın. Olmadı, himayene alamadığın salonları müteahhitlerine peş kes çektireceksin. Yıkacaksın.
Yerine AVM’ler ve gökdelenler yapacaksın.
Unutmamalısın ki!..
Sinema; direnmektir.
Her türlü hak aramayı yasakla, kana bula. Ama her türlü yolsuzluğu yap ve yok say.
Dört yanımız hırsız. Çalan çalana. Her şeyi “örtülü ödenekle” ört. Bu sayede “hırsızlık” vazgeçilmez bir meslek oldu.
Ne yapsan boş... İnsanlar yalandan boğuldu. Dolandırılmaktan yoruldu. Kandırılmaktan bıktı. Bunların, ne çok yalan-dolanı var.
Görmelisin ki!.. Kötü bir senaryodan iyi film olmaz.
Sinema; gerçektir.
Sinema gerçektir, sinema yaşamdır, sinema aşktır, sinema özgürlüktür, sinema devrimdir, sinema başkaldırıdır, sinema adalettir, sinema barıştır, sinema tutkudur, sinema umuttur, sinema sevdadır...
Sevmezsen, sevilemez(sin). En büyük öğretidir sevmek. Sev(e)mezsen de, sinema yapamazsın. Önce sevmeyi öğrenmelisin. Sonra hayata tüm çıplaklığıyla sarılacaksın. Sımsıkı. Hayat olacaksın!..
Aklını ve vicdanını unutmayacaksın! Su olacaksın. Hava olacaksın. Toprak olacaksın.
Mesela, tutkuyla bağlanacaksın eşitliğe, özgürlüğe, barışa.
Mesela, adalet duygunu öldürmeyeceksin.
Yalan söylemeyeceksin.
Sus!..
Sinema; yalanı sevmez.
Mesela, bir gülü koparmadan, bir ağacı kesmeden, bir denizi kirletmeden, kokusuna bakacaksın. Koklayacaksın. İçinin en derinliğinde hissedeceksin. Nefesin, hayat kokacak.
Koparmayacaksın, kırmayacaksın, kesmeyeceksin, dökmeyeceksin, öldürmeyeceksin…
Yapma!..
Sinema; can verendir.
Mesela “hep bana, hep bana” demeyeceksin ya da “yaparım oldu-olur” da demeyeceksin.
Dinlemeyi öğreneceksin. Eline ve aklına her geleni yapamayacaksın.
Yapamayacaksın.
Dur!..
Sinema; başkaldırıdır.
Gülmek yakışmıyor sana, insanlığından utanacaksın.
Yaratılan kaosa inat güleceksin. Ayıplarından, saçmalıklarından, sansürlerinden ağız dolusu gülenlerden, öğreneceksin.
Gülmek en büyük eylemdir bileceksin.
Sinema; gümbür gümbür güldürür.
Okumak yasak! Yazmak yasak! Düşünmek yasak! Ana dilden konuşmak yasak! Fotoğraf paylaşmak yasak! Sevmek yasak!.. Yasak da yasak...
Unutmamalısın!.. Yasaklar yok sayılır. Yok saydık.
Dikkat!..
Sinema; özgürlüktür.
Heykellerden utanacaksın. Yıktıracaksın.
Gazetecilerden korkacaksın. Zindanlara dolduracaksın.
Müzikte korkacaksın. Susturacaksın.
Sinemadan korkacaksın. Yaptırmayacaksın.
Üç maymun öldü.
Gördüm,
Duydum,
Bildim.
Sinema; aşktır
Korkutacaksan, korkmayacaksın.
Ansızın film başlar ve perdeye düşer direnenlerin resimleri. Beyaz perdenin en beyazında, yürekleri ellerinde direnenler selama durur. Gülümser. Bir koro olur sesleri, kulaklarımızda pası sökülür. Melodinin en güzeli. Göz göze geliriz, heykeli yıkılan Uğur Kaymaz’la, küçücük bedeniyle paramparça olan Ceylan Önkol’a, Gezi’de katledilen bedenlerle, Cizre bodrumunda vahşice öldürülen direnişçilerle... Sanki uzansak dokunacaklar. Sımsıkı sarmalar beyaz perdeye düşen suretler. Isınırız.
Sen (baş)bakansın.
Biz göreniz.
Sinema; yaşamdır.
Yaşatılan acılardan, göz yaşlarına. Dökülen kandan, ölümlere. Savaşın her türlüsünden, yaşanan katliamlara. Daha yetmezmiş gibi dişlerinizden dökülen kan revan şiddete.
Elbette yaşatılan tüm dramlar, geleceğe ışık olacaktır.
Kim bilir belki de siz yoksunuz. Yok oldunuz.
Sinema; devrimdir.
Zulüm etmeyeceksin. Gün gelir devran döner ve sen çeker gidersin.
Sinema; umuttur...